SİVAS’TA ÜNİVERSİTEYE BAŞLAMAK: YENİ ŞEHRE VE YENİ HAYATA UYUM

Üniversiteye başlamak çoğu zaman gençliğin en heyecan verici dönemlerinden biri olarak anlatılır. Yeni bir şehir, yeni arkadaşlıklar, daha özgür bir hayat ve gelecek için atılmış önemli bir adım… Ancak bu değişimin yalnızca heyecan verici tarafına bakıldığında, üniversiteye yeni başlayan öğrencilerin yaşayabileceği psikolojik güçlükler gözden kaçabilir.

Bu yıl Sivas’ta üniversiteye başlayacak birçok öğrenci, ailesinden ilk kez uzun süre ayrı kalacak. Tanımadığı bir şehirde yaşamaya, yeni arkadaşlıklar kurmaya, derslerini takip etmeye ve günlük sorumluluklarını tek başına yerine getirmeye çalışacak. Üstelik bütün bunları yaparken çevresinden sık sık “Üniversite yılları hayatının en güzel yıllarıdır” sözünü duyacak.

Peki öğrenci kendisini güzel hissetmiyorsa ne olacak?

Üniversitenin ilk aylarında zorlanmak, yanlış bir karar verildiğini veya öğrencinin yeterince güçlü olmadığını göstermez. Çünkü burada değişen yalnızca okul değildir. Kişinin günlük düzeni, sosyal çevresi, aile içindeki konumu, sorumlulukları ve geleceğe ilişkin beklentileri de aynı anda değişmektedir.

AİLE ÖZLEMİ VE KENDİ BAŞINA KALMA KAYGISI

Aileden ayrılmak, üniversiteye başlayan öğrencilerin en sık zorlandığı konuların başında gelir. Bazı öğrenciler ilk günlerden itibaren yoğun bir özlem yaşarken bazıları başlangıçtaki heyecan azaldıktan sonra evini özlemeye başlar.

Memleket özlemi yalnızca aile bireylerini özlemek değildir. İnsan, evinde sahip olduğu düzeni ve kendisinin o düzen içindeki hâlini de özler. Ne zaman yemek yeneceğinin bilindiği, eşyaların nerede olduğunun düşünülmediği ve kişinin kendisini sürekli açıklamak zorunda kalmadığı yaşam geride kalmıştır.

Bu dönemde öğrencinin zihninden “Kendi başıma yapabilecek miyim?”, “Hastalanırsam bana kim yardım edecek?” veya “Buraya hiç alışamazsam ne olacak?” gibi düşünceler geçebilir. Akşamları artan sıkıntı, ağlama isteği, eve dönme düşüncesi ve aileyi sürekli arama ihtiyacı görülebilir.

Bazı öğrenciler ise ailesini üzmemek için yaşadıklarını saklar. Telefon konuşmalarında her şey yolundaymış gibi davranır; ancak konuşma bittikten sonra yoğun bir yalnızlık hisseder. Aileyi özlemek bağımsızlaşamamak değildir. Bağımsızlık, sevdiklerine ihtiyaç duymamak değil; bu bağları korurken kendi yaşamının sorumluluğunu giderek daha fazla üstlenebilmektir.

ÜNİVERSİTEDE ARKADAŞ EDİNEMEME VE DIŞARIDA KALMIŞLIK HİSSİ

Üniversitenin ilk günlerinde arkadaş grupları şaşırtıcı bir hızla oluşur. Birkaç gündür birbirini tanıyan öğrenciler birlikte yemek yemeye, derslere girmeye ve sosyal medyada fotoğraf paylaşmaya başlayabilir.

Henüz bir gruba dâhil olamayan öğrenci, “Herkes arkadaşını buldu, bir tek ben yalnız kaldım” diye düşünebilir. Oysa ilk haftalarda kurulan ilişkilerin bir kısmı yakınlıktan çok, yabancı bir ortamda yalnız kalmama ihtiyacına dayanır. Güven veren ve kalıcı arkadaşlıkların gelişmesi daha uzun sürebilir.

Buna rağmen öğrenci kendisini çevresindeki insanlarla karşılaştırmaya başladığında yalnızlığını kişisel bir kusur gibi değerlendirebilir. Diğer öğrenciler daha sosyal, özgüvenli ve rahat görünürken kendisinin yetersiz olduğunu düşünebilir.

Burada yanıltıcı olan şudur: Kişi başkalarının dışarıdan görünen hâlini, kendi içinde yaşadığı kaygıyla karşılaştırır. Kalabalık bir masada oturan herkes kendisini ait hissediyor olmayabilir. Çok konuşan biri de reddedilmekten korkabilir. Fakat sosyal medyada veya kampüste bu iç dünya görülmez.

Üniversitede arkadaş edinemediğini düşünen bazı öğrenciler zamanla odalarına çekilir, etkinliklere katılmaz ve insanlarla konuşmayı erteler. Bu geri çekilme kısa süreli rahatlama sağlar. Fakat öğrenci insanlardan uzak durdukça sosyal ortamlar daha yabancı, arkadaşlık kurmak ise daha zor görünmeye başlar.

ÖZGÜRLÜKLE SORUMLULUK AYNI ANDA GELDİĞİNDE

Üniversite yaşamıyla birlikte genç daha fazla özgürlük kazanır. Ne zaman dışarı çıkacağına, parasını nasıl harcayacağına, derslere devam edip etmeyeceğine ve kimlerle görüşeceğine büyük ölçüde kendisi karar verir.

Ancak özgürlüğün yanında sorumluluk da gelir. Dışarıdan kimse müdahale etmediğinde öğrencinin kendi sınırlarını ve düzenini oluşturması gerekir. Başlangıçta özgürlük gibi görünen durum, bir süre sonra “Bütün bunları tek başıma nasıl yöneteceğim?” kaygısına dönüşebilir.

Maddi kaygılar da üniversiteye uyum sürecinin önemli bir parçasıdır. Öğrenci, arkadaşlarının katıldığı etkinliklere ekonomik nedenlerle katılamadığında kendisini grubun dışında hissedebilir. Ailesinden yeniden para istemekten çekinebilir veya ailesine yük olduğunu düşünebilir.

Ekonomik farklılıklar yalnızca harcamaları değil, kişinin kendisini değerlendirme biçimini de etkileyebilir. Başkalarının sahip olduklarına bakarak kendi imkânlarından utanmaya başlayan öğrenci, sosyal çevreden geri çekilebilir. Burada sorun her zaman para miktarı değildir. Bazen asıl güçlük, kişinin ekonomik durumunu kendi değerinin bir göstergesi gibi görmeye başlamasıdır.

AKADEMİK KAYGI VE “YANLIŞ BÖLÜMÜ MÜ SEÇTİM?” DÜŞÜNCESİ

Üniversitedeki ders sistemi liseden farklıdır. Ders seçimi, sınavların yapısı, akademisyenlerle iletişim kurma biçimi ve öğrenciden beklenen çalışma düzeni başlangıçta belirsiz gelebilir.

İlk sınavından düşük not alan bir öğrenci bunu yalnızca bir sınav sonucu olarak görmeyebilir. “Bu bölüme uygun değilim”, “Buradaki herkes benden daha başarılı” veya “Ailemin emeğini boşa çıkaracağım” şeklinde yorumlayabilir.

Özellikle bölümünü ailesinin beklentileri, aldığı puan veya gelecekteki iş imkânları nedeniyle seçen öğrencilerde “Doğru bölümü mü seçtim?” sorusu daha sık ortaya çıkabilir. Dersler beklenenden farklı çıktığında öğrenci hemen bölüm değiştirmesi gerektiğini düşünebilir.

Bazen gerçekten bölüm ile öğrencinin ilgi ve hedefleri arasında uyumsuzluk bulunabilir. Ancak ilk haftalardaki yabancılık ile kalıcı bir bölüm uyumsuzluğunu birbirinden ayırmak gerekir. Kişinin henüz tanımadığı bir eğitim ortamında zorlanması, mesleğin kendisine uygun olmadığını tek başına göstermez.

Bu dönemde geleceğe ilişkin düşünceler de yoğunlaşabilir: “Mezun olunca iş bulabilecek miyim?”, “Bu meslekle nasıl bir hayat kuracağım?” veya “Dört yıl sonra nerede olacağım?” Öğrenci henüz ilk dönemin derslerine uyum sağlamaya çalışırken zihni yıllar sonrasının bütün belirsizliklerini çözmeye uğraşabilir. Geleceği sürekli hesaplamaya çalışmak ise bugünkü sorumluluklara odaklanmayı zorlaştırabilir.

KABUL GÖRMEK İÇİN KENDİNDEN VAZGEÇMEK

Yeni bir çevrede kabul edilme ihtiyacı güçlenebilir. Öğrenci yalnız kalmamak veya dışlanmamak için istemediği ortamlara girebilir, harcamak istemediği parayı harcayabilir ya da rahatsız olduğu davranışlara itiraz edemeyebilir.

“Hayır dersem beni aralarına almazlar” düşüncesi, kişinin kendi sınırlarını korumasını zorlaştırır. Ancak uyum sağlamak ile kabul edilmek uğruna kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Sağlıklı bir arkadaşlık, kişinin sürekli rol yapmasını veya istemediği davranışlara katlanmasını gerektirmez.

Romantik ilişkiler de bu dönemde önemli bir yer tutar. Yeni ilişkiler heyecan verici olabilir; fakat reddedilme, kıskançlık, ayrılık ve duygusal bağımlılık öğrencinin derslerini ve günlük yaşamını etkileyebilir.

Özellikle yeni şehirde kendisini yalnız hisseden biri, bütün güven ve aidiyet ihtiyacını tek bir ilişkiye yükleyebilir. Bu durumda ilişkinin bozulması yalnızca bir ayrılık değil, kişinin şehirdeki bütün dayanağını kaybetmesi gibi yaşanabilir.

AİLE İLE BAĞIMSIZLIK ARASINDAKİ ÇATIŞMA

Öğrenci kendi hayatını yönetmek isterken ailesi denetimi sürdürmek isteyebilir. Gün içinde sık sık aranmak, nerede ve kimlerle olduğunun sorulması veya verilen her kararın sorgulanması çatışmaya yol açabilir.

Aile açısından bu davranışların arkasında çoğu zaman koruma isteği vardır. Ancak genç açısından sürekli kontrol edilmek, kendisine güvenilmediği anlamına gelebilir. Öğrenci ailesine bilgi vermek ile bütün hayatını açıklamak zorunda kalmak arasındaki sınırı belirlemekte zorlanabilir.

Sağlıklı bağımsızlaşma, aileyle bağları koparmak değildir. Ailenin de gencin her sorununu onun yerine çözmeden yanında durmayı öğrenmesi gerekir. “Ne yapacağını ben söyleyeyim” yaklaşımı yerine “Sen bu durumu nasıl çözmeyi düşünüyorsun?” sorusu, öğrencinin kendi yeterliliğini geliştirmesine daha fazla yardımcı olur.

Üniversitenin ilk ayları, sonraki yılların nasıl geçeceğini kesin olarak göstermez. İlk günlerde arkadaş edinememek hep yalnız kalınacağı, aileyi özlemek bağımsız olunamayacağı, bir sınavda zorlanmak başarısız olunacağı veya yabancılık hissetmek Sivas’a alışılmayacağı anlamına gelmez.

Yeni bir hayata uyum, bütün kaygılar geçtikten sonra başlamaz. Çoğu zaman insan kendisini hâlâ yabancı hissederken birine selam vererek, evini özlerken yine de dersine giderek ve korkmasına rağmen küçük sorumluluklar alarak uyum sağlamaya başlar.

Zamanla şehir tanıdık, yollar bilindik ve çevredeki yüzler daha aşina hâle gelir. Öğrenci yalnızca üniversiteye alışmaz; zorlandığında neye ihtiyaç duyduğunu, kimlerden yardım isteyebileceğini ve kendi hayatını nasıl kurmak istediğini de öğrenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mert Adil Arşivi