Sivas’ta kanser tedavisinde modern uygulama

Sivas’ta kanser tedavisinde modern uygulama
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birsen Yücel, kanser tedavisinde radyoterapinin yeri, etkinliği ve gelişimi hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda görevli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birsen Yücel, kanser hastalığına ilişkin önemli bilgiler verdi.

Kanserde erken teşhisin hayat kurtardığına dikkat çeken Yücel, radyoterapi (ışın tedavisi) hakkında konuştu.

Yücel, “Radyoterapi, kısaca radyasyon ile tümör hücrelerinin öldürülmesini ifade etmektedir. Yüksek enerjili iyonize radyasyon kullanılarak tümör hücrelerinin öldürülmesi sağlanabilmektedir. İlk defa 1885 yılında Alman fizikçi Wilhelm Conrad Roentgen ‘x’ fotonunu keşfetmesiyle radyoterapinin tarihçesi başlamıştır. Sonrasında radyoaktivite, gama fotonu, alfa partikülü, nötronlar keşfedilmiştir. 1903 yılında Radyum ile ilk defa serviks kanserinin tedavisi yapılmıştır. 1919’da Ragaud kısa dönemde akut reaksiyonlar nedeniyle hastalar kaybedilince fraksinasyon (radyasyonun bölünmüş dozlarla verilmesi) fikrini öne sürmüş ve hastaların tedavileri fraksiyonlarla verilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğunda 1897 yılında Dr. Rıfat Osman ve Dr. Esad Fevzi Osmanlı’da ilk kez x-ışınları üzerine çalışmaya başlamışlar, aynı yıl Askeri Tıp Akademisi’nin fizik laboratuarında bir röntgen cihazı kurmuşlardır. 1903 yılında ise hastaneye daha gelişmiş bir röntgen cihazı kurulmuştur. Dr. Rasih Emin Bey tarafından 1904 yılında yayımlanan raporda 19 hasta üzerinde radyoterapi uygulandığı ve 7 hastada başarı kaydedildiği belirtilmiştir. Tedavi amaçlı üretilen x-ışını cihazının ise ülkemize gelişi 1927 yılını bulmuştur. 100 yılı aşkın kullanılan radyoterapi, tüm kanserli hastaların 3’te 2’sinde kullanılmaktadır. İki şekilde uygulanmaktadır. Birincisi eksternal radyoterapi dediğimiz bir cihaz yardımı ile vücudun dışından uygulanması, diğeri de direkt radyoaktif radyasyonun vücut içerisinde tümörlü dokuya yerleştirilerek yapılan brakiterapidir. Eksternal radyoterapiyi birkaç yolla uygulamak mümkündür. İlk radyoterapi uygulamaları iki boyutlu radyoterapi dediğimiz vücudu iki boyutlu varsayılarak yapılan uygulamalardır. Bu uygulamada vücudumuzdaki organların aldığı radyasyon dozunu hesaplamak mümkün değildi. 1950’lerde geliştirilen kobalt cihazları ile bu uygulama yapılmaktaydı. 1980’lerde geliştirilen linac cihazları ve tomografi cihazları ile üç boyutlu radyoterapi geliştirilmiştir. Böylece radyoterapi planlamasında önemli bir gelişme sağlanmıştır. Radyoterapi planlamasında artık vücudumuzdaki tüm organların aldığı radyasyon dozu hesaplanmakta ve radyasyonun yapmış olduğu yan etkiler daha kontrol edilebilir hale gelişmiştir. 2000’li yıllarda radyoterapideki gelişmeler devam etmiş ve bilgisayar yardımıyla yeni bir teknik daha geliştirilmiştir. Bu tekniğe kısaca IMRT (Intensity-Modulated Radiation Therapy: yoğunluk ayarlı radyoterapi) denilmiştir. Bu teknik ile normal dokuların daha iyi korunması sağlanmıştır. Bundan sonraki adım görüntü eşliğinde radyoterapinin yapılması olmuştur. Hastaların her gün filmleri çekilip planlama filmi ile karşılaştırılarak yapılan bu radyoterapi de hatalar (tekniker hatası, vücuttaki organların yapmış olduğu hareketten kaynaklı hatalar vb.) daha da azaltılmıştır. Bu saydığım farklı tekniklerden dolayı eksternal radyoterapide kullanılan cihazların özellikleri son derece önemlidir. Bizim kliniğimizde eksternal radyoterapi uygulanmaktadır. Kliniğimiz, 2007 yılında linac cihazı ile üç boyutlu konformal radyoterapi, 2015 yılından sonra da tomoterapi cihazı ile yoğunluk ayarlı ve görüntü eşliğinde radyoterapi hizmeti vermektedir. Tomoterapi cihazı ayrıca stereotaktik radyoterapi dediğimiz nokta atışı da yapabilmektedir. Bu haliyle kliniğimizde, günümüze uygun gelişmiş teknolojilerle hizmet verilmektedir” dedi.

bobrek-kanseri-radyoterapi-724x3.jpg

“Radyoterapide, normal dokulara en az zarar verilerek, tümör dokusunun tümüyle yok etmesi amaçlanır. Hasta için tedavinin uygulaması oldukça kolaydır” diyen Yücel,”Hasta cumartesi-pazar hariç haftanın 5 günü tedaviye girer. Tedavi süresi dakikalarla sayılacak kadar kısadır (günlük yaklaşık 1-12 dakika). Hasta film çektirir gibi masa üstüne yatar ve radyoterapi cihazı ışınlar. Tedavinin amacına uygun olarak hasta belli sürelerde tedaviye girer. Radyoreapi üç amaçla uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi küratif amaçlıdır. Yani amaç, hastalığın ortadan kaldırılmasıdır. Radyoterapi burada ya tek başına ya da ameliyat sonrası uygulanmaktadır. Bunun için hasta 25-40 iş günü tedaviye girmektedir. İkinci amaç ise palyatif amaçlıdır. Yani hastanın şikayetlerini azaltmak için yapılan radyoterapidir. Burada özellikle kemik tutulumu nedeniyle ağrısı olan (yüzde 70-80 ağrıyı azaltır), beyin tutulumu olan, nefes darlığı olan hastalarda uygulanır. Hasta burada 1-10 seans tedaviye girmektedir. Üçüncü amaç ise profilaktik dediğimiz koruyucu amaçlı yapılan radyoterapidir. Özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde beyin tutulumunu azaltmak için yapılmaktadır. Nokta atışı dediğimiz tedavilerde ise hastalar genellikle yüksek dozda 1 kez tedaviye girmektedir. Yan etkilerden de kısaca bahsetmek istiyorum. Öncelikle şunu bilmeniz gerekir; hangi bölge ışınlanıyorsa o bölgede bulunan organlara ait, radyoterapi yan etkileri görülür. Örneğin eğer akciğer ışınlanıyorsa yan etkiler akciğer, ösefagus (yemek borusu), kalp, medulla spinalise (omurilik) ait yan etkiler gözlenir. Özellikle radyoterapi sırasında erken yan etkileri kontrol edebilmek için hastayı yakın takip etmek gerekir. Erken yan etkiler, radyoterapi başlangıcından 90 gün içinde görülen yan etkilere denmektedir. Genellikle geçicidir, çoğu zaman kontrol etmek mümkündür. Ancak radyoterapi ile birlikte kemoterapi de uygulanıyorsa genellikle erken yan etkiler artmaktadır. Asıl sorun oluşturacak olan geç yan etkilerdir. Bu etkilerden hastanın korunmasının en iyi yolu, planlama sırasında radyoterapi alanı içindeki organların olabildiğince korunmasıdır. Bu nedenle hastanın tedavi planlaması birkaç gün sürmektedir. Yüzyıllık uygulamanın sonucunda, hastalarda görülen yan etkiler kaydedilmiş ve her organın alabileceği radyasyon dozları hesaplanmıştır. Planlamada bu doz limitasyonlarına dikkat etmek gerekmektedir. Bir radyasyon onkoloğu tüm becerisini burada ve radyoterapi yan etkilerinin etkin kontrolünde göstermektedir. Kliniğimizde tüm hastalar yan etkiler için haftalık kontrol edilmektedir. Böylece yan etkiler erken fark edilmekte ve yan etkilerin tedavileri de erken başlanmaktadır” dedi.

“Radyoterapi kanser tedavisinde ne kadar etkin?” sorusunu da yanıtlayan Yücel, “Bazı hastalıklarda cerrahi kadar etkin olabilmektedir. Örneğin larenks (ses teli) kanserinde özellikle erken evrede ise yüzde 80-90 tümör kontrolü sağlanabilmektedir. Ayrıca prostat kanseri içinde benzer sonuçlar söz konusudur. Baş boyun kanserlerinde, serviks (rahim ağzı) kanserinde, beyin tümörlerinin bazılarında, endometriyum (rahim) kanserinde, prostat kanserinde, cilt kanserinde birçok kanserde etkin bir şekilde radyoterapi kullanılmaktadır. Palyatif tedavilerde oldukça etkindir. Özellikle ağrıyı azaltmada, ağrı kesicilerden daha iyi sonuçlar vermektedir. Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ile radyoterapinin kullanımı da artmıştır” ifadelerine yer verdi.

Kaynak:Adem Sabit Nalbant

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.