DAĞ BAŞINDA YÜKSELEN BİR ATA SPORU

Geçtiğimiz hafta sonu torunlarım aradı. “Dede, tam sana göre bir yere geldik. Atlı spor tesisi yapmışlar. Bugün Türkiye-Özbekistan Çevgan maçı var. Gel, izle.”

Açıkçası çevgan sporunu daha önce duymamıştım. Merak ettim, gittim.

Paşabahçe’nin karşısında Keklikpınarı denilen yerde, dağların arasında böyle bir tesisle karşılaşacağımı doğrusu beklemiyordum. Şehir merkezinden hayli yüksekte, ulaşımı bile başlı başına bir mesele olan bu bölgede yaklaşık 20 dönümlük bir alan düzenlenmiş; ahırlar, idari binalar, geniş bir kafeterya, soyunma odaları, sosyal alanlar ve büyük bir müsabaka sahası yapılmış bir tesis buldum. Sivas Elit Polo ve Çevgan Atlı Spor Kulübü tesisleri burasıymış.

Oldukça kalabalık bir izleyici kitlesi vardı. Türkiye ile Özbekistan arasında oynanan dostluk maçını izlemeye başladık. Sekiz sporcunun katıldığı karşılaşmada Türkiye’yi temsil eden sporcuların Sivaslı olması ayrıca gurur vericiydi. Mücadele 1-1 sona erdi.

Maç sırasında Valilik basın biriminden Melih’in çekim yaptığını gördüm. Sohbetimiz sırasında tesis sahibinin Bilal Demir olduğunu öğrendim. Oyunculardan biriside kendisiydi, başarılıda bir oyun çıkarmıştı. Karşılaşmanın ardından kendisiyle tanışıp önce tebrik ettim, daha sonra detaylı konuşma fırsatı buldum.

Bilal Demir, elektrik tesisat taahhüt işleri yapan bir iş insanı. Türkiye’nin farklı yerlerinde yürüttüğü işlerden kazandığını, bu kez Sivas’ta bir ata sporunu yaşatmak için harcamış. Ancak anlattıkları, yaptırdığı tesisin büyüklüğünden çok, bu noktaya gelene kadar yaşadığı güçlükleri ortaya koyuyordu. “Dağ başına mecbur kaldık. Hamidiye Kültür Parkı’nda ki tesisler kapanmasa ne diye buraya gelecektik? Bu kadar masrafı yapmamıza ne gerek vardı? Ama kimseye sesimizi duyuramadık, gücümüz yetmedi.” dedi.

Bu sözleri duyunca geçmişte Hamidiye Kültür Parkı’nda izlediğim cirit müsabakaları geldi aklıma. Yaklaşık 250 dönümlük alanda oluşturulan parkta atlı sporlar için güzel tesisler yapılmış, ahırlar ve müsabaka alanlarıyla örnek gösterilebilecek bir merkez ortaya çıkarılmıştı. Ne yazık ki zamanla bu tesisler değişen yönetim anlayışıyla sporcuların kullanımına kapatıldı. Bugün Keklikpınarı’nda, şehrin uzağında ve dağın başında yeni bir tesis kurulmasının arkasında biraz da bu geçmiş vardı.

Sohbetimiz ilerledikçe Bilal Demir’e çevganın nasıl bir spor olduğunu da sordum. Çünkü ben bu oyunu bilmiyordum; ilk kez orada görmüştüm. Bana büyük bir heyecanla anlattı. Çevgan, at üzerinde iki takım hâlinde oynanan bir spormuş. Oyuncular, uzun ve ucu kıvrık sopalarla topu rakip takımın kalesine ulaştırmaya çalışıyormuş. Ancak mesele yalnızca topa vurmak değil. Atla binicinin uyumu, hız, denge ve takım hâlinde hareket edebilmek büyük önem taşıyormuş. Bilal Demir’in içten ve samimi anlatımından, bu sporun ne kadar ciddi bir hazırlık, emek ve disiplin gerektirdiğini daha iyi anladım.

Çevganın Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan köklü bir geçmişi olduğunu da ondan öğrendim. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda oynanan bu spor, bugünkü polo oyununun tarihî kökleriyle de ilişkilendiriliyor. Bilal Demir’i dinledikçe, o gün yalnızca yeni bir spor dalını değil, geçmişten gelen bir kültür mirasını da tanımış oldum.

Bilal Demir, sporcuların yurt dışına çıkışlarında yaşanan vize sorunlarından, organizasyon ve seyahat giderlerine kadar pek çok konudan bahsetti, harcanması gereken maddi yükü kendi imkânlarıyla karşıladıklarını anlattı. “Her şeyi cebimizden harcıyoruz. Helal olsun ülkemize ama bize de diğer sporculara yapılan destekleri yapsınlar.” dedi.

Bir dokun, bin ah işit misali… Bir tarafta kendi imkânlarıyla tesis kuran, sporcu yetiştirmeye çalışan bir iş insanı; diğer tarafta destek bekleyen ama sesini yeterince duyuramamış bir spor dalı ve sporcuları.

Bütün bu güçlüklerine rağmen Bilal Demir’in hedefleri büyük. Tesisini geliştirmek, daha fazla sporcu yetiştirmek ve Sivas’ı çevganın önemli merkezlerinden biri hâline getirmek istiyor. Ancak böylesine kapsamlı bir girişimin birkaç kişinin gayretiyle ayakta kalması kolay değil.

Aslında burada üzerinde durulması gereken önemli bir mesele var. Hamidiye’de hazır bulunan imkânlar sporcuların kullanımına açık kalsaydı, bugün bu yatırımın başka bir yerde ve böylesine zorlu şartlarda yapılmasına belki de gerek kalmayacaktı. Şimdi ise bir iş insanı, kendi imkânlarıyla bu eksikliği gidermeye çalışıyor. Bu emeğin yalnızca sahibinin omuzlarında kalmaması gerekir.

Valiliğin, belediyelerin, spor kuruluşlarının ve şehrin ilgili kurumlarının bu girişime sahip çıkması gerekiyor. Sporcuların desteklenmesi, müsabakaların düzenli hâle getirilmesi ve tesisin tanıtılması, bu çabanın kalıcı olmasını sağlayabilir.

Dağın başında gördüğüm şey yalnızca yeni yapılmış bir spor tesisi değildi. Geçmişini unutmayan, ata sporlarını seven bir insanın, unutulmaya yüz tutmuş bir ata sporunu yaşatmak için ortaya koyduğu kararlılığıydı.

Bilal Demir ilk adımı atmış, tesisini kurmuş ve müsabakayı gerçekleştirmiş. Bundan sonrası artık yalnızca onun meselesi değil, Sivas’ın da meselesidir.

Çünkü bazı değerler, onları yaşatmak isteyen bir avuç insanın gayretiyle yeniden ayağa kalkar; ama ayakta kalmaları için geniş kitlelerin desteğine ihtiyaç duyar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Hasdemir Arşivi

DESTEĞİN SINIRI

24 Ekim 2026 Cumartesi 13:03

ADALETTE REFERANS

12 Ekim 2026 Pazartesi 13:55

CAN NEREDEYSE HAYAT ORADA

05 Ekim 2026 Pazartesi 11:17

KÜRSÜDE AHİ, TEZGÂHTA BAŞKA!

28 Eylül 2026 Pazartesi 11:06

DÖNER KAPI SİYASETİ

21 Eylül 2026 Pazartesi 09:33

LAF SAHİBİNDEN ÇOĞALIR

07 Eylül 2026 Pazartesi 14:29

ORTAK NEŞEMİZ: DÜĞÜNLERİMİZ

31 Ağustos 2026 Pazartesi 13:48

DİSİPLİNSİZ ÖZGÜRLÜK YOZLAŞMADIR

24 Ağustos 2026 Pazartesi 13:18