Öğrenmenin yaşı yokmuş.
Meğerse sadece Suriyeliler bize sığınmamış.
Cumhuriyetin ilanını takiben başlayan malum süreç ile birlikte; on binlerce Türk vatandaşı da ülkemizden Suriye'ye sığınmışlar.
Hem de; Balıkesir'den, Kastamonu'dan, Kayseri'den, Konya'dan... Birbirinden habersiz katar katar Suriye'ye gitmişler.
Hatta önce Hatay'a yerleşmişler.
Hatay’ın bize katılmasından sonra; aynı uygulamalar orada da başlayınca, bu kez Suriye'ye geçmişler.
Hem de, gerek Hatay ve gerekse Suriye, o sırada Fransız işgalinde iken.
Epeyce kalabalıklaşınca; Dağ, Etrak ve Muhacirin denilen üç mahalle kurmuşlar.
O kadar çok, sefil bir hayat sürmüşler ki; birçoğu açlıktan, hastalıktan, bakımsızlıktan telef olmuş.
Hayatta kalanlar da; bir gün Türkiye'ye yeniden dönüş hayaliyle, ömürlerini tamamlamışlar.
Bağlarını koparmamak için; kim nereden geldiyse oranın ismiyle anılır olmuşlar.
Kastamoniler, Balikesiriler, Kayseriler... gibi…
İlk gidenler ölene kadar Türklüklerini ve Türkçelerini korusalar da; Zalim Baas rejimi ve öncekilerin yasaklamasıyla; çocuk ve torunlarına dahi öz dillerini öğretememişler...
Sadece 90-95 sene önce anavatanlarını terke mecbur kalan binlerce İnsanımızın, vatandaşımızın şimdi tek kelime bilmeyen, aslen Türk ama kendini Arap zanneden, on binlerce torunu yaşıyormuş meğerse Suriye'de…
Şimdi soru şu:
On binlerce insan, sefaleti ve ölümü göze alarak; kendi öz vatanlarını niçin terk etmiş de Fransız işgalindeki Suriye'ye sığınmaya mecbur kalıp, orada mahvolup gitmişler...?
Dün, bir kamyonun arkasında yazıyordu.
"Diyecek lafım çok da neyse!"...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.