Mert Adil
Psikolojik Dayanıklılık Her Şeye Katlanmak Değildir
Sivas’ta da pek çok insanın gündelik yaşamında karşılık bulabilecek “Ben hallederim”, “Kimseye yük olmayayım” ve “Biraz daha sabredeyim” ifadeleri, sorumluluk alma isteğini yansıtıyor. Fakat bu sözler kişinin yardım istemesini, dinlenmesini veya kendisini zorlayan koşulları değiştirmesini sürekli erteliyorsa, güçlü görünmenin bedelini sorgulamak gerekiyor.
Klinik Psikolog Mert Adil’in bu yazıda ele aldığı temel ayrım şu: İnsan zorlandığı için dayanıksız değildir; dayanıklılığı anlamak için yalnızca ne kadar yük taşıdığına değil, o yükle nasıl baş ettiğine de bakmak gerekir.
Üzülmek ve yardım istemek güçsüzlük değildir
Psikolojik dayanıklılık, güçlükler karşısında uyum sağlayabilme ve zaman içinde yeniden toparlanabilme sürecidir. Bu süreçte üzüntü, korku, öfke veya çaresizlik yaşanabilir. Dayanıklı olmak, yaşananlardan etkilenmemek ya da her koşulda sakin kalabilmek anlamına gelmez. Güvenilir insanlardan destek almak da bu sürecin bir parçasıdır.
Bir kaybın ardından ağlamak, yoğun bir dönemde dinlenmeye ihtiyaç duymak veya bir sorumluluk için yardım istemek, tek başına kişinin baş edemediğini göstermez. Bazen ihtiyaç duyulan şey, daha fazla dayanmak için kendini zorlamak değil, mevcut yükü yeniden düzenlemektir.
Sabır ile kendinden vazgeçmek arasındaki fark
Her güçlük karşısında geri çekilmek gerçekçi bir çözüm olmayabilir. Bununla birlikte, her koşula katlanmayı erdem saymak da kişinin kendi ihtiyaçlarını gözden kaçırmasına yol açabilir.
Örneğin iş yerinde sürekli ek görev üstlenen biri, bir süre sonra dinlenmeye ayırabileceği zamanın kalmadığını fark edebilir. Ailede herkesin sorunuyla ilgilenen bir kişi ise kendi ihtiyacını dile getirirken suçluluk duyabilir. İlişkisinde anlaşmazlık çıkmasın diye sürekli susan biri, dışarıdan uyumlu görünse bile kendi itirazlarına yer bulamayabilir.
Bu durumlarda şu sorular üzerinde durulabilir: “Bu sorumluluğu isteyerek mi üstleniyorum, yoksa hayır dersem kötü biri olacağımı mı düşünüyorum? Gösterdiğim sabır bir çözümün parçası mı, yoksa aynı sorunun konuşulmasını mı erteliyor?”
Sınır koymak günlük yaşamda nasıl görünür?
Sınır koymak, karşıdaki kişiyi cezalandırmak veya bütün sorumluluklardan uzaklaşmak değildir. Neye zaman, enerji ve emek ayırabileceğini açıkça ifade etmektir.
“Bugün bunu üstlenemeyeceğim”, “Bu işi paylaşmamız gerekiyor” veya “Konuşmak istiyorum, fakat hakaret edildiğinde konuşmayı sürdüremem” gibi cümleler, ihtiyaçları görünür kılmanın örnekleridir. Bu ifadeler her anlaşmazlığı hemen çözmeyebilir. Yine de karşı tarafın ne beklediği kadar, kişinin neye ihtiyaç duyduğunun da konuşulmasına alan açar.
Dayanıklılık yalnızca kişinin omuzlarına yüklenemez
Ekonomik güçlükler, ağır çalışma koşulları, bakım sorumlulukları ve destek eksikliği yalnızca “olumlu düşünerek” ortadan kalkmaz. Bir kişiye sürekli güçlü olmasını söylemeden önce, taşıdığı yükün paylaşılabilir olup olmadığına da bakmak gerekir.
Dayanıklılığı desteklemek; güvenilir ilişkiler kurmayı, uyku ve dinlenmeye yer açmayı, sorunları küçük adımlarla ele almayı ve gerektiğinde profesyonel yardım almayı içerebilir. Amaç bütün güçlükleri ortadan kaldırmak değil, güçlükler içinde yaşamı sürdürebilecek destek ve baş etme yollarını geliştirmektir.
Kendini sürekli “Biraz daha dayanmalıyım” derken bulan bir kişi, yanına başka bir soru ekleyebilir: “Bu yükü daha sağlıklı taşıyabilmem için neyin değişmesi gerekiyor?”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.