Kasım DEMİR
KURDUN ENİĞİ DE KURT OLUR
Hep düşünürdüm eskiden memleketi soyanların, her fırsatta çalıp çırpanların ve şu millete zulüm yapanların çocukları nerede, ne iş yapıyorlar diye? Ta ki aşağıdaki hikâyeyi okuyuncaya kadar.
Şeyh Sadi hazretleri Gülistanda şöyle bir hikâye naklediyor. Benim çok hoşuma gitti. Belki siz de zevkle okursunuz.
Zamanında memleketin birinde bir eşkıya taifesi, bir dağ başını mesken tutmuş çevreden gelip geçen kervanları soyuyor, sonra da kaçıp dağlardaki mağaralarına saklanıyorlardı. Yerleri de çok sarp olduğu için hükümet askerleri her zaman eşkıyaya yenilip geri dönüyorlardı.
Baktılar ki böyle olmuyor, başka bir çare düşündüler. Birisi dedi ki;
-Padişahım böyle olmaz. Biz bir kaç kişiyi onların saklandıkları dağlara gönderelim, onların yerini bulsunlar. Onların zayıf bir anında askerler onlara baskın yapsınlar.
Bu fikir herkesin hoşuna gitti Bir kaç cesur adam arka yollardan dağlara gidip, saklandılar. Geceleri kalkıp eşkıyanın saklandığı mağaraları bulup onları gözetlemeye başladılar.
Bir gün bütün eşkıya taifesi, bir soygun yapmak üzere oradan ayrıldılar. Gecenin bir saatinde yorgun argın geri dönüp uykuya dalınca, bunu fırsat bilen yiğitler mağaraya girip uyuyan şakileri tek tek bağladılar. Hepsini toplayıp padişahın huzuruna çıkardılar.
Padişah bunları görünce hepsinin öldürülmesini emretti. Nasılsa bunların arasında henüz delikanlılığı tatmamış eli yüzü tertemiz bir de çocuk vardı.
İyi huylu, merhametli bir vezir, bu çocuğun öldürülmesine dayanamadı. Bütün cesaretini toplayarak, padişaha;
-Efendim bu çocuğun bir şeyden haberi yoktur. Daha gençliğinden bir hissesi yoktur. Onu bağışlarsanız beni memnun edersiniz, dedi.
Padişah bu sözü beğenmedi ve yüzünü ekşiterek şöyle dedi:
-Soysuz kimse iyilerin terbiyesini alamaz. Bu gibilerin soyunu kurutmak, köklerini kazımak lazımdır. Çünkü ateşi söndürüp korunu bırakmak, yılanı öldürüp yavrusunu bırakmak akıl işi değildir. Söğüt ağacından meyve, hasır kamışından şeker yiyemezsin. Soysuzla oyalanma onlardan hiç bir şey olmaz.
Vezir, bu sözleri dinledi ve beğendi. Yine de padişaha tekrar yalvardı.
-Çok haklısınız padişahım. Ancak bu çocuk o kötülerle değil de iyilerle bir arada olsaydı onların terbiyesini alır, güzel eğitimli ahlaklı biri olurdu.
Vezir bunun gibi başka daha pek çok şeyler söyleyerek padişahı yumuşattı. Padişah da:
-Doğru bulmadım ama hadi affettim, dedi.
Hülasa vezir, çocuğu aldı, evine götürdü. Naz ve nimetle besledi. Ona terbiyesi için hoca tayin etti. Çocuk her yönden çok güzel yetiştirildi.
Bir gün vezir padişahın huzurunda çocuğun edebinden, ahlakından bahsedince padişah gülümsedi ve şöyle dedi:
"Kurt yavrusu insanlar arasında büyüse de sonunda kurt olur."
Bunun üzerinden bir iki yıl geçti. Oğlan büyüdü. Mahallenin ahlaksız gençlerinden bazıları ona yanaştılar, onu yoldan çıkardılar.
Oğlan bir fırsatını düşürünce vezirle birlikte iki oğlunu da kalleşçe öldürdü. Bitmez tükenmez serveti, altını kaldırdı. Hırsızlar mağarasında babasının yerine geçti, oturdu. Devletine asi oldu.
Padişah bu vakayı işitince çok ama çok üzüldü ve hayretinden ellerini ısırdı ve şöyle dedi:
"Kötü demirden iyi kılıç yapılmaz.
Ey akıllı adam, alçak kimse terbiye ile adam olmaz, bunu bil.
Misal istersen işte yağmur suyu temizdir, değil mi? Buna rağmen yağmur suyu ile bahçede lale, çorak yerde çer çöp biter.
Çorak yerde sümbül bitmez. Oraya boş yere ümit tohumunu ekip de zayi etme.
Kötülere iyilik etmek, iyilere kötülük etmek gibidir."
Bu satırları okuyunca kurudum, kaldım. Vezire acıdım. Padişahın sözlerini tekrar tekrar okudum. Yılların tecrübesiyle arifane bir şekilde söylediği bu sözleri, bir yerlere not ettim. Siz de not edin.
Şimdi daha iyi anladım sokaklarda insanların üstüne ateş edenlerin çocuklarının ne alemde olduğunu.
Hapishanelerde birçok masuma işkence eden bu şerefsizler birden bire ortadan kayboldular. Peki bu şerefsizlerin çocukları nereye kayboldu?
Kendisine emanet edilen devlet malını hortumlayan hırsızların çocukları nerede, anladınız mı?
Kimsesizlerin ırzına, namusuna tasallut eden ırzı kırıkların çocukları hangi halde gördünüz mü?
Ne demiş hikâyenin sonunda Şeyh Sadi:
"Gürk zade akıbet gürk şeved."
Yani en sonunda kurdun eniği de kurt olur.
Siz ananızdan, babanızdan dua öğrenirken, vatan millet, hak hukuk ne demek öğrenirken; onlar da babalarından ihanet, fitne, fesat, hırsızlık ve işkence öğrenmişler.
1980 Darbesinde birçok masumu boşu boşuna zindanlara doldurdular. Önce bu milletin çocuklarını birbirine düşman ettiler. Bunu bahane ederek idareye el koyup halkı, düzmece mahkemelerde uydurulmuş suçlarla yargılayıp mahkûm ettiler. Bununla da kalmayıp birçoğunu sistematik olarak akla hayale gelmeyen işkencelerle mahvettiler.
Daha sonra namusuyla çalışıp çoluk çocuğunun maişetini kazanan garibanları işsiz bıraktılar
Bankaları hortumladılar. Sahilleri, boğazları talan ettiler. Fakir fukaranın rızkına göz diktiler.
28 Şubat sürecinde sırf Müslümanların yükselişini durdurmak için koskoca memleketi mahvettiler. Askeri, yargısı ve siyasetçisi el ele vererek kendilerine muhabbet besleyen bu milletin istikbaline çöktüler.
İşte onların çocuklarını, kızlarını merak ediyordum.
Her gün hırsızlık, vurgun ve ahlaksızlık haberlerini televizyondan dinleyip gazetelerde okuyunca bunların kimler olduğunu, kimlerin çocuğu olduğunu hemen anladım.
Artık merak etmiyorum. O şerefsizleri çok iyi tanıyorum.
Siz de tanıyorsunuz.
Demek ki hırsızın veledi de hırsız, arsızın çocuğu da arsız, namussuzun çocuğu da namussuz oluyormuş.
İsterseniz yukarda ki hikâyeyi bir daha okuyun...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.