18. yüzyılda yaşayan ve İstanbul başta olmak, Anadolu’daki 5-6 aylık bir seyahatin sonunda; tecrübelerini kitaba döken, Fransız bir seyyah; Türklerin düzgün karakterli ve güzel ahlaklı olmalarının ve ayrıca toplumdaki suç ve suçlu sayısındaki şaşılacak azlığın asıl sebebinin “Açıkça işlenen bir kötülüğe hiç rastlamadığını ve toplumda kötü örnek nerdeyse hiç olmamasına” bağlar...
Evet, yakın zamana kadar kötüler siner, kötülükler saklanır ve gizlenirdi.
Şimdi caka satıyor, omuz vuruyor ve herkese meydan okuyorlar...
Bu milletin kimyasını bozmak için asırlık çaba gösterenler, sonunda başardılar...
Gün geçmiyor ki cemiyeti kökünden sarsıveren dehşetli bir hadise vukuu bulmasın…
Aklı zorlayan cinayetler, tecavüzler, sapıklıklar. Annesini kesenler, babasını doğrayanlar, çocuğunu denize atanlar, eşini zehirleyenler...
Bizi çepeçevre saran bu hastalıkların hal çaresi; öykünme tedbirler değil kardeşler.
Üstat Necip Fazıl'ın “Bir şey koptu benden bir şey. Her şeyi tutan bir şey” dediği gibi.
Evet, her şeyi tutan sigortayı söküp, yerine takılan batı menşeli, defolu sigortalar, bu cemiyeti tepetaklak etmekten başka işe yaramadı…
Kadın, erkek fark etmiyor azizim.
Hep birlikte; hızlıca savruluyor, kirleniyor ve ahlaksızlaşıyoruz...
Tarihin en asil milletini, en adiye dönüştürmek isteyenlerin oyununu bozmak, imkansıza yakın da olsa, ancak kendi özümüze dönmekten, yeniden biz olmaktan geçiyor.
Gerisi lafı güzaf ve reçete israfıdır…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.