Ahmet Hasdemir
CAN NEREDEYSE HAYAT ORADA
Eskiler, söze derin anlamlar yüklerdi. “Neren ağrıyorsa canın oradadır” sözü de bunlardan biri. Birkaç kelimeyle insanın bedenle ruh arasındaki bağını anlatır.
Sağlığımız yerindeyken bunu pek düşünmeyiz. Rahatça yürür, merdiven çıkar, eğilir, doğrulur, bir bardak suyu kimseye ihtiyaç duymadan alırız. Nefes almanın, yürüyebilmenin, ağrısız bir sabaha uyanmanın ne büyük nimet olduğunu çoğu zaman fark etmeyiz.
Geçtiğimiz günlerde ofisi taşırken ortalığı toparlamaya yardım edeyim istedim. Epey çalıştım, terledim. Terliyken anlaşılmıyor ama vücut soğuduğunda yapılan yanlış bir hareket kasları kilitlemeye yetiyor. Uzun yıllar bende var olan bel fıtığı böyle dikkat etmediğim zamanlarda kendini hatırlatıyor ve yaşam düzenimi alt üst ediyor.
İki gündür yatakta tavana bakarken “sağlıklı olma” nimetini daha iyi anlıyorum.
Ayağa kalkabilmek…
Kendi başına yürüyebilmek…
Mutfaktan bir bardak suyu alabilmek…
Açık pencereden dışarı bakıp derin bir nefes çekebilmek…
Böylesi zamanlarda, daha düne kadar sıradan gördüğümüz şeylerin aslında hayatın en büyük zenginlikleri olduğunu anlıyoruz.
Belki de hayatın zaman zaman önümüze çıkardığı bu küçük zorunlu durakların bir anlamı var. Bazen bedenimiz, bizim kendimize söylemeye fırsat bulamadığımız şeyi söylüyor: “Biraz dur.”
Çünkü biz durmayı pek bilmiyoruz. Sürekli bir yere yetişmeye, bir işi bitirmeye, bir meseleyi çözmeye, bir başkasının derdine yetişmeye çalışıyoruz. Geleceği planlarken bugünün kıymetini unutuyoruz. Oysa hayat dediğimiz şey, çoğu zaman büyük hedeflerden önce çok daha küçük mutluluklardan oluşuyor.
Ağrısız bir sabah…
Sıcak bir çay…
Rahat bir yürüyüş…
Sevdiklerimizle aynı sofrada oturmak…
Kimseye ihtiyaç duymadan kendi işimizi görebilmek…
Sonbahar geldi. Günler kısalıyor, havalar serinliyor. Doğa yavaş yavaş dinlenmeye hazırlanırken, bize de biraz yavaşlamak ve bedenimizin sesini dinlemek düşüyor. Gençlik yıllarındaki gücümüzü hâlâ taşıdığımızı sanıp bedenimize aynı yükü yüklememek gerekiyor. Ani hareketler, ağır kaldırmak, uykusuzluk ve ihmal… Bazen küçük gördüğümüz şeyler, bedenin dilinde hiç de küçük olmayabiliyor.
Çünkü beden, unutkan değildir. Yıllar önce yaptığımız ihmalleri bile bir kenara not eder. Gün gelir, hiç beklemediğimiz bir anda hesabı önümüze koyar. Belki de insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, bedeninin sesini ağrı başladığında değil, henüz ağrımadan dinlemektir.
Bugün gündemin ağırlığından, memleket meselelerinin bitmeyen gürültüsünden biraz uzaklaşalım istedim.
Sağlığımızın kıymetini, onu kaybetmeden bilelim.
Çünkü insan sağlıklıyken dünyası geniştir.
Yürüyebiliyorsa yolu vardır.
Nefes alabiliyorsa umudu vardır.
Ve canı neredeyse, hayatı da aslında oradadır.
Sıcak çayınızı yudumladığınız, rahatça yürüdüğünüz, ağrısız ve huzurlu günler dileğiyle…
Sağlıkla, neşeyle ve kıymet bilerek kalın
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.