KÜRSÜDE AHİ, TEZGÂHTA BAŞKA!

Geçtiğimiz günlerde yine süslü törenlerle Ahilik Haftası’nı kutladık. Protokol erkânı kürsülere dizildi; Anadolu irfanından, Ahi Evran’ın ahlakından, esnafın cömertliğinden ve adaletinden uzun uzun söz edildi. Görseniz, memleketin her dükkânı birer irfan yuvası, her esnafı birer ahi sanırsınız. Fakat törenler bitti, mikrofonlar kapandı; geriye yine o acı hakikat kaldı: Söz çok, icraat yok.

Anadolu irfanı dediğimiz maya; kuru bir edebiyat, törenlerde tekrarlanan birkaç güzel söz ya da kitaplarda kalan bir felsefe değildir. İrfan; ahlaklı davranışla doğru bilgiyi birleştiren, helal rızkı önemseyen, komşusunun derdiyle dertlenmeyi ticaret hayatına da taşıyan bir yaşam biçimidir.

Fütüvvet geleneği bu topraklarda kök saldığında esnaflık, sadece para kazanma aracı değildi. Nefsi terbiye etmenin, kul hakkından sakınmanın ve toplumsal düzeni korumanın da bir yoluydu. Müşteriyi aldatanın “pabucu dama atılırdı.” O esnaf yalnızca para kaybetmez; itibarını, mesleğini ve toplum içindeki yerini kaybederdi.

Çünkü ahi olmak, tabelaya birkaç güzel söz yazmakla veya yılda bir kez törende plaket almakla olunmazdı. Bir ahi referansı olmadan o kapıdan içeri girilemez, kuşak kuşanılamazdı. Ahi adayından yedi kapıyı kapatması, yedi kapıyı da ardına kadar açması beklenirdi: Cimrilik, zulüm, hırs, tokluk, haksızdan yana olma, boş laf ve yalan kapıları sımsıkı kapatılır; lütuf (cömertlik ve iyilik), hilm (ağırbaşlı olma hali), kanaat, riyazet (göz doygunluğu), Hak’tan yana olma, marifet ve doğruluk kapıları açılırdı.

Peki, bugün nereye geldik?

Kapatılması gereken o yedi şerrin kapısı piyasada sonuna kadar açık; açılması gereken doğruluk ve kanaat kapıları ise pas tutmuş durumda. “Gelsin de nereden gelirse gelsin” hırsı, helal-haram çizgisini çoktan buharlaştırdı. Vicdanın ve emeğin yerini, “Müşteriyi ne kadar sıkıştırabilirim?” hesabı aldı.

Bu ahlak kaybının acısını artık her gün, bizzat yaşayarak çekiyoruz.

Yakın zamanda başımdan geçen basit bir olay, piyasanın geldiği noktayı anlatmaya yeter. Daha önce de iş yaptırdığım bir esnafa ufak bir iş için başvurdum. Çıkardığı rakam: 7.500 lira. “Çok dedin usta” deyince malum savunma geldi: “Malzeme pahalı, işçilik var, kurtarmaz.” Yaptırmadım. Bir başkasına sordum, aynı işe 5.000 lira dedi. Ona da yaptırmadım. Gittim, malzemeyi bizzat kendim aldım. Maliyeti 1.000 lira tuttu. Toplam bir saatlik emekle işi kendim hallettim.

Şimdi soruyorum: Bir saatlik işçilik ve vicdanın karşılığı 6.500 lira mıdır? Tanıdık hukuku, eski iş yapmanın hatırı, müşteriye karşı mahcubiyet nerede kaldı?

Gelelim bir diğerine… Dört yıl önce bahçemdeki kuyuya dalgıç pompa aldığım başka bir “tanıdık” esnaf. Bir süre sonra pompada teknik bir arıza oluştu. Su çekişinde aksama başladı. Çok aradım, her defasında “Söz, geleceğim” dedi ama gelmedi.

Pompa 80 metre derinlikte. Kendi imkânlarımla çıkarmam çok zor. Adamın imkânı var, tekniği biliyor, malı satan da kendisi. Yarın o pompa susuzluktan yansa ve büyük bir masraf çıksa hesabını kim verecek? Sattığı malın arkasında durmamak, verdiği söze riayet etmemek, müşteriyi ortada bırakmak ahlaki bir sorun değil midir?

Üstelik bu yozlaşma artık münferit örnekler olmaktan çıkmış durumda. Her gün haberlerde karşımıza çıkan geniş çaplı vurgun, hileli işler, sahtekârlık ve dolandırıcılık olayları; ticaretin yalnızca kazanç üzerinden tarif edilmeye başlandığını gösteriyor. Ne yazık ki “ayıp olur” duygusu da, “kul hakkıdır” endişesi de giderek zayıflıyor. Ne utanan var, ne ar eden.

İşte tam bu noktada artık iğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmanın zamanı geldi.

Ey esnaf, tüccar kardeşim!

Ahilik, yılda bir kez vitrine konulan bir tabela güzellemesi değildir. Ahilik; dükkânın kepengini açarken vicdanının kapısını da açmaktır. Hırs ve fahiş kazanç kapısını kapat, kanaat ve helal rızık kapısını aç. “Yarın gelirim” diye söz verme; geleceksen gel, gelemeyeceksen açıkça söyle. Sözünün eri ol, doğruluk kapısını aç. Müşterinin bilgisizliğini, çaresizliğini ve mecburiyetini fırsata çevirme; hakkaniyet kapısını aç. Sattığın malın, yaptığın işin arkasında dur, müşteriyi kapıda bırakma; kul hakkından kork, marifet ve ahlak kapısını aç.

Ecdadın mirasıyla, Ahi Evran’ın adıyla caka satmayı bırak. Çünkü Ahilik, kürsüde anlatılan bir kültür değil, tezgâhta sınanan bir ahlaktır. Törenlerde Ahilik Haftası’nı kutlamak kolaydır. Asıl mesele, ertesi sabah dükkânın kepengini kaldırdığında o ahlakı kasaya, terazine, tezgâhına ve vicdanına taşıyabilmektir

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Hasdemir Arşivi

DÖNER KAPI SİYASETİ

21 Eylül 2026 Pazartesi 09:33

LAF SAHİBİNDEN ÇOĞALIR

07 Eylül 2026 Pazartesi 14:29

ORTAK NEŞEMİZ: DÜĞÜNLERİMİZ

31 Ağustos 2026 Pazartesi 13:48

DİSİPLİNSİZ ÖZGÜRLÜK YOZLAŞMADIR

24 Ağustos 2026 Pazartesi 13:18

25 YIL SONRA: AMBALAJ DEĞİŞTİ, YA RUHU?

17 Ağustos 2026 Pazartesi 16:30

ETİKETLERİN GÖLGESİNDE

10 Ağustos 2026 Pazartesi 17:08

BİR BAHÇE HİKÂYESİ

03 Ağustos 2026 Pazartesi 10:05

YAŞIMDAN MEMNUNUM

27 Temmuz 2026 Pazartesi 17:20

KAÇIŞ RAMPASI

20 Temmuz 2026 Pazartesi 08:01