Ahmet Hasdemir
DİSİPLİNSİZ ÖZGÜRLÜK YOZLAŞMADIR
Yeni bir eğitim-öğretim yılının eşiğindeyiz. Her ders yılı öncesinde olduğu gibi, yine kılık-kıyafet yönetmeliği üzerinden alevlenen tanıdık bir tartışmanın ortasındayız. Yıllardır aynı tartışmayı farklı cümlelerle yapıyor, bir türlü meselenin özüne inemiyoruz.
Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana kıyafet meselesi üzerinden ne fırtınalar koparıldı. Siyah önlük-beyaz yakalıkla başlayıp mavi önlüğe evrilen; liselerde lacivert ceket, gri pantolon ve siyah kravat cenderesine sıkıştırılan nesiller yetiştirdik. Sonra, bu katı anlayıştan kaçışın adı “kıyafet özgürlüğü” oldu. Üstelik bu süreç, muhafazakâr bir iktidar döneminde yaşandı.
Ne var ki, her kaçtığımız yerde dönüp dolaşıp başka bir duvara tosluyoruz.
Ben özgürlüğe karşı değilim. Tam tersine, özgürlüğü en çok savunanlardanım. Fakat altını kalın çizgiyle çizmek gerekir: Özgürlük, başıboşluk değildir.
Her özgürlüğün bir sınırı, her hakkın bir sorumluluğu vardır. Disiplinden koparılmış bir özgürlük anlayışı, bir süre sonra özgürlük olmaktan çıkar; ölçüsüzlüğe, savrukluğa ve nihayet yozlaşmaya dönüşür.
Hele konu eğitimse...
Okul, toplumun geleceğini şekillendiren en önemli kurumlardan biridir. Burada yalnızca bilgi öğretilmez; ölçü, sorumluluk, saygı ve birlikte yaşama kültürü de öğretilir. Bu yüzden okulun bir ciddiyeti, öğretmenin bir itibarı, öğrencinin de uyması gereken bir düzeni olmak zorundadır.
Kıyafet özgürlüğü adına geldiğimiz noktaya bir bakın. Ölçü ve estetik kaygısının yerini savrukluğun, okul ciddiyetinin yerini özensizliğin aldığı örneklerle karşılaşıyoruz. Bazı öğrencilerimizde beden teşhiri üzerinden şekillenen bir özenti, bazı eğitimcilerimizde ise mesleğin vakarına yakışmayan giyim anlayışı görülebiliyor. Daha da önemlisi, kendi kültürel kodlarımızı küçümseyip her gördüğümüzü modernlik ve özgürlük zannetmeye başladık.
Mesele sadece öğretmen ve öğrencilerle de sınırlı değil.
Bugün kimi velilerimiz, farkında olmadan eğitimdeki disiplin anlayışını zayıflatıyor. Çocuğunu korumakla, çocuğunun her davranışını savunmayı birbirine karıştıran bir veli profili giderek yaygınlaşıyor.
Öğretmen, sınıfa geç kalan öğrencisine dersin düzenini sağlamak veya belki de çocuğun bir sıkıntısını anlamak için neden geç kaldığını soruyor. Veli ise bunu bir sorgulama olarak görüp hemen tepki gösteriyor:
“Siz benim çocuğumu nasıl sorgularsınız?”
Eğitimde disiplinin nasıl aşındığını gösteren çarpıcı örneklerden biri.
Çocuğu korumak başka şeydir, çocuğu kuralsızlığa alıştırmak başka.
Bir çocuğa hayat boyunca hiçbir kurala uymak zorunda olmadığını öğretirseniz, ona iyilik etmiş olmazsınız. Tam tersine, hayatın gerçekleriyle karşılaştığında en büyük kötülüğü yapmış olursunuz.
Bir başka mesele de sendikal anlayışımız.
Elbette çalışanların sendikal hakları vardır ve olmalıdır. Özlük hakları, çalışma şartları, ücretler ve mesleki sorunlarla ilgili her makul talep dile getirilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ancak sendikal hak ile kuralsızlık talebini birbirine karıştırmamak gerekir.
İdare, eğitimde kaliteyi artırmak, okul düzenini sağlamak, disiplini güçlendirmek ve mesleğin itibarını korumak için bir adım attığında, hemen “özgürlüğümüz kısıtlanıyor” itirazının yükselmesi doğru değildir.
Özgürlük; “Bize kimse karışmasın, hiçbir kurala uymayalım, istediğimiz gibi davranalım” demek değildir.
Çalışanın hakkını savunmak başka, kurumu kuralsızlaştırmak başka şeydir. Sendikacılığı ideolojik bir mücadele alanına dönüştürüp her düzenlemeyi “özgürlüğe müdahale” olarak görmek, en başta sendikaların kendi itibarına zarar verir.
Milli Eğitim Bakanlığımızın bu yıl uygulamaya koyacağı “önlüklü ve düzenli ders” yaklaşımını bu açıdan son derece yerinde buluyorum.
Eğitimin bir ciddiyeti, okulun bir saygınlığı olmak zorundadır.
Okul, herkesin dilediği gibi boy göstereceği bir podyum değildir. Okul; karakterin, disiplinin, bilginin ve sorumluluğun harmanlandığı bir ilim yuvasıdır.
Önlük tek başına eğitimdeki bütün sorunları çözmez. Elbette çözmez.
Ama düzenin bir sembolü, aidiyetin bir işareti ve okul ciddiyetinin görünür bir parçası olabilir.
Asıl mesele de zaten yalnızca kıyafet değildir.
Asıl mesele, eğitimde ölçüyü yeniden tesis edip edemeyeceğimizdir.
Bu milletin kökleriyle, kültürüyle ve milli-manevi değerleriyle barışık her düzenlemeden rahatsızlık duyanlara sormak lazım:
Bir öğrencinin kılığına kıyafetine çeki düzen verilmesinden, okulda ölçü ve disiplinin öne çıkarılmasından neden rahatsız oluyorsunuz?
Yıllardır denenen ve bizi bugünlere getiren kuralsızlığı savunmak yerine, yeniden ölçü, ciddiyet ve sorumluluk ekseninde bir eğitim anlayışı inşa etmenin neresi yanlış?
Özgürlüğü savunacağız. Ama özgürlüğü sorumluluktan koparmadan.
Çocuğumuzu koruyacağız. Ama onu kuralsızlığa teslim etmeden.
Öğretmenin hakkına saygı göstereceğiz. Ama öğretmenin sorumluluğunu da unutmadan.
Disiplinin olmadığı yerde özgürlük uzun süre yaşayamaz. Eğitimde ihtiyacımız olan şey daha fazla başıboşluk değil; daha fazla ölçü, daha fazla ciddiyet ve daha fazla sorumluluktur.
Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığımızın yeni uygulamasını destekliyorum.
Yerinde bir karardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.