Ahmet Hasdemir
DÖNER KAPI SİYASETİ
Yıl 2026. Yapay zekâyı, dijital finansı ve şeffaflığı göklere çıkardığımız bir çağdayız. Ancak sistemin arka planındaki mekanizmaya baktığınızda insan sormadan edemiyor: Devlet, yapay zekâ algoritmalarıyla vatandaşın satın aldığı gayrimenkulün tapudaki düşük beyanını saniyesinde tespit edip vergi cezasını anında adrese yollayabiliyor da; borsa koridorlarında milyarlarca dolarlık usulsüzlükler dönerken neden gözlerini yumuyor? Tapudaki üç kuruşluk eksik beyanın peşine anında düşen o “akıllı devlet”, iş devasa fon manipülasyonlarına gelince neden hep yangın çıktıktan, kriz patladıktan sonra devreye giriyor?
Eylül ayında yaşanan borsa ve fon krizine bakın. Küçük yatırımcının birikimi, olağanüstü fiyat hareketleri ve tartışmalı fon işlemleri üzerinden ciddi risklerle karşı karşıya kaldı. Yüz binlerce yatırımcının etkilendiği bu süreçte milyarlarca dolarlık fonların tasfiyesi gündeme geldi. Peki, bu yapı bu kadar büyürken denetim neredeydi? İşte tam burada, uluslararası literatürde yıllardır tartışılan bir kavram karşımıza çıkıyor: “Döner Kapı” (Revolving Door) düzeni.
Döner kapı; devletin kritik makamlarında görev yapan kişilerin, emekli olduktan sonra daha önce düzenledikleri veya denetledikleri sektörlerde üst düzey görevlere geçmesi, kamuda edindikleri bilgi ve ilişki ağlarını özel sektörde kullanabilmesi ihtimalidir.
En son yaşanan borsa depreminde bir holdingin kurucusu, devletin en kritik makamlarında uzun yıllar oturmuş; Hesap Uzmanlığı’ndan Gelirler Genel Müdürlüğü’ne, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Milli Piyango’ya, Ulaştırma Bakanlığı müsteşarlıklarından dev kamu şirketlerinin yönetim kurulu başkanlıklarına ve hatta bakanlık koltuğuna kadar çıkmış, devletin tüm stratejik haritasını bilen bir bürokrat, emekli olduğunda bakıyorsunuz köşesine çekilmemiş, dev holdinglerin yönetim kurullarında baş köşeye oturmuş. Yetmemiş, kamudayken biriktirdiği o devasa ‘ilişki ağını’, devlet yönetiminden edindiği bilgi ve tecrübeyi de yanına alıp, ailesiyle birlikte finans piyasalarında milyar dolarlık aracı kurumlar, portföy şirketleri kurmuş. İnsan sormadan edemiyor: Bu kadar parayı nereden buldun? Burada niyetimiz bir kişiyi suçlamak değil, sistemin nasıl işlediğini sorgulamaktır.
İşin en acı tarafı ise kamu koridorlarında hüküm süren o görünmez kural: Görevdeki etkili merciler, “Bir gün ben de emekli olduğumda bu özel şirketlerde üst düzey yönetici olurum, benim de çarkım döner” düşüncesiyle yaşanan usulsüzlüklere, şaibeli fon hareketlerine çoğu zaman göz yumuyor, bilerek görmezden geliyor. Mızrak çuvala sığmayıp lağım patlayana kadar kimse sesini çıkarmıyor. Ne zaman ki kriz patlıyor, işte o zaman devlet devreye girip süreci tanzim etmeye çalışıyor. Ama iş işten geçmiş oluyor; olan yine vatandaşın dişinden tırnağından artırdığı birikimine ve kamu kaynaklarının açıkça talan edilmesine sebep oluyor.
Sıfırdan başlayan genç girişimci bankadan kredi almak için bin dereden su getirirken, kamudan ayrılmış isimlerin ve onların çevresinde oluşan finansal yapıların arkasında milyarlarca dolarlık sermayeler dolaşıyor. Borsada yeni para geldikçe büyüyen, olağanüstü getirilerle yatırımcı çeken ve çıkış başladığında büyük riskler doğuran yapıların kamuoyunda “dijital bonzai” benzetmesiyle tartışılması boşuna değil. Peki, bu sistemler nasıl bu kadar büyüdü? Devlet bunları neden daha önce göremedi?
Kriz çıktıktan sonra enkaz kaldırmak marifet değil; marifet, krizi doğuran şartları önceden engellemektir. Üst düzey kamu görevlileri için güçlü çıkar çatışması kuralları ve makul soğuma süreleri getirilmeli; görev sırasında edinilen bilgi ve nüfuzun özel kazanca dönüşmesinin önüne geçilmelidir. Eski bürokratların kamu kurumlarındaki ilişkilerini kayıt dışı lobicilikte kullanması önlenmeli, şüpheli sermaye hareketleri etkin biçimde incelenmelidir. Denetim kurumları da yapay zekâ ve gelişmiş analiz sistemlerini kullanarak olağandışı fiyat hareketlerine, fon yoğunlaşmalarına ve ilişkili işlemlere kriz patlamadan önce müdahale etmelidir.
Vatandaşın cebindeki üç kuruşun peşine saniyesinde düşen devlet, milyarlarca liralık finansal hareketlere karşı da aynı kararlılığı göstermek zorundadır. Vatandaşın varlığını korumak devletin namus borcudur. Kamu görevi, kişisel servet ve nüfuz biriktirmenin yolu değil; milletin hakkını ve hukukunu koruma sorumluluğudur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.