Ahmet Hasdemir
25 YIL SONRA: AMBALAJ DEĞİŞTİ, YA RUHU?
Siyasette zaman, yalnızca takvim yapraklarının devrilmesi değildir. Zaman; fikirlerin, vaatlerin, kadroların ve zihniyetlerin sınandığı uzun bir muhasebedir.
AK Parti, çeyrek asırlık siyasi yürüyüşünü geride bıraktı ve kuruluşunun 25. yılını büyük bir coşkuyla kutladı.
Yıllarca bu harekete destek vermiş, siyasetin merkezinde adalet, kalkınma ve millet iradesi adına samimi bir arayış görmek istemiş biri olarak, bu 25 yıllık yolculuğu izlerken zihnimde tek bir soru belirdi:
Nereden nereye?
Siyaset anlayışım hiçbir zaman körü körüne parti taraftarlığı üzerine kurulmadı. Siyasete bakarken Milli Görüş çizgisinin yıllar içinde ortaya koyduğu temel ilkeleri bir ölçü olarak kabul ettim. “Önce ahlak ve maneviyat” diyen; üretimi, alın terini, helal kazancı ve ekonomik bağımsızlığı önemseyen; dış politikada şahsiyetli, içeride adaletli bir Türkiye idealini savunan bir anlayıştı bu.
Elbette siyaset zaman içinde değişir. Partiler değişir, kadrolar değişir, söylemler değişir. Fakat değişmemesi gereken bazı temel ölçüler vardır: Adalet, ehliyet, liyakat, ahlak, üretim ve millet iradesi.
AK Parti’nin kuruluş yıllarında ortaya koyduğu siyasi söylem, toplumun önemli bir kesiminde tam da bu beklentiye karşılık verdi.
Vesayet odaklarına karşı millet iradesini savunan, ekonomide büyüme ve kalkınma hedefi ortaya koyan, devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi azaltacağını söyleyen bir siyasi hareket vardı karşımızda. Millet tarafından da büyük bir kabul gördü ve güçlü bir destekle iktidara geldi.
Çünkü mesele bir partiye bağlanmak değil, Türkiye’nin daha adil, daha müreffeh ve daha özgür bir ülke olacağına inanmaktı. Beklentiler bunlardı.
Fakat aradan geçen 25 yıl, artık sadece başarıların değil, eksiklerin ve sapmaların da konuşulması gereken bir muhasebe dönemidir ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “Kuruluşta vaat edilen ruhun ne kadarı bugün hâlâ yaşıyor?”
Zaman içinde siyasetin merkezine milletin ihtiyaçlarından çok iktidarın devamlılığını önceleyen bir anlayışın yerleştiği yönündeki eleştiriler giderek arttı.
Parti ile devlet, iktidar ile millet, eleştiri ile ihanet arasındaki çizgilerin zaman zaman birbirine karıştırıldığı bir siyasi iklim oluştu.
Oysa demokraside parti, milletin sahibi değil; milletin hizmetinde olan bir araçtır.
Siyasetçinin görevi, kendisine koşulsuz sadakat gösterecek insanlar aramak değil; kendisini denetleyecek, gerektiğinde eleştirecek, yanlış yaptığında “yanlış” diyebilecek bir millet iradesine açık olmaktır.
Çünkü millet siyasetin nesnesi değil, öznesidir.
Siyasetçinin kendi ajandası, parti içi dengeleri ve siyasi hesapları olabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır.
Ama vatandaşın gündemi başkadır. Onun gündeminde evinin geçimi, çocuğunun geleceği, iş bulabilmek, adil bir gelir dağılımı, güven içinde yaşamak ve yarına umutla bakabilmek vardır.
Siyasetçi dün söylediğini bugün değiştirebilir; dün karşı çıktığıyla bugün aynı safta buluşabilir. Bu, siyasetin doğasında vardır. Fakat vatandaşın her siyasi dönüşte kendi safını değiştirmesi gerekmez. Çünkü vatandaşın tarafı parti değil; adalet, hakkaniyet ve ülkesinin geleceğidir. Siyasetçi değişebilir, ittifaklar değişebilir, partiler değişebilir; ama bizim ölçümüz değişmemelidir.
Bizim sorumuz “Hangi taraftasın?” değil, “Hakkın ve adaletin neresindesin?” olmalıdır.
Hâlâ aynı yerde duruyorum. Siyasete küsmedim, partilere de sırtımı dönmedim. Ama hiçbir partinin, hiçbir liderin ve hiçbir siyasi yapının yanlışlarını doğru kabul edecek kadar da siyaseti kutsallaştırmadım. Çünkü benim bağlılığım şahıslara değil, değerleredir.
AK Parti’nin önünde bugün önemli bir fırsat var.
25 yıl, bir siyasi hareket için yalnızca kutlanacak bir yıldönümü değil; aynı zamanda “Biz nereden geldik, nereye geldik ve nereye gidiyoruz?” sorularının sorulacağı ciddi bir muhasebe zamanıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni sloganlardan çok; yeniden adalete, liyakate, üretime, ahlaka ve milletin gerçek gündemine dönmektir.
İktidarın büyüklüğü, kendisini alkışlayan kalabalıkların çokluğuyla değil; kendisini eleştiren insanların sözünü ne kadar dinleyebildiğiyle ölçülür. 25 yıl geçmiş elbette görkemli kutlamalar olacaktır ama bu coşkunun içinde iktidar; milletin mutfağını, üretim yapan insanın tezgâhını, çiftçinin tarlasını, esnafın dükkânını, gençlerin gelecek kaygısını ve adalet arayan vatandaşını hiç unutmamalıdır.
Çünkü mesele AK Parti’nin geleceğinden önce Türkiye’nin geleceğidir.
Partiler gelip geçer.
Liderler değişir.
Siyasi dengeler yeniden kurulur.
Ama değişmeyen bir gerçek vardır: Bu ülke ve bu millet, bütün siyasi hesapların üzerindedir.
İşte asıl meselemiz de budur: Partilerin selameti değil, milletin selameti. İktidarın devamı değil, adaletin devamı.
Ambalaj değişebilir.
Kadrolar değişebilir.
Söylemler değişebilir.
Ama milletin beklediği şey değişmez:
Ahlaklı siyaset, adaletli yönetim ve huzurlu bir gelecek.
Bu duygu ve düşüncelerle, AK Parti’nin özüne ve kuruluş ruhuna yeniden dönmesi temennisiyle, çeyrek asırlık geçmişini kutluyorum.
Dileğim; bundan sonraki çeyrek asrın, milletimizin daha çok adalet, daha çok refah ve daha çok huzur bulduğu bir Türkiye’ye vesile olmasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.