“HAYIR” DEMEK NEDEN SUÇLULUK HİSSETTİRİYOR?

“Suçluluk her zaman yanlış yaptığınızın kanıtı değildir”

Sınır koyduktan sonra uzun açıklamalar yapan, özür dileyen veya karşı tarafın gönlünü almaya çalışan birçok kişi, aslında yanlış davrandığı için değil; öğrendiği eski ilişki rolünün dışına çıktığı için suçluluk hissedebiliyor. Hayır diyememek yalnızca bir iletişim sorunu değildir; kendini feda, boyun eğicilik ve onay arayışıyla ilişkili olabilir…

Bazı insanlar için “hayır” demek yalnızca bir isteği geri çevirmek anlamına gelmiyor. Karşı tarafı üzmek, bencil görünmek, ilişkiyi tehlikeye atmak ya da zor zamanda birini yalnız bırakmak gibi algılanabiliyor. Bu nedenle kişi istemediği hâlde “evet” diyebiliyor; ardından yoruluyor, sıkışıyor ve giderek daha fazla öfke biriktiriyor.

Burada asıl güçlük çoğu zaman doğru cümleyi bulamamak değil, sınır koymanın ardından ortaya çıkan suçluluk ve kaygıya dayanmakta zorlanmak.

Suçluluk her zaman yanlış yaptığınızın kanıtı değildir. Bazen yalnızca eski rolünüze uygun davranmadığınızın yankısıdır. Hissedilen duygu ile yapılan davranışın doğruluğunun birbirinden ayrılması gerekiyor.

“EVET” DEMEK KISA SÜRELİ RAHATLATIYOR

Hayır demekte zorlanan kişi, karşı tarafın kırılacağını, öfkeleneceğini veya kendisini kötü biri olarak göreceğini düşünebiliyor. Bu düşünceler suçluluk, kaygı ve korkuyu artırıyor. Kişi rahatsız edici duygudan kurtulmak için istemediği hâlde “evet” dediğinde ise kısa süreli bir rahatlama yaşıyor.

Ancak bu rahatlamanın uzun vadede bir bedeli bulunuyor. Kişinin zamanı, enerjisi ve ihtiyaçları geri planda kalırken kırgınlık ve bastırılmış öfke birikebiliyor. Böylece “evet” demek yalnızca karşı tarafı memnun eden bir davranış olmaktan çıkıyor; kişinin kendi suçluluğunu azaltmak için kullandığı bir yönteme dönüşüyor.

Bu döngünün tekrar etmesi, bir sonraki istekte hayır demeyi daha da zorlaştırabiliyor.

VİCDANLI OLMAK İLE KENDİNDEN VAZGEÇMEK AYNI ŞEY DEĞİL

Başkalarının ihtiyaçlarını fark etmek ve zaman zaman fedakârlık yapmak, sağlıklı ilişkilerin doğal bir parçası. Sorun ise yardım etmenin özgür bir seçim olmaktan çıkarak zorunluluk gibi hissedilmesiyle başlıyor.

Bu ayrımı anlamak için kişi kendisine şu soruları yöneltebilir.

  • Yardım etmeyi gerçekten istiyor muyum, yoksa hayır dersem hissedeceğim suçluluktan mı kaçıyorum?
  • Hayır deme hakkım olduğunu hissediyor muyum?
  • Yardım ettikten sonra içimde gönüllülük mü, kırgınlık mı kalıyor?
  • Karşılıklılık olmadığında bunu açıkça konuşabiliyor muyum?

İyilik, reddetme seçeneği de varken seçildiğinde anlam kazanıyor. Kişi kendisine hayır deme hakkı tanımıyorsa dışarıdan fedakârlık gibi görünen davranış, içeride bir mecburiyete dönüşebiliyor.

HAYIR DİYEMEMENİN ALTINDA HANGİ ÖRÜNTÜLER BULUNABİLİR?

Şema terapi açısından hayır deme güçlüğünde özellikle üç örüntü öne çıkabiliyor: kendini feda, boyun eğicilik ve onay arayıcılık.

Kendini feda örüntüsünde kişi, başkalarının ihtiyaçlarını sürekli kendi ihtiyaçlarının önüne koyabiliyor. “Ben biraz daha dayanabilirim” veya “Yardım etmezsem vicdansız olurum” gibi düşünceler belirginleşebiliyor.

Boyun eğicilik örüntüsünde kişi, kendi isteğini ifade ederse tartışma çıkacağını, cezalandırılacağını ya da terk edileceğini düşünebiliyor. Sessiz kalmak kısa vadede çatışmayı önlese de ifade edilmeyen ihtiyaçlar zamanla ani öfke, geri çekilme veya pasif-agresif davranışlarla ortaya çıkabiliyor.

Onay arayıcılıkta ise kişinin kendisine verdiği değer, büyük ölçüde başkalarının tepkilerine bağlı hâle gelebiliyor. Karşı tarafın yüzünün düşmesi bile “Yanlış yaptım” şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa bir kişinin sınırdan hoşlanmaması, o sınırın yanlış olduğu anlamına gelmiyor; bazen yalnızca istediğini elde edemediğini gösteriyor.

“BEN GEÇİMLİ BİRİYİM” SÖZÜ BAZEN KORKUYU ÖRTEBİLİR

Geçimli, anlayışlı ve yardımsever olmak değerli özellikler. Ancak kişi gerektiğinde kendi hakkını koruyamıyorsa “Ben geçimliyim” cümlesi, yaşadığı korkuyu örten bir açıklamaya dönüşebiliyor.

Sağlıklı uyumda kişi bazen karşı tarafa uyuyor, bazen kendi tercihini ifade ediyor, bazen de ortak bir yol arıyor. Boyun eğicilikte ise kişinin önünde yalnızca tek bir seçenek bulunuyor: Sürekli uyum göstermek.

Bu farkı görmek için “Gerekli olduğunda bunun tersini yapabiliyor muyum?” sorusu önem taşıyor. İnsanlarla iyi geçinebilmek için sürekli kendinden vazgeçmek gerekiyorsa, ilişkide uyumdan çok korkuyla kurulmuş bir denge bulunabiliyor.

SINIR KOYDUKTAN SONRA HEMEN AÇIKLAMA YAPMAK NEDEN SORUN OLABİLİR?

Hayır dedikten sonra “Acaba fazla mı sert oldum?”, “Beni yanlış mı anladı?” veya “Bir mesaj atıp gönlünü alsam mı?” düşünceleri ortaya çıkabiliyor. Kişi bu rahatsızlığı azaltmak için uzun açıklamalar yapabiliyor, gereksiz yere özür dileyebiliyor ya da koyduğu sınırı geri çekebiliyor.

Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlasa da zihne “Sınır koymak tehlikeliydi; ilişkiyi ancak hemen tamir ederek kurtardım” mesajını öğretebiliyor.

Bu nedenle düşük riskli durumlarda kısa ve saygılı sınır cümleleri kurmak, ardından hemen telafi etmeye çalışmadan bir süre beklemek öğretici olabiliyor. “Bugün uygun değilim”, “Bu işi üstlenemeyeceğim” veya “Bu şekilde konuşulduğunda görüşmeye devam etmeyeceğim” gibi cümleler, uzun savunmalardan daha işlevsel olabiliyor.

PSİKOTERAPİDE YALNIZCA “HAYIR DEME CÜMLESİ” ÇALIŞILMIYOR

Hayır diyememe tek başına psikiyatrik bir tanı değil. Ancak kaygı, düşük öz değer, bastırılmış öfke ve bazı ilişki örüntüleriyle birlikte görülebiliyor.

Psikoterapi sürecinde kişinin hayır diyemediği durumlar, reddetmeye ilişkin korkuları, gerçek sorumluluk ile aşırı sorumluluk arasındaki fark ve sınır koyduktan sonra ortaya çıkan suçluluk ele alınabiliyor. Seanslarda soru-cevap yoluyla temel inançların incelenmesi, pasif–saldırgan–atılgan iletişim biçimlerinin ayırt edilmesi ve küçük davranış deneyleriyle yeni tepkilerin sınanması üzerinde de çalışılabiliyor.

Amaç kişinin duyarsızlaşması veya her isteği reddetmesi değil; yardım etmek ile kendisini tüketmek arasındaki ayrımı kurabilmesi.

Sağlıklı ilişki hiç kimsenin üzülmediği bir ilişki değildir. Sağlıklı ilişki; iki tarafın da ihtiyaçlarının konuşulabildiği, farklılıkların cezalandırılmadığı ve yakınlığın tek bir kişinin sürekli fedakârlığına bağlı olmadığı ilişkidir. Bir ilişkide sürekli iyi kalabilmek için kendinize kötü davranmanız gerekiyorsa, orada vicdandan çok korku çalışıyor olabilir.

  • Bilgilendirme notu: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Klinik değerlendirme, psikiyatrik tanı veya tedavinin yerine geçmez. Her bireyin yaşantısı, ilişki örüntüsü ve psikolojik ihtiyacı farklıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mert Adil Arşivi