Kontrolsüz, plansız, hesapsız göç bu ülkeyi mahvetti.
Hem terk edilen yerler harabe, hem de göçülen yerler perişan oldu.
Bizi biz eden bin yıllık örf, adet ve törelerimiz; 10 yılda tarumar edildi.
Köyünde sözü sohbeti dinlenen ağır ağır adamlar, gurbette hafif hafif işlere mecbur kaldılar.
Yüz binlerce hayal sükuta erdi.
Rüyalar kabusa döndü.
Çiçekler açmadan soldu.
Netice;
Kalabalık, karmaşık, düzensiz... obez şehirler.
Diz boyu otların sararıp solduğu boşalmış virane kasabalar, köyler, mezralar…
İşlenmeyen, sürülmeyen milyonlarca hektar arazi.
Biten tarım, tükenen hayvancılık ve can cekişen cemiyet.
Göç afeti bizi savurabildiği kadar savurmuş iken, şimdi daha da korkuncu ile karşı karşıyayız.
BEYİN GÖÇÜ!!!
Eskiden Profesörleri tutamazdık, şimdi ortaokul öğrencilerinin bile gözü dışarda...
En yüksek puanlar alan ilk 1500-2000 öğrencinin, nerdeyse hiç birini Ülkede tutamıyor, her yıl en zeki gençlerimizi ele kaptırıyoruz.
Ancak cinnet diyebileceğimiz bir akıl tutulmasıyla; adını “Bireysel başarı” koyup, alkışlarla takdim, takdir ve tebrik ediyoruz iyi mi?
Daha acısı da şu ki;
Milli Eğitim teşkilatımız bunda bir mahzur görmediği için, beyin göçünü adeta sevk ve idare ediyor.
Sanki gönüllü köprü olmuşlar...
Harca, masraf et, zahmet çek, ümit et...
Sen besle, sen büyüt, sen yetiştir…
Sonra; uçsun gitsin başka ülkelere, bir daha da yüzünü göreme…
Bizim oraların tabiri ile;
Ekme de yok, biçme de yok hoş geldin ortakçı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.