Bakan Tekin'den öğretmenlere ve öğrencilere kritik uyarı! Derslerde cep telefonundan sonra yeni önlem!
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AAtölye'de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı ve değerlendirmelerde bulundu.
Yeni eğitim-öğretim yılının hayırlı olmasını dileyen Tekin, öğrenci ve öğretmenlere başarılar diledi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 8 Eylül'de açıklanan PISA 2025 sonuçlarını değerlendiren Tekin, "Bu başarıyı 1-2 yıl gibi periyotlarda yapılan çalışmalarla sınırlandırmak irrasyonel bir yaklaşım." dedi.
PISA gibi uluslararası derecelendirme mekanizmalarında nelerin ölçüldüğünü ve Türkiye'deki eğitim öğretim sisteminde nelerin eksik olduğunun bir analizinin yapılması gerektiği aktaran Tekin, 2001'de AK Parti kurulurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuya yönelik önermelerinin bulunduğunu belirtti.
Tekin, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanımız diyor ki 'Türk gençleri, Türk çocukları bu kadar kalabalık sınıflarda, bu kadar kötü fiziki koşullarda eğitim öğretim almayı hak etmiyorlar'. 'Çok daha iyisini sunmak zorundayız'dan hareketle 2001'deki parti programında, 2002'deki hükümet programında eğitim-öğretimin uluslararası göstergeler açısından, fiziki kapasite itibarıyla istenilen noktaya çekileceğini taahhüt etmiş.”
“Okullarımızda sağlıklı bir eğitim-öğretim ortamının inşası için gerekli adımlar atıldı”
Bakan Tekin, kendisinin "siyaset bilimcisi" olduğunu belirterek, uluslararası arenada bir ülkenin demokratik gösterge ve demokratikleşme trendi açısından pozisyonunun genel bütçesinden hangi alanlara daha çok kaynak ayrıldığıyla ölçüldüğünü dile getirdi.
Türkiye'nin 2002 bütçesinde Milli Eğitim Bakanlığının bütçesinin sıralamada dördüncü olarak yer aldığını hatırlatan Tekin, o yıllarda başka alanlara kaynak ayrıldığını aktardı.
Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı döneminde genel bütçeden en çok payın eğitime ayrıldığını vurgulayan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yüzde 7'lerden yüzde 15'lere çıkardı genel bütçeden ayrılan payı. Bu şimdi önemli bir gösterge bizim açımızdan ve bununla AK Parti iktidarları döneminde bir kere çocuklarımızın okul ihtiyacı yani derslik başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla okullarımızda sağlıklı bir eğitim-öğretim ortamının inşası için gerekli adımlar atıldı. 2002'de Türkiye'de yaklaşık öğrencilerimiz için 357 bin dersliğimiz var. Türkiye doğal afetlerin yoğun yaşandığı, özellikle depremin yoğun yaşandığı bir deprem ülkesi. Depremle yıkılan okullarımız, başka doğal felaketlerle kaybettiğimiz dersliklerimiz ve ekonomik ömrünü tamamladığı için yıkıp yeniden yaptığımız derslikleri düşündüğümüzde yani bu 357 bin dersliğin yaklaşık yarısının bu şekilde kaybolduğunu varsayalım. Elimizde 150-200 bin civarında önceden kalan bir derslik var. İlk yaptığımız şey, derslik sayısını artırıp çocuklarımızın bir sırada 3-4 kişinin oturduğu bir sınıf değil, rahat, notunu tutabildiği, öğretmenini dinleyebildiği müreffeh ortamlar. Şu an 760 bine yakın dersliğimiz var. Yaklaşık 500 bin civarında ilave derslik yapmışız. Bu çok önemli bir şey.”
Söz konusu yıllarda eğitime erişim konusunda sorun yaşandığını, öğrencilerin ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula devam edebilecekleri bir mekanizmanın bulunmadığını ifade eden Tekin, buna karşın bu sorunların aşılması için adımlar attıklarına dikkati çekti.
Bu kapsamda eğitimine devam etmek isteyen ancak ulaşım problemleri yaşayan öğrenciler için taşımalı eğitim sistemini hayata geçirdiklerini anımsatan Tekin, okulların da pansiyon kapasitesini artırdıklarını dile getirdi.
Türkiye'nin 2002'de uluslararası göstergeler açısından ortaöğretime devam eden öğrenci oranını yüzde 50'lerden yüzde 90'ın üzerine çıkardıklarını belirten Tekin, "Okul öncesi eğitime erişim 2002'de yüzde 11 iken bugün yüzde 80'in üzerinde. Bunlar çok önemli parametreler. Eğitime erişim açısından da bu konuyu ciddi şekilde çözdük." bilgisini paylaştı.
“Müfredatı da buna göre seyreltmek gerekiyor ki sistem başarılı olsun”
Bakan Tekin, öğretmenlerin yüzde 80'inin AK Parti iktidarları döneminde atandığını bildirdi.
2002'de yaklaşık 540 bin olan öğretmen sayısının bugün 1 milyon 260 bin olduğunu aktaran Tekin, "Öğretmen nitelikleriyle ilgili olarak 2014-2015'te, öğretmen yeterlilikleriyle ilgili çok kapsamlı bir çalışma yaptık uluslararası göstergelerle uyumlu bir biçimde." diye konuştu.
2013'te Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevine başladıktan sonra katıldığı uluslararası toplantılarda Türkiye'ye yönelik en önemli eleştirinin "müfredatın bilgi odaklı olması" nedeniyle gösterildiğini hatırlatan Tekin, şunları kaydetti:
“Aklımıza gelen her şeyi müfredata koymuşuz. Çünkü aynı dönemlerde 80'li, 90'lı yıllarda eğitime erişim de sınırlı olduğu için hem ortaöğretim hem yüksek öğretime sınırlı sayıda öğrenci devam edebildiği için çocuklarımız her şeyi burada öğrensin, ortaokulda öğrensin, ilkokulda öğrensin diye bizim müfredatlarımız şişmiş. Şişince ne oluyor? Atıyorum haftalık 3 saat dersiniz var. 3 saatlik bir dersi öğretiyorsunuz ama biz sizin müfredatınıza haftada 6-7 saat zaman ayırırsanız eğer öğretebileceğiniz bir müfredatı doldurmuşuz. Çünkü aklımıza gelen her şey, 'trafik kazaları yoğunlaşıyor bunu koyalım'. Sağlıkla ilgili bir şey oluyor 'bunu da koyalım müfredata' ve müfredatımız şişmiş. Hal böyle olunca öğretmenimiz haftada 6-7 saat imkan vermemiz gereken bir dersi haftada 3 saatle sınırlandırdığımızda öğretmenimiz müfredatı yetiştirmek için hızlı gidiyor. Çünkü bir taraftan müfredatı yetiştirecek. Bunu yaptığı zaman öğrenciler verilmesi gereken eğitimi sağlıklı alamıyorlar. Öğrenci başarısız, öğretmen başarısız, okul başarısız, eğitim sistemi başarısız. Şimdi eğitime erişim arttığına göre o zaman müfredatı da buna göre seyreltmek ve ilerleyen eğitim kademelerine bazı şeyleri kaydırmak gerekiyor ki sistem başarılı olsun. Dolayısıyla 2013'ten itibaren peyderpey, kademeli bir biçimde, tedricen müfredatı seyreltme sürecine girdik ve müfredatın bilgi odaklı olmaktan ziyade uluslararası mekanizmaların ölçtüğü sistematiğe uygun bir biçimde ve de çocuklarımızın bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir dönemde bilgiye erişmeyi değil, eriştikleri bilgiyi gündelik hayatta ve toplumsal yaşamlarında kullanabilecekleri hale dönüştürmek gerekir, bunun biz çalışmasını başlattık.”
Tekin, çalışmaların sonucunda 2024'te Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni hayata geçirdiklerini anımsattı.
PISA skorlarının yükselmesiyle ilgili olarak müfredatın "beceri odaklı" olmasının da etkisinin bulunduğunu kaydeden Tekin, ayrıca 2013'te ölçme-değerlendirmenin işlevini artırmak için MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kurduklarını ifade etti.
PISA 2025 sonuçları açıklanmadan yaklaşık 15 gün önce PISA yönetimiyle çevrim içi bir toplantı yaptıklarını anlatan Tekin, "Toplantıda PISA Yönetim Kurulu Başkanı bizden şöyle bir şey istedi. Dedi ki: '8 Eylül'de yapacağınız konuşmada, bizim çok dikkatimizi çeken bir şey var, bunu diğer ülkelere anlatmanızı istiyoruz. Türkiye olağanüstü bir başarı çıtası gösteriyor. Fakat ilginç olan bir şey var, bu çıta, 2015'ten sonra yükselişe geçiyor." diye konuştu.
Yabancı bir gözlemcinin bu analizi yaptığına göre 2015'te Türkiye'de önemli bir şey olması gerektiğini kaydeden Tekin, şöyle konuştu:
“Biz, 2014'te Dershane Kanunu'nu çıkarırken, dershanelerle ilgili en önemli iddiamız şuydu: 'Dershane dediğimiz yapılar, Milli Eğitim Bakanlığının ders kitapları, öğretim programları, okullar ve öğretmenleri bir vesayet mekanizması'. Siz okulda ne öğretirseniz öğretin, piyasada bir algı oluşmuş, bir sektör var, FETÖ vesayeti. Bu vesayet diyor ki: 'Milli Eğitim'in öğretmenleri, ders kitapları, okulları işe yaramaz. Siz, orada 12 yıl boşa okuyorsunuz, 3-6 ay bizim dershaneye gelin başarılı olun.' Böyle bir algı olduğu sürece, sizin eğitim sisteminiz bu vesayetten kurtulmadığı sürece başarılı olma ihtimali yok. Bunu ben, Türkiye içinde çok kullanıyordum. Ama bunu PISA Yönetim Kurulu Başkanı'nın skorlar üzerinden tespit etmiş olması benim açımdan çok önemli bir nokta.”
Türkiye'nin PISA skorlarında başarılı olmasındaki 4 neden
Bakan Tekin, o tarihten itibaren özel öğretim kurslarına "Programlarının, müfredatlarının Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylanması ve Milli Eğitim Bakanlığı müfredatıyla uyumlu olması" şartını getirdiklerini bildirdi.
"FETÖ vesayetinin kaldırılması, müfredatın yenilenmesi, öğretmen kaynağının artırılması ve fiziki kapasite. Bu 4 nedenden dolayı Türkiye, PISA skorlarında başarılı oldu diyebilir miyiz?" sorusuna Tekin, "Evet." yanıtını verdi.
Bakan Tekin, 2014'te okullarda, Destekleme ve Yetiştirme Kurslarının (DYK) başlatıldığına işaret ederek, öğrencilerin dershanelerden alacağı hizmeti, ücretsiz okullarda almaya başladığını anlattı.
OECD'nin (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ilgili birimleriyle Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki kopukluğu gidermek üzere OECD bünyesinde bir eğitim ateşeliği açıldığını bildiren Tekin, "Bu diyalog mekanizmalarını sağlıklı kurduk ve bu noktaya geldik." dedi.
PISA değerlendirme süreçleri
Bakan Tekin, PISA değerlendirmelerinin nasıl yapıldığını da anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığının OECD'nin PISA yönetimine Türkiye ile ilgili istatistiki bilgileri, okulların listelerini ve öğrenci sayısını verdiğini aktaran Tekin, OECD'nin aynı zamanda TÜİK'ten illerin ve bölgesel kalkınmışlık endeksleri üzerinden hazırlanan raporları da aldığını belirtti.
Türkiye'deki okulların listesi ve öğrenci sayıları ile avantajlı ve dezavantajlı öğrencileri tespit etmek için TÜİK'ten alınan verilerle OECD'nin bir örneklem çıkardığını kaydeden Tekin, "Bu örneklemi, onlar tespit ediyorlar. Bu örneklemdeki öğrenci listesini de kendilerine ulaştırdığımız için öğrencileri de kendileri tespit edip bize bildiriyorlar. Ve sınav uygulandığı ana kadar bizim haberimiz yok, biz bilmiyoruz. Biz sadece okulları biliyoruz." diye konuştu.
Bu sınavın, öğrencilerin karne notuna etki etmeyecek bir sınav olduğunu, bu nedenle öğrencileri motive etmek için birşey yapmak gerektiğini belirten Tekin, "O yaş grubundaki bir çocuğu 3,5 saat ekran başında konsantrasyonunu, dikkatini dağıtmadan tutabilmek için ülkeler okul bazlı motivasyon programları yapıyorlar. Sadece buna müsaade edildi. Bu da yine PISA'nın kontrolünde." dedi.
Bakan Tekin, "Ne okulları biz tespit ettik ne öğrencileri biz tespit ettik. Tamamen kendilerinin tespit ettiği bir steril ortamda biz sınavların uygulanması ile ilgili gerekli tedbirleri aldık sadece." ifadelerini kullandı.
Okullarda “dijitalleşme ve telefon kullanımı”
Avrupa ülkelerinin PISA puanlarında yaşanan düşüşün en büyük nedenlerinden bir tanesini "dijitalleşme ve telefon kullanımı" olarak gördüğü belirtilerek, buna ilişkin değerlendirmesi sorulan Tekin, 2023'te bakan olarak göreve başlamasının ardından her yaz eğitim öğretim yılı ile ilgili genel uygulamaları anımsatan birer genelge yayınladıklarını hatırlattı.
Türkiye'nin, öğrencilere cep telefonu yasağa getiren ilk ülkelerden biri olduğunun altını çizen Tekin, ardından birçok Avrupa ülkesinde okullarda cep telefonu kullanımının yasaklandığına dikkati çekti.
Öğretmen ders anlatırken sosyal medyadan paylaşımlar yapılmasının öğrencilerin motivasyonunu dağıttığına işaret eden Tekin, okulu manipüle etmelerine sebep olabilecek bir alanın orada oluştuğunun da altını çizdi.
Türkiye genelinde tüm okullarda uygulanan cep telefonu kullanımı yasağına bu sene bir şey daha eklediklerini dile getiren Tekin, "Az sayıda da olsa sınıftaki cep telefonu kullanımını biraz abartan öğretmen arkadaşlarımız vardı. Bu yıl, öğretmen arkadaşlarımıza da derste cep telefonu kullanmamaları konusunda bir uyarıda bulunduk." diye konuştu.
OECD tarafından Slovakya'nın başkenti Bratislava'da düzenlenen PISA 2025 Bölgesel Toplantısı'nda da hemen hemen bütün eğitim bakanlarının ortak probleminin bu konu olduğunu aktaran Tekin, "Çocukların cep telefonu, sosyal medya üzerinden hem eğitim-öğretim süreçlerini aksatacak bir dikkat dağınıklığına sebebiyet vermesi hem de eğitim politikalarını manipüle edecek içerikler sebebiyle çok rahatsızlardı." ifadelerini kullandı.
“Siber Güvenlik Başkanlığıyla birlikte bir yazılım geliştirebilir miyiz diye çalışıyoruz”
Bakan Tekin şöyle devam etti:
“Sosyal medyaya sahip olan şirketlerin de sosyal bir sorumluluk bilinciyle, basit yazılımlarla bunu engelleyebileceklerini düşünüyorum. Büyük sorumluluk onlara düşüyor. ABD'deki dava biliyorsunuz ciddi bir tazminatla sonuçlandı. Bunun neticesinde sosyal medya platformlarının içeriklerini ve kullanıcıları buna göre tasnif edecekleri yazılımlar geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum, insanlık için. Biz kendi ülkemizde bu problemi ne kadar çözmeye çalışırsak çalışalım, bizim yapabileceğimiz şey sadece ve sadece dersliklerde, okulda bunu engellemek.”
"Bunu 'ebeveyn filtresi' gibi bir filtreyle Siber Güvenlik Başkanlığıyla birlikte bir çözüm, bir yazılım geliştirebilir miyiz diye çalışıyoruz." diyen Tekin, ebeveynler ancak buna rıza gösterirse, çocukları koruyabilirlerse bunun yapılabilecek bir şey olduğunu kaydetti.

Yeni eğitim öğretim yılı genelgesinde öğretmenlerin beyaz önlük giymesinin bulunduğunun hatırlatılarak, bu uygulamadaki hedefin sorulması üzerine Tekin, "Yaptığımız hiçbir şeyi anlık kararlarla yapmıyoruz. Sahadan bize gelen şikayetler, eleştiriler ve öneriler doğrultusunda tedrici bir mantıkla uygulamalarımızı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Ben, bakanlık görevine başladığım hafta bunu açıkladım ve dedim ki yaptığımız her işi öğretmenlerimizle ve idarecilerimizle konuşarak yapacağız." ifadelerini kullandı.
"Öğretmenler Odası" adıyla bir platform oluşturduklarını anımsatan Tekin, katıldıkları her il programında resmi programlarının dışında gayriresmi olarak habersiz okul ziyaretleri yaptıklarını, öğretmenlerle öğretmenler odasında sohbet ettiklerini söyledi.
Yalova'da yarın programı olduğunu, resmi programlara başlamadan bir okulu ziyaret ederek öğretmenlerle söz konusu uygulamaları değerlendireceklerini dile getiren Tekin, şunları kaydetti:
“Burada rahatsız olunan bazı uygulamalar var. Mesela veliler diyorlar ki 'Okula gidiyoruz, öğretmenle veliyi, öğretmenle öğrenciyi birbirinden ayırt edemiyoruz. Kim öğretmen kim değil? Kıyafetinden göremiyoruz. Çok farklı kıyafetlerle bizi karşılayan öğretmenler var.' Mesela çok marjinal bir örnek olduğu için bunu söyleyeyim. Bir başka ülkenin bayrağını taşıyan bir tişörtle derse giren, işte burada farklı dillerde yazılar olan farklı siyasi ya da toplumsal sembollere atıfta bulunan mesajlar veren kıyafetler... Şimdi bunların hepsi öğretmen itibarını zedeleyen şeyler. Bizim öğretmen kitlemizin tamamına yakını öğretmen itibarına yakışır, öğretmenin saygınlığına yakışır şekilde zaten giyiniyor. Ancak arada bu tür kötü örnekler bütün öğretmen arkadaşlarımızı da zan altında bırakıyor. Bütün öğretmen arkadaşlarımızın emeğinin çalınması sonucunu doğuruyor. Bütün öğretmen arkadaşlarımızın itibarlarını zedeleyen bir noktaya geliyor. Bu örneği artırmak mümkün.”
"Birliktelik oluşturmak açısından sürecin içerisine girdik"
Bakan Tekin, 2023'te "öğretmenlerin kılık kıyafetleri konusunda daha özenli olmalarını arzu ettiklerini" söylediklerini, 24 Kasım 2023'te bütçeden bütün öğretmenlere tavsiye niteliğinde birer beyaz önlük yaptırdıklarını hatırlatarak, önlüklerin tasarımlarının okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, branş ve kadın, erkek olarak Olgunlaşma Enstitüsünde yapıldığını anlattı.
Önlükleri bütün öğretmenlerle "Birer önlük giymenizi tavsiye ediyoruz." niteliğinde paylaştıklarını belirten Tekin, şöyle devam etti:
“Mevzuatımıza göre öğretmenlerimiz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi. Kamu görevlisi olarak şu anda cari mevzuata göre eski adıyla Başbakanlık Devlet Personel Kılık Kıyafet Yönetmeliği diye bildiğimiz yönetmelik yürürlükte zaten. O yönetmelikte de erkek öğretmenlerin ve kadın öğretmenlerin nasıl giyineceği zaten tanımlanmış. Biz, 2024'te de bu yönetmeliğe atıfta bulunduk. Dedik ki 'Bu yönetmelik yürürlükte, bu yönetmeliğe uygun, yani devlet memuru olduğuna göre öğretmen arkadaşlarımız, bu yönetmeliğe uygun giyinsinler.' Şimdi bu yıl da bu tedrici sürecin sonunda hem bu anlamda birliktelik oluşturmak açısından hem öğretmen saygınlığına zarar veren bu tür minimal örnekleri ortadan kaldıracak bir tedbir olarak böyle bir sürecin içerisine girdik.”

“Kimse kanun koyucunun yerine kendisini koyamaz”
Bazı sendikaların bu karara itiraz ettiklerini anımsatan Tekin, "Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk devletinde sivil toplum örgütleri, kamu otoritesine hukuk kuralı dayatma yetkisine ve inisiyatifine sahip değildirler. Sivil toplum örgütleri ve sendikalar hukuk kurallarının uygulanmasını takip ederler. Aksi durumda kanun koyucu gibi davranırlarsa, bu siyaseten, demokratik olarak hukuk devleti prensipleriyle çelişir." ifadelerini kullandı.
Hukuk devleti ilkesi çerçevesinde yürürlükteki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve ona göre çıkarılmış mevzuata göre işlem yapılmasını istediklerini belirten Tekin, şunları kaydetti:
"Şimdi bir sendikanın ya da bir siyasi partinin çıkıp da bu konuyu eleştirmesi başka bir şeydir. 'Ama böyle olmaz, şöyle olacak.' demesi, dayatmacı bir mantıkla yaklaşması, bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu, kendisini kanun koyucunun, kamu otoritesinin yerine koyan vesayetçi bir yaklaşımdır ve kusura bakmasın kimse, ben vesayetin her türlüsüne karşıyım. Kimse benim bulunduğum yerde kanun koyucunun yerine kendisini koyamaz. Kimse mevzuat yapan idarenin yerine kendisini koyamaz. Böyle tanımlayan kişilere karşı da biz gerekli hukuk mücadeleyi yürütürüz.
Şimdi diyorum ki ben, herhangi bir sendikada, orada çalışan kişilerin nasıl giyineceğine dair genelgede bir hüküm mü koydum? Sendikanızda istediğiniz gibi giyinin beni ilgilendirmiyor. Ben kamu kurumu niteliğindeki okullarda ilgili mevzuata göre davranılması gerektiğine dair bir hatırlatma yapıyorum. Dolayısıyla buna karşı çıkan kişilerin yasakçı bir mantık eleştirisi yapmaları tutarsız, tam tersine hukuk devletini hayata geçirmeye çalışan bir idare olarak bakmaları gerekir. Biz de şu anda bunu yapıyoruz."
Bakan Tekin, bu konuda sağduyulu yaklaşım sergileyen öğretmenlere teşekkür etti.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne neden ihtiyaç duyulduğunu iki parametreyle açıkladıklarını belirten Tekin, bunlardan ilkinin müfredatın bilgi vermekten ziyade bilgiyi beceriye dönüştürebilecek bir yapıya kavuşturulması olduğunu ve bu uygulamanın okullarda sürdüğünü söyledi.
Öğretim programlarını ve müfredatı yaş seviyesi ve haftalık ders programlarına göre dünya örnekleriyle uyumlu olacak şekilde hafifletmeyi hedeflediklerini dile getiren Tekin, "Yüzde 30 oranında yaklaşık müfredatımızı hafiflettik. Bu haliyle müfredatımız hala biraz yoğun." dedi.
Tekin, müfredatı hafifletmenin beraberinde başka sorunlar getireceğine işaret ederek, herhangi bir dersin müfredatının ve haftalık programdaki ders saatinin azaltılmasının birçok öğretmeni norm fazlası durumuna getireceğini kaydetti.
Bakan Tekin, öğretim programlarını belli parametreler ışığında revize etmeye devam edeceklerini aktardı.
Dijital ve sosyal medyada öğrenci, genç ve insan profiliyle ilgili yaratılmaya çalışılan küresel bir dayatmanın olduğuna dikkati çeken Tekin, "Bu dayatma bir küresel dünya vatandaşlığı tanımı yapıyor. Yerel, ulusal, milli değerlerin o yapı içerisinde tamamen eritildiği, çocukların bu milli değerlerden uzaklaştırıldığı bir profil ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, bu da çok ciddi bir problem." dedi.Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile binlerce yıllık bir devlet geleneğini ayakta tutan milli değerleri çocukların kazanması gerektiğini dile getiren Tekin, milli ve manevi değerleri de müfredatın içine yerleştirdiklerini ifade etti.
“Veriler doğrultusunda revizyonlar yapıyoruz”
Tekin, okullarda her yıl zümre öğretmenler toplantısı olduğunu, burada aynı dersi okutan öğretmenlerin yıllık planla ilgili toplantı yaptıklarını anımsattı.
Söz konusu toplantıların okul, ilçe, il ve ülke zümresi adıyla yapılması amacıyla mevzuatı da oluşturduklarını aktaran Tekin, bu toplantılardan gelen veriler doğrultusunda revizyonlar yaptıklarının altını çizdi.
Bugüne kadar yaptıkları içerisinde çok kapsamlı bir değişikliğin bulunmadığını belirten Tekin, minimal düzeyde değişikliklerin olduğunu, revizyonları kitapların içine işlediklerini söyledi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin bu yıl itibarıyla okul öncesi, ilkokul 1, 2 ve 3'üncü sınıflarda, ortaokulda 5, 6, 7, lisede ise hazırlık, 9, 10 ve 11'inci sınıflarda uygulandığını aktaran Tekin, "Önümüzdeki yıl, bütün öğretim kademelerinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne geçmiş olacağız. Bunu yaparken bir taraftan öğretmen eğitimlerini Milli Eğitim Akademisi üzerinden yürütüyoruz. Bir taraftan da ders kitaplarının güncellenmesiyle ilgili süreci yürütüyoruz." diye konuştu.
“Öğretmen arkadaşımızın ötekileştirildiği problemdi, çözdük”
Tekin, adrese dayalı okul kayıt sistemindeki düzenlemeye ilişkin soru üzerine, öğrenci okula yazıldıktan sonra sınıf, şube ve öğretmen tercihi üzerine yaşanan sorunlara dikkati çekti.
Okul kayıt ücreti konusuna da değinen Tekin, şunları kaydetti:
"O öğretmene kaydettirmek için "şu kadar para ödedim, "şu kadar para istediler" gibi kaosun ortaya çıkması. Öğretmen arkadaşlar arasında bir öğretmenin sosyal çevresi geniş, sosyal medyada iyi reklamını yapmış. Onu tercih ediyorlar. Bu, aynı branşta veya aynı sınıftan diğer iki, üç öğretmen arkadaşımızın ötekileştirildiği problemdi. Geçen yıl, bunu çözdük. Elektronik ortamda herkesin sınıf ve şubesini belli parametreler ışığında belirleyeceğiz dedik. Aslında o gün çözmeye çalıştığımız problemler bu ikisiydi."
“Biz zaten senin çocuğunu bir okula kaydediyoruz”
Tekin, illere yönelik Bakanlık Yönetim Sistemi üzerinden öğrencilerin bilgilerini görüntüleyerek okul ihtiyacını tespit ettiklerini belirterek, şunları ifade etti:
“Bu ekonomik anlamda da bizi rahatlatan bir planlama. Eğer bu planlamayı hayata geçiremezsek, şu okulda derslik sayısı başına düşen öğrenci sayısı 15 ama yandaki okulda 40. İkisinde de bizim kadrolu öğretmenlerimiz var. İkisi de bizim okulumuz, ikisinde de aynı teknik imkanlar var. Ama bu okul, bir şekilde popüler olmuş. Bu, bizim bütün planlamalarımızı da alt üst ediyor. Ben, çocuğumu o okulu yazdırmak için 'kayıt ücreti ödedim' diyor. Ödeyemezsin kardeşim, biz zaten senin çocuğunu bir okula kaydediyoruz. 14 Eylül günü, çocuk zaten kayıtlı olduğu okuluna, sırasına oturabilir. Öncesinden kimseyle gidip muhatap olup, kayıt yaptırmasına gerek yok.”
Kaynak:Anadolu Ajansı

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.