Ahmet Hasdemir
YAŞIMDAN MEMNUNUM
Geçen haftaki yazım beklediğimden fazla ilgi gördü. Telefon edenler, mesaj atanlar oldu. En çok da yazının muhatabını merak ettiler.
Bilen biliyor.
İsim yazmaya ihtiyaç duymadım. Çünkü mesele bir kişiden ibaret değil. Hatta sadece bizim ülkemize de özgü değil. Dünyanın hemen her yerinde seçilmiş yöneticilerde görülen ortak bir refleks var.
Mazbatayı aldıktan sonra danışma ihtiyacını azaltmak, yetkiyi mutlak doğrulukla karıştırmak ve yılların birikimini “eski usul” diye kenara koymak…
İstisnalar elbette vardır. Fakat milletvekilinden belediye başkanına kadar uzanan geniş bir yelpazede, belli bir yaşın üzerindeki insanların tecrübesini değişimin önünde engel gibi gören anlayış ne yazık ki giderek yaygınlaşıyor.
Oysa şehirler heyecanla değil, akılla yönetilir. Akıl ise çoğu zaman yaşanmışlıkların süzgecinden geçerek olgunlaşır. Tecrübeyi dışlamak, haritasız denize açılmaya benzer; rüzgâr sizi bir süre taşıyabilir ama ilk fırtınada yönünüzü kaybedersiniz.
Geçtiğimiz günlerde dünya nüfusunu tek bir köy gibi ele alan ilginç bir istatistik çalışmasına rastladım. Rakamlar düşündürücüydü. Milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada temiz suya ulaşamayanlar, sağlıklı barınma imkânı bulamayanlar, eğitim fırsatından mahrum kalanlar hâlâ büyük bir çoğunluğu oluşturuyor. Daha dikkat çekici olan ise şu: Dünya nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde sekizi 65 yaşın üzerine ulaşabiliyor.
Demek ki ileri yaşlara erişmek yalnızca takvim yapraklarının çevrilmesi değildir. Aynı zamanda ömür denen uzun yolculuğun imtihanlarından geçebilmiş olmanın da adıdır.
Yaş, nüfus cüzdanındaki rakamdır; olgunluk ise hayatın insana verdiği diplomadır.
Sanılanın aksine insanın en verimli yılları çoğu zaman gençlik değil, olgunluk dönemidir. Ellili yaşlardan itibaren bilgi tecrübeye dönüşür, altmışlarda muhakeme derinleşir, yetmişlerde ise insan olayların özünü daha berrak görmeye başlar. Hayatın en güzel meyveleri çoğu zaman sonbaharında olgunlaşır.
Bugün Nobel Ödülü kazanan bilim insanlarının ortalama yaşının 60’lı yaşlarda olması da, dünyanın en büyük şirketlerini yöneten isimlerin benzer yaş ortalamasına sahip bulunması da tesadüf değildir. Çünkü büyük kararlar yalnızca bilgiyle değil; sabırla, tecrübeyle ve doğru muhakemeyle alınır.
Elbette gençliğin enerjisine, cesaretine ve hızına ihtiyacımız var. Ancak tecrübenin rehberliği olmadan enerji kolayca savrulabilir.
Gençlik rüzgârsa, tecrübe dümendir.
Rüzgâr gemiyi yürütür; dümen ise onu limana ulaştırır.
Kendi adıma söyleyeyim… Altmışlı yaşlarımı büyük bir memnuniyetle yaşıyorum. Çünkü yıllar bana şunu öğretti: Makamlar geçicidir. Bugün var olan yetki yarın başkasına devredilir. Fakat karakter, ehliyet, liyakat, alın teri ve yılların damıttığı tecrübe, insanın ömür boyu taşıdığı gerçek servetidir.
Koltukları değerli kılan da oturan kişi değil; o koltukta sergilenen hikmet, adalet ve istişare kültürüdür. Bu yüzden, yönetmeye talip olanlara küçük bir tavsiyem var:
Elli yaşın üzerindeki insanlara yalnızca yaşlarına bakmayın. Onların hangi bedelleri ödeyerek o yaşa geldiklerine bakın.
Çünkü bazı tecrübeler para ile satın alınmaz, okulda öğretilmez, makamla kazanılmaz.
Onlar ancak ömürle elde edilir.
Ben yaşımdan memnunum. Çünkü yıllar benden sad; karşılığında bana satın alınamayacak kadar kıymetli bir tecrübe bıraktı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.