Karasu'dan İliç’in 2. yılında adalet çağrısı

Karasu'dan İliç’in 2. yılında adalet çağrısı
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, İliç maden faciasının 2. yıl dönümünde yaptığı kapsamlı açıklamada, sorumluluk zincirinin hâlâ kırılmadığını belirterek işçi sağlığı, çevre güvenliği ve bağımsız denetim çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, 13 Şubat 2024’te İliç’te meydana gelen ve 9 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasının 2. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

Karasu, Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde saat 14.28’de yaşanan liç yığını kaymasının 9 emekçinin hayatına mal olduğunu hatırlatarak, yaşananların yalnızca bir iş kazası değil; bir bölgenin doğasını, geleceğini ve yaşam güvencesini ağır risk altına sokan büyük bir felaket olduğunu ifade etti.

Facianın üzerinden iki yıl geçtiğini belirten Karasu, acının ilk günkü sıcaklığını koruduğunu dile getirerek, “Adalet yerini bulmadı. Sorumluluk zinciri hâlâ kırılmadı. Bu ülkenin işçi sağlığı ve iş güvenliği gerçeği, hâlâ ‘kâr’ hedeflerinin gölgesinde bırakılıyor” dedi.

Yaşananların “doğal afet” olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Karasu, bilirkişi bulguları, uzman görüşleri, meslek odalarının uyarıları ve emek örgütlerinin raporlarının riskin bir anda ortaya çıkmadığını; göz göre göre büyüdüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Siyanürlü liç süreçleri, kapasite artışları, izin–denetim–yaptırım üçgenindeki zafiyetler ile taşeronlaşma ve güvencesizleştirmenin bu tablonun temel unsurları olduğunu savundu.

Aradan geçen iki yılda madencilik politikalarında köklü bir değişiklik yapılması gerektiğini ifade eden Karasu, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında güçlü bir kamusal denetim rejimi kurulmasının beklendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi. Facianın ardından Türkiye genelinde binin üzerinde maden sahasının ihaleye açılmasının, İliç’ten gerekli derslerin çıkarılmadığını açıkça gösterdiğini ileri sürdü.

Tarım alanları, meralar, ormanlar ve su havzaları üzerinde sürdürülen ruhsatlandırma ve genişleme politikalarının; işçi sağlığı, çevre güvenliği ve halkın yaşam hakkı açısından ciddi tehdit oluşturduğunu dile getiren Karasu, fay hatlarına yakın bölgelerde ve hassas ekosistemlerde siyanürlü madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesinin kamu yararı anlayışının geri plana itildiğini gösterdiğini kaydetti.

İliç’in yalnızca bir “liç yığını” meselesi olmadığını belirten Karasu, altın madenciliğinde fiziksel riskler, kimyasal riskler, toz ve kristal silika maruziyeti, gürültü ve titreşim, dizel partikül riski, solvent ve ağır metal maruziyeti, havalandırma ve aydınlatma yetersizlikleri, ergonomik zorlanmalar ve psikososyal baskılar gibi çok boyutlu risklerin aynı anda ve bütüncül biçimde yönetilmesi gerektiğini ifade etti.

Kamu otoritesinin görevinin ruhsat dağıtmak değil; emekçinin canını, doğanın dengesini ve toplumun geleceğini korumak olduğunu belirten Karasu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ÇED süreçleri ve çevresel denetim sorumluluğunu; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ruhsatlandırma ve teknik güvenlik yükümlülüklerini; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ise işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimini etkili biçimde yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bu sorumlulukların birbirine havale edilerek ortadan kaldırılamayacağını söyledi.

Facianın ardından yanıt bekleyen çok sayıda soru bulunduğunu ifade eden Karasu; kapasite artışları sonrası etkin denetim yapılıp yapılmadığını, risk değerlendirme ve acil eylem planlarının devreye girip girmediğini, iş güvenliği uzmanlarının uyarılarının dikkate alınıp alınmadığını, taşeronlaşma zincirinde sorumluluğun nasıl paylaşıldığını ve acil durum mekanizmalarının neden işletilmediğini sordu.

İliç dosyasının bu sorular yanıt bulmadan kapanmış sayılamayacağını belirten Karasu, “Biz bu ülkenin emekçisine kader anlatısı dayatılmasını kabul etmiyoruz” dedi. İliç, Soma, Ermenek ve diğer iş cinayetlerinin bir yönetim tercihini ve denetimsizlik rejimini ortaya koyduğunu savundu.

CHP olarak altın madenciliğinde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetiminin bağımsız, düzenli, ölçüme dayalı ve kamuoyuna açık bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ifade eden Karasu; liç sahaları ve atık depolama alanları için sürekli izleme zorunluluğu getirilmesini, verilerin şeffaf biçimde yayımlanmasını, işçi temsilciliğinin güçlendirilmesini ve taşeronlaşmanın sınırlandırılmasını savunduklarını belirtti.

Karasu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “Bu ülkede hakikat bir süre bastırılabilir ama toprağın altına gömülemez. İliç’te yitirdiğimiz 9 emekçinin hesabı bir gün sorulacak. Yeni İliç facialarının yaşanmaması iktidarın sorumluluğundadır. Bu ülkenin emekçileri ne yalnız ne de geleceksiz kalacaktır.”

Kaynak:Bilal Hasdemir

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.