USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

BİRİ KADINLAR GÜNÜ MÜ DEDİ?

07-03-2016

Kimi zaman kadın anadır, bacıdır, sevgilidir, yardır, candır. İşlerine gelmeyince de eksik etek, aklı ermezdir. Oysa fıtratının dışında yüklenen roller altında ezilen, itilen, horlanan kadın fedakârdır, cefakârdır. Yavruları ve sevdikleri için bölündükçe bölünür. Parçalanır dağılır. Yine de dimdik ayakta durur. Yuvayı yapan dişi kuştur diyerek kadının yükünü daha da ağırlaştırır ve kutsallaştırırlar.

Bu dünyada kadın olmak, kadın gibi yaşamak ne kadar zor.  Sadece içinde bulunduğumuz çağda değil her devirde de çok zor olmuştur. Beylere sorarsanız kadın olmak çok kolay derler. Hatta keşke anam beni kız doğursaydı diyenler bile vardır. Bir günlüğüne bayanlarla rolleri değişsinler. Eminim bir gün bile zor dayanırlar.

Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910'da Kopenhag'da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda ortaya atılarak kabul edilmiş, birçok ülkede her yıl kutlanmaya başlamıştır. Diri diri toprağa gömülen istenmeyen kız çocukları İslamiyet’le beraber kutsallaşmış değer kazanarak Peygamberimizin cennet anaların ayakları altındadır hadisiyle de yüceltilmiştir. Atatürk dünyada İlk olarak seçme seçilme hakkını kadına verdirmiştir.

Ülkemizde İlk kez 1921 yılında 'Emekçi Kadınlar Günü' olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.  Elbette bir güne sığdırılan kadınlar gününün kutlanması sorunları çözmüyor.  Günden güne daha da artarak sorunlardan oluşan dağlar meydana geliyor.

Türk kadınının, en önemli sorunlarından biri eğitimdir. Türkiye'de eğitim yapan kadınların erkeklere oranı oldukça düşüktür. Türkiye'de okuma yazma bilmeyen kadınların oranı %32 dolayındadır, kadınların yüzde 50'si ise hiç okula gitmemiştir. Ülkemizde okuryazar olmayan bir erkeğe karşın dört kadın okuryazar değildir. Üniversite eğitimli her üç erkeğe karşın bir kadın üniversite eğitiminden yararlanmaktadır.

Erken ve zorla evlendirilmenin eğitimsizlik ve kadının meslek sahibi olmayışı beraberinde yoksulluk ve zor şartlarda hayatını idame eden insanlarımızı getiriyor. Bunun için istihdamın artması gerekiyor. Ülkemizde tam tersi, işsizlik hızla artmaktadır. Bütün sorunların temel kaynağında eğitimsizlik ve geçim sıkıntılarının olmasından kaynaklanmaktadır. Kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanamamış olmaları ve kendi ayakları üzerinde durmalarını zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda erkeğin boyunduruğu altında yaşaması ve sindirilmesine neden olmaktadır. Kocası tarafından terk edilince, kocası ölünce çaresiz kalmaktadırlar. Çünkü evde tek çalışan koca olmuştur. Evinin, karısının ve çocuklarının nafakasını sağlamış ve ihtiyaçlarını gidermiştir. Kadın kocanın getirdikleriyle yetinerek evini idare etmeye çalışmıştır. Düzeni sağlamıştır. Bazı zihniyetlerde kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin sözüyle aşağılanmış ezilmiş her zaman yıpranmıştır.

Dünyada yaşanan savaşlardan en çok etkilenen, zarar gören kadın ve çocuklar olmaktadır.  Ezilerek sindirilmektedir. Ayrı bir sorunda Türkiye'de şiddet gören ya da tehdit altındaki kadınların gidebileceği tek yer kadın sığınma evleri Kanunla, Belediyelere, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açma zorunluluğu getirilmesine rağmen! Kadın sığınma evlerinin sayısal olarak çok yetersiz kalmasıdır.  Sığınma evlerinden önce erkelerin bu konuda eğitilmeleri psikolojik tedavi altında tutulmaları gerekmektedir. Kadınlar erkek çocuklarını yetiştirirken kız çocuklarıyla eşik yetiştirmeleri gerekmektedir.

Ülkemizde kadınların intihar olaylarında artış görülmektedir.  Kocası tarafından dövülen, öldürülen sokağa atılan kadınların sayısı gün geçtikçe de artmaktadır. Kadınlar, başlık parası, berdel gibi çağdışı uygulamalara, tecavüz ve tacizlere maruz kalmakta. Kadınlarımızın sorunu çok bunun için sorun oluşmadan önce alınması gereken önlemler üzerinde çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Sözde kadın kutsaldır. Anadır, Cennet anaların ayakları altındadır. Cefakârdır, vefalıdır, sadıktır. Namus simgesi, kahramandır.

 

 

 

 

 

 

Ama ne yazık ki en çok küfür edilen, yeri gelince ezilen, dayak yiyen, sömürülen, horlanan kadınlar değil midir? Her şeye rağmen hayatını sürdürmek yaşamak zorunda kalan yine kadınlardır. Aile içerisinde bile 2. planda kalan kızlarımız, kadınlarımızdır. Miras dağıtımında haklarını alamayan, okuyamayan kadınlarımızdır. Yeri geldi övüldü ama övüldükçe de dövüldü kadınlarımız. Kimine göre üstündü kinime göre ekmek düşmanı oldu. Doğurduğu evladı düşman oldu, dayak yedi. Ana yüreği hep affetti.


Evet, ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. Gelenek ve göreneklerimiz var. Kadının üzerine yüklenen ağır sorumluluklar, yükler görmezden gelinebiliyor ve kadınlara yeri geliyor sen sus, ne anlarsın, sen bir şey bilmezsin diyerek sindirilmeye çalışılıyor.
Kadının kendi fıtratının dışında bir yaşam tarzı dağıtılıyor. Kadının üzerinden siyaset yapılıyor, ticaret yapılıyor, ideoloji yapılıyor, kadın üstünde kavgalar ediliyor. Kimi kadınlar üzerine türküler yakılıyor, şiirler, romanlar yazılıyor. Aşık olunup dağlar deliniyor, çöllerde geziliyor. Kimi kadınlarda dövülüyor, horlanıyor, eziliyor, satılıyor, öldürülüyor.

Çok az sayıda da olsa çalışan, ayakları üzerinde durmayı başaran kadınlarımız da vardır. Gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olmasına rağmen, Bizim ülkemizde ne yazık ki istediğimiz gibi değil. Dünya Kadınlar Gününü kutlamayı en çok hak eden kadın Türk kadınıdır. Gerektiğinde erkekle beraber cephede savaşmış Nene Hatunlarımız, bu ülkeyi bu günlere getirmiş evlatlar yetiştirmiş, can vermiş analarımız, iş dünyasında, bilim ve sanatta kendini ispat etmiş, Öğretmen olup bilgi dağıtmış, doktor olup hayat kurtarmış, Milletvekili olup halkını kendi cinsini temsil etmiş, sorunlarını duyurmaya çalışmış, anlatmış, Memur, işçi kadınlarımız vardır.

Mecliste kadınların sayısı çok az. Daha çok kadının siyasete girmesi gerekiyor. Sadece milletvekilliği değil, muhtarlık, belediye başkanlıkları, belediye meclis üyeliği, il genel meclis üyeliklerine daha çok kadının aday olması ve seçilmesi gerekiyor. Ülkemizde kadın hak ettiği yerde değerde değildir. İki inek karşılığında satılan kız çocukları, diri diri toprağa gömülen kızlarımız… Kadınlarımızın hak ettiği yerde olması için artık kaç yüzyıllar geçmesi gerek belli değil.  İçinde yaşadığımız çağda bile  halen kadının adı yok ve bir gölge gibi ikince planda kalmış ve ikinci sınıf insan olarak yaşamaktadır. Türkiye'de siyasi anlamda kadınlar adına kurulmuş ne bir parti nede mecliste yeteri kadar milletvekili vardır.  Ülkemiz de nüfusun yarısı kadınlar olmasına rağmen büyük bir eksikliktir.

Atatürk kadın ve erkeğin toplumda yan yana eşit konumlandırılması gerekliliği üzerinde durmuştur. Kadına seçme seçilme hakkını vermiştir. İş yaşamında, sosyal alanda çok başarılı kadınlarımız var. Fırsat verilirse kadınlar her alanda çok başarılı işler yapacaklardır. Türk kadını yükseldikçe, Türkiye güçlenecektir. Bu da ancak fırsat eşitliği ile mümkündür. Bir ülkenin gelişmesinin en temel faktörlerinden biride eğitimli, bilinçli kadınlarımızın sayısının artmasına bağlıdır. Ülkelerin gelişmesinde kadınların rolü büyüktür. Kadına düşen görevler ağır ve bir o kadar da kutsaldır.

Özetle Kadın olmak gerçekten zor. Kendini bilen, koruyan, iyi, kişilikli, ahlaki değerleri yüksek kadınlar olalım, Öylede nesiller yetiştirelim. Kendi değerinizi düşürmeyin. Onurunuzu, gururunuzu ayaklar altına aldırıp ezdirmeyin. Kişiliğinizden karakterinizden ödün vermeyin. Kadın gibi kadın olun. Özel hayatım diyerek kendinizi satmayın. Zaten kadın olmak zor. Birde bunları yaparak kadınları ezdirmeyin. Küçültmeyin. Onurlu, gururlu, başarılı kadınlar olarak el ele vererek güçlü olalım. Başarılı örnek kadınlara bakınca kadın olduğum için gurur duyuyorum. Bazı kadınları görünce, duyunca kadın olduğum için utanıyorum. Utandırmayan, başı dik, başarılı, saygın kadınların olduğu bir dünya, bir ülke, bir şehir dileklerimle…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?