Orhan Arslan
SÖZÜN AĞIRLIĞI
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" sözü, dilin ve konuşmanın ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu anlatır. Yerinde ve güzel söylenen bir söz kırgınlıkları ve büyük kavgaları bitirebilir; ancak yanlış, kaba ve ölçüsüz bir söz ise kişinin başına büyük belalar açabilir...
Sosyal hayatta birlikte yaşadığımız insanlarla; aynı dili konuşuyoruz, aynı kelimeleri kullanıyoruz, aynı mekanları, paylaşıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz, bir çok, hissiyatımız aynı, ancak birbirimizi anlamada sıkıntılar yaşıyoruz. Bana göre; bunun en önemli faktörlerinden bir tanesi İnsanoğlunun; Yüce Yaratıcı tarafından üstün olarak yaratılmasından kaynaklanan çeşitliliği, modern tabirlerle genetiğinin zenginliği, insanlarda bulunan özelliklerin çok fazla olmasıdır.
Bu nedenle, çeşitli konularda insanlar birbirlerinden farklı yorumlar yapabilirler, farklı olarak anlaşıldıklarını söyleyebilirler.
Söylenen bir söz, diğer insanlar üzerinde değişik yorumlara neden olabilir. Farklı anlaşılabilir...
Bazen susmak mı? Konuşmak mı? diye de düşündüğümüz olur. Toplumda konuşacağımız zaman söyleyeceğimiz söze, dikkat etmeliyiz. Acaba bu sözü şu an bu ortamda söylemeli miyim? Söyleyeceklerimi birini incitir mi? Söyleyeceğim sözler sessizliği bozacak kadar değerli mi?
Söylenen sözün aynı olmasına rağmen; O, SÖZÜN DEĞİŞİK İNSANLAR TARAFINDAN, çok değişik anlamlarda anlaşılması, yorumlanması, bunun en güzel delilidir. Buna sebep olan, onlarca neden bulabiliriz.
Sözü söyleyen insanın durumu, psikolojisi, tavırları, vücut dili, bu söylenen sözü etkileyebilir. Sözü işiten insanında; aynı faktörlerden dolayı, söylenen sözü değişik anlayabilir. Burada ortak nokta insanların birbirlerini anlamaya çalışmalarıdır. Bunun için geniş bir hoşgörü gereklidir.
Karşı tarafa şartlı bakmama, onu küçümsememek, alaya almama, fikrini söyleyenin de, bir insan olduğunu düşünerek sabretmek, özelliklerini göstermek gerekir. Daha sonra, söylemek istediği şeyi anlamaya çalışarak yorumlamak gerekir. Bu manada; insanın inanç durumu, kültürü, bilgisi, algılama yeteneği, zekası ağırlığını koymak zorundadır. Yoksa yanlış anlaşılmalar veya yanlış anlamaya çalışmalar çoğalır. Ancak, insan olayı anladığı halde; yanlış yorumlamaya çalışmamalıdır. Bilerek yanlış anlamaya çalışmak, yanlış yorumlamak, aynı zamanda inancına bir zarar verir.
Bütün bu açıklamalardan sonra, neden insanlar birbirlerini anlamak istemezler? Sorusunun altında onlarca cevap aramak gerekir. İnsanın sözü, söyleyen insanla olan ilişkileri, o insanı her alanda kendisine rakip olarak görüp, görmeme durumları, Aynı iş alanında çalışıyor olmaları, maddi farklılıklar, kıskanma, istememe, kendisini ondan küçük görme gibi sayamayacağımız onlarca neden… Bütün bunlara net bir cevap vermek gerekirse; kasıtlı olarak yapılan bu değerlendirmeler yanlıştır. Ortalığı karıştırmaktır. Olmayan bir şeyi, oluyormuş gibi çevremizdekilere algılatmaya çalışmaktır.
Yaratılış gayemizin insan sevgisine dayandığını, insanı sevmenin onu yaratan YÜCE YARATICIYI sevmek olduğunu bilerek davranmalıyız. Ona yapılacak kötülüğün, verilecek zararın, Yüce Yaratıcıyı sevmemek olarak algılanacağını bilmek lazımdır.
İnsanların birbirlerini anlamasına verilen önem ise; kullandığımız ortak dilden gelmektedir. Çünkü, insanlar konuşarak birbirleri ile anlaşmaktadırlar. Yahut, anlaşamamaktadırlar. Bu dilin kullanılmasından kaynaklanan bir durumdur.
O halde bizlere nimet olarak verilen dil sayesinde; bir birlerimizi daha iyi anlamaya çalışalım. Konuştuklarımıza dikkat edelim. Yanlış şeylerle karşımızdakileri kırmayalım. Karşımızdakilerin söylediklerinden farklı anlamlar çıkarmaya çalışmayalım. Kimseyi kandırmayalım. Karşımızdakinin, ne söylemek istediğine iyi dikkat kesilelim, eğer anlamadı isek; tekrar söylemesini belirtelim. Söylenen sözü iyi anlayalım. Sonra yapmış olduğumuz değerlendirmelerden, anlayamadığımız cümlelerden dolayı; birilerine karşı mahcup duruma düşmeyelim.
Unutmayalım sözün ağırlığı, kimi zaman kendi ağırlığınızı tartar...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.