Türkçenin Veçheleri 2

Alper Duran
Alper Duran
Türkçenin Veçheleri 2
14-01-2022
<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsanı eşref-i mahl&ucirc;kat kılan &ouml;zelliklerin i&ccedil;erisinde en m&uuml;him iki haslet vardır ki, bunlar akıl ve dildir. Akıl, hem fertleri hem de cemiyeti d&uuml;zenleyen ahenkli bir kuvvettir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akıl, insanı anlamlı kılar. Anlam ise, kişinin değerini belirler. Değer ve kıymetin hammaddesi de, d&uuml;ş&uuml;nce ve teemm&uuml;ld&uuml;r. Teemm&uuml;l ve tefekk&uuml;r&uuml;n anlaşılabilmesi ise, k&acirc;mil bir lisan ile m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dil terkibini meydana getiren harfler, kelimeler ve c&uuml;mleler, yalnızca insana mahsustur. Haliyle insan olmanın m&uuml;him şartlarından biri olan s&ouml;z ve kelam, ger&ccedil;eklik vadisinde akılla birleşir ve b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; tamamlamış olur. İşte T&uuml;rk&ccedil;e, bu vadinin en g&ouml;zde lisanıdır. Nahif şehirlerin mimarı, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n z&uuml;hre yıldızı ve cihat kılıflarının sırmasıdır. Yedi iklime ve &uuml;&ccedil; kıtaya yayılan manevi esintinin k&ouml;k&uuml;d&uuml;r. Zaferler, T&uuml;rk&ccedil;e konuşanların etrafında cirit atarken, onlar ise tercihini g&ouml;n&uuml;llere ilmek ilmek nafiayı dokumaktan yana kullanmıştır. Bu sayede d&uuml;nya, asırlarca şiir ahengiyle huzur bulmuştur.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">T&uuml;rk&ccedil;e, soylu bir ailenin evladıdır. Gerek yazı ve gerekse konuşma dili olarak miladi 10. y&uuml;zyıla kadar &ccedil;ocukluk ve ilk gen&ccedil;lik d&ouml;nemini yaşamıştır. T&uuml;rkler, İslam&rsquo;la karşılaştıklarında kendilerinin bir&ccedil;ok hasleti kemale ermiş olsa da, dillerinin bıyıkları daha yeni terliyordu. İşte tam bu sırada, ikinci defa M&uuml;sl&uuml;man olmak kaydıyla, s&ouml;zlerin en g&uuml;zeli olan Kel&acirc;m-ı Kadimi kendilerine rehber edindiler. Kuran-ı Kerim&rsquo;in rahle-i tedrisinden ge&ccedil;en T&uuml;rk&ccedil;e, g&uuml;nbeg&uuml;n kuvvetlenmeye, g&uuml;zelleşmeye ve olgunlaşmaya başladı. C&uuml;mlesinin bir kelimesinde Oğuz Kağan&rsquo;ın ışığı hissedilirken, diğer ifadesinde &acirc;yeti celilenin nuru s&uuml;z&uuml;l&uuml;yordu. Filvaki, T&uuml;rk&ccedil;e kadar kendini Kur&rsquo;an&lsquo;la ittib&acirc; eden başka bir dil yoktur. T&uuml;rk&ccedil;e bu haliyle &ouml;z&uuml;nde kalarak, &ouml;z&uuml;ne y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş ve &ouml;z&uuml;yle &ouml;zdeşleşmiştir. Binaenaleyh milletimiz daima ruhun safvetini ve intizamın şahikasını kendine mesken kılmıştır.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">T&uuml;rk&ccedil;enin yazılı hayatı (şimdilik bilindiği kadarıyla) G&ouml;kt&uuml;rk Anıtları ile başlamış, İslam&rsquo;ın şuralarıyla Divan-ı Hikmet, Atabet&uuml;&rsquo;l Hakayık ve daha nice kıymetli eserlerle merhale merhale y&uuml;kselmiştir. Yunus Emre&rsquo;nin o g&uuml;zel y&uuml;reği ile mahrekini bulmuş ve Fuzuli&rsquo;nin mısralarında cennetin kapısını aralamıştır. Baki ise Allah vergisi bu dili, cennet bah&ccedil;eleri ile buluşturmuştur. Bu sebeple, Baki&rsquo;nin kullandığı T&uuml;rk&ccedil;enin tadına varanlar, d&uuml;nyada s&ouml;z&uuml;n cennetine nail olmuş sayılır.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">T&uuml;rk&ccedil;e, gen&ccedil;lik &ccedil;ağlarında &ouml;zellikle Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;aya karşı &ccedil;elimsiz gibi g&ouml;r&uuml;nmesi, onun kader &ccedil;izgisine (Kuran ile buluşma yazısına) olan sadakatinin bir tezah&uuml;r&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu gen&ccedil; delikanlı, kendini ilahi terenn&uuml;m&uuml;n aşkıyla mecz etmek &uuml;zere asırlarca beklemiştir. Sevgilisini bekler gibi hasrete ram olmuştur. Kavuştuğunda ise, beklediğine değecek emsalsiz şiirleri ve tebcile layık fikirleri ortaya &ccedil;ıkarmıştır. Sel&ccedil;uklu&rsquo;dan itibaren Kur&rsquo;an ile s&uuml;slenmiş ve bu meyanda harikulade gelişim g&ouml;stermiştir. Ayrıntılı tetkik edildiğinde g&ouml;r&uuml;lecektir ki, dilimizin g&ouml;nen&ccedil; yılları, hep Kitabın refakatinde yol almıştır. En k&ouml;t&uuml; zamanlarda dahi milletimize barınak ve sığınak olmuş, buhranlara ve istilalara g&ouml;ğ&uuml;s germenin delikanlıca numunelerini sergilemiştir. Zengin T&uuml;rk&ccedil;emiz, İnebahtı&rsquo;dan d&ouml;nerken, Medine&rsquo;den ayrılırken ya da elveda Rumeli derken kavrula kavrula yanan g&ouml;nl&uuml;m&uuml;z&uuml; mutedilce s&uuml;k&ucirc;nete erdirmiştir. Mamafih, Miryakefalon&rsquo;da muzaffer olurken, Plevne&rsquo;de kahramanlık g&ouml;sterirken ya da Sakarya&rsquo;da galip gelirken bazen kılı&ccedil;, bazen kalkan ve bazen de, dua olmuştur.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">T&uuml;rk&ccedil;enin kendisine h&uuml;rmet edenlere verdiği insiyak, hayatın her safhasında asaletli bir şekilde tezah&uuml;r etmiştir. K&acirc;h ruhaniyeti olan bir mimari anlayışla, k&acirc;h billur duyguların musikiye d&ouml;n&uuml;şmesiyle tecess&uuml;m bulmuştur. Evvelden beri zımnen değil, a&ccedil;ık ve sarih bir ithafın macerasıyla yol almıştır. B&uuml;t&uuml;n dilleri ve b&uuml;t&uuml;n sesleri kutsal saymış, ehl-i vatan kıldığı c&uuml;mle topraklardan hazinesine yeni kelimeler ilave etmiştir. T&uuml;rk budunu, dilinin zenginleşmesi i&ccedil;in, doğrudan veya dolaylı irtibat kurduğu lisanlardan iktibas etmeyi z&uuml;l saymamıştır. Kendine g&uuml;venen hi&ccedil;bir z&uuml;mre, zaten bu d&uuml;ş&uuml;kl&uuml;ğe kapılmaz.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İstiklal Harbinin komutanları ve askerleri yeni İslam devletini kurduklarında da, hakikate meftun olmuş ve tevhit şulesinin akisleriyle bezenmiş olan, T&uuml;rk&ccedil;enin ışığı ile yol almıştır. Bu bakımdan T&uuml;rkiye, İslam dilinin konuşulduğu bir İslam devleti olarak kurulmuştur. Miladi 1923&rsquo;te d&uuml;nyanın g&uuml;ndemini etkisi altına alan bu İslam devleti, d&ouml;rt bir yanda aksiseda halinde duyulmuştur. T&uuml;rkiye, iddiası bakımından T&uuml;rk tarihinde kurulan devletlerin, en değerlisi ve en m&uuml;te&acirc;l&icirc;dir dersek, pek yanılmayız. Zira s&ouml;z&uuml;n&uuml; yedi d&uuml;vele karşı telmihen değil, aşik&acirc;r bir şekilde ifade etmiştir. Bu bakımdan hayatını Kur&rsquo;an&lsquo;dan ilham alan milletimiz, dilinden sadır olan ifadelerde de, hi&ccedil;bir zaman mukaddes kitabımıza karşı m&uuml;stağni olmamıştır. Esasen evvelemirde de, &ouml;z&uuml; bu şekildeydi. Bu bakımdan T&uuml;rk&ccedil;e, &ouml;z&uuml;nden tevar&uuml;s eden meziyetlerini, inancına olan bağlılığı ile birleştirmeyi başarabilmiş yeg&acirc;ne dildir. Bunun i&ccedil;in tarih yazmış, bunun i&ccedil;in tarihi yazan şahsiyetleri yetiştirmiş ve bunun i&ccedil;in tarih yazanları yetiştiren h&acirc;ceg&acirc;nın muhayyilesini sonsuzluk ufkuna y&uuml;kseltmiştir.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fertler gibi b&uuml;t&uuml;n lisanların hayatı da, inişli &ccedil;ıkışlı d&ouml;nemler yaşar. Fakat T&uuml;rk&ccedil;e, başka dillerin g&ouml;rmediği b&uuml;y&uuml;k fırtınalar ve buhranlara muhatap olmuştur. T&uuml;rk&ccedil;enin kurduğu son İslam devleti, bilinir bilinmez saiklerle kuruluşundan beş yıl sonra (hem de kendi yaptığı anayasa h&uuml;km&uuml;nde yer alan) İslam olma anlayışından kendini vareste kılmıştır. İhtida yolunda ilerlemek yerine, garpperestliğe meftun olmayı tercih etmiştir. &Ouml;nce alfabenin peyzajı bozulmuş, devamında ise dilde sadeleşme ve &ouml;zt&uuml;rk&ccedil;e gibi kılıflarla Kelam-ı Kadim&rsquo;in remizleri yok edilmiştir. Bu meş&rsquo;um huşunet, tedricen değil, maatteess&uuml;f bir &ccedil;ırpıda yapılmıştır. Muharrirlerin diviti, birikimi ve kadim geleneği herc&uuml;mer&ccedil; olmuştur. İnsanımız itiyadını, dilimiz ise dildarını kaybetmiştir. Bu meyanda yapılan b&uuml;t&uuml;n inkılaplar, T&uuml;rk ve İslam efk&acirc;r-ı umumiyesini sarhoş etmiştir. Tevhit dili ile arası a&ccedil;ılan lisanımız, Frenk s&ouml;zc&uuml;klerine beşik kertmesi yapılmıştır.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen kış mevsimi &ccedil;etin ge&ccedil;er ve b&uuml;t&uuml;n geceler &ouml;l&uuml;leri hatırlatır. &Ccedil;ehreler mutluluktan &acirc;z&acirc;de, bir yığın hey&ucirc;l&acirc;nın kasvetine tasallut olur. Mahmurluğa demirlemiş tahass&uuml;sler, &uuml;&ccedil; koldan istilaya maruz kalır. R&uuml;yaların avizesi, feyzin ve iştiyakın ziyalarına cevap veremez. İfriti siyah demler, izafiliğin k&uuml;lfetli y&uuml;kleri altında ezilir. Kubbeler &ccedil;atırdar ve m&uuml;şk&uuml;l şeraitin sa&ccedil;akları yollara d&ouml;k&uuml;l&uuml;r. Perilerin kanatları yorulur ve ustalar m&uuml;cadeleden feragat eder. Teess&uuml;r y&uuml;kleri eşya gibi, umudumuzu hammal tutar. Kim bilir, belki daha acısı olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; oldu bunlar ve hem de daha acısı. Lakin bilinmelidir ki, bu garezli ahval, m&uuml;temadiyen s&uuml;rmez ve muhallet olmaz.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dil şuuru, keşif-i kadimin en m&uuml;him şartıdır. Bu sebeple, mazi ile irtibatın kesilmesi i&ccedil;in kansız katliamlar, genellikle dil ve k&uuml;lt&uuml;r &uuml;zerinden planlanır. Her dem felakete s&uuml;r&uuml;klenmek istenen toplumlar, lisanın ilmeklerine yabancı bırakılır. Biz de millet olarak, uzun yıllar bu netameli sarmalın ve ahtapotun kollarında kıvranıp durduk. Fakat g&uuml;m&uuml;ş eyerli k&uuml;heylanların gemlerini elinde tutan nağmeli m&uuml;stahsiller, yurdun d&ouml;rt bir yanında fecri aydınlatmaya başlamıştır. B&uuml;lb&uuml;llerin dili &ccedil;&ouml;z&uuml;lm&uuml;ş ve uğultular sona gelmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gerek Anadolu&rsquo;da ve gerekse M&uuml;sl&uuml;man T&uuml;rk &uuml;lkelerinde, dil mefhumunun ne denli &ouml;nemli olduğuna dair, gen&ccedil;lerin gayretlerini g&ouml;r&uuml;yorum. Bir milletin gen&ccedil;leri ruhani renklere b&uuml;r&uuml;nmeye başlamışsa, mutlaka gelecektir&nbsp;kardan aydınlık.</span></span></p> <p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Baki selam...</span></span></p>
ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?