GÜRÜLTÜ SALTANATI VE İTİBARIN ÇÖKÜŞÜ

Meslek hayatım boyunca haberciliğin ve iletişimin birçok evresine tanıklık ettim. Mürekkebin kokusunu taşıyan gazete sayfalarından, kameranın soğuk merceğine; oradan da bugün parmak uçlarımızın ucundaki dijital mecralara uzanan uzun bir dönüşüm yaşadık. Teknik ilerledi, imkânlar arttı, dünya küçüldü. Ancak aynı ölçüde büyük bir aşınma da sessizce büyüdü: itibarın, emeğin ve en acısı hakikatin aşınması. Bu meslek bana şunu da öğretti: Dün ciddiye alınmayan kişiler, bugün kitleleri yönlendiren figürlere dönüşebilmektedir.

Bugün artık herkesin bir ekranı, bir mikrofonu ve potansiyel bir kitlesi var. Bu, teoride demokratik bir imkândır. Fakat pratikte hakikatin çoğalmasından çok, gürültünün çoğalmasına yol açmıştır. Çünkü yeni medya, hakikatin izini sürenlerle birlikte, görünürlüğü amaç hâline getiren fırsatçıları, algı inşa edicilerini ve etki tüccarlarını da aynı sahneye çıkarmıştır. Böylece bilgi ile kanaat, gerçek ile kurgu, analiz ile slogan arasındaki sınırlar bilinçli biçimde bulanıklaştırılmıştır.

Eskiden bir sözün ağırlığı vardı. O söz, birikimin, emeğin ve sorumluluğun süzgecinden geçerek kamuya ulaşırdı. Bugün ise sözün değeri, doğruluğuyla değil, dolaşım hızıyla ölçülüyor. İzlenme sayısı, yerini hakikatin önüne koymuş durumda. Bir ekran karşısında konuşmak, bazıları için artık bilginin yerini tutan bir gösteriye dönüşmüş bulunuyor.

Yeni medya ortamında öne çıkan en sorunlu tipoloji, bilgiye değil etkiye yatırım yapan figürlerdir. Bu kişiler için önemli olan gerçeğin kendisi değil, yarattıkları etkidir. Anlamak yerine yönlendirmeyi, sorgulamak yerine yön vermeyi, ortaya çıkarmak yerine inşa etmeyi tercih ederler. Hakikatin peşinde koşmak yerine, hakikatin yerine geçecek bir algı üretirler.

Daha dikkat çekici olan ise bu figürlerin çoğu zaman tek başına hareket etmemesidir. Güç odakları ve çıkar çevreleri, bu yeni medya aktörlerini kullanışlı bir araç olarak görmektedir. Gerektiğinde birini büyütmek, gerektiğinde birini itibarsızlaştırmak, gerektiğinde ise gündemi saptırmak için bu aktörlerin sağladığı zemin son derece elverişlidir. Çünkü ilkeye bağlılık sorumluluk doğurur; oysa yön değiştirebilen esneklik, güç sahipleri için daha kullanışlıdır.

Ancak bu ilişkinin doğasında bir sadakat yoktur. Bu aktörlerin bağlı olduğu tek şey, görünür kalabilmektir. Bugün desteklediklerini yarın hedef almaları, bugün övdüklerini yarın yok saymaları bu yüzden şaşırtıcı değildir. Çünkü onların merkezinde hakikat değil, yalnızca var kalma refleksi vardır.

Bu süreçte en büyük kaybı, sessizliğe itilen gerçek yerel entelektüeller yaşamaktadır. Yıllarını okuyarak, düşünerek, üreterek geçirmiş; şehrin hafızasını taşıyan, fikrî derinliği olan insanlar, gürültünün içinde görünmez hâle gelmektedir. Yerlerini ise yüzeyselliği özgüvenle sunan, popülerliği derinliğin yerine koyan yeni medya aktörleri almaktadır. Böylece itibar, emeğin doğal sonucu olmaktan çıkıp, dolaşımın rastlantısal bir ödülüne dönüşmektedir.

Bugün “itibar”, bir ömürlük emeğin değil, birkaç viral içeriğin sonucu olarak dağıtılabilmektedir. “Duayenlik”, birikimle değil, takipçi sayısıyla ölçülmektedir. “Etkili olmak”, doğru olmakla değil, çok görünmekle eş anlamlı hâle gelmiştir.

Bu yalnızca iletişim ya da medya alanının değil, toplumun tamamının sorunudur. Çünkü bilgi alanı kirlenirse, karar alanı da kirlenir. Gerçek ile görüntü arasındaki mesafe açıldıkça, toplum kendi yönünü tayin etmekte zorlanır.

Buna rağmen değişmeyen bir gerçek vardır: Gürültü geçicidir, emek kalıcıdır. Algı hızlıdır, hakikat sabırlıdır. Görünürlük kolay elde edilir, itibar ise zaman ister.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla konuşan değil, daha fazla sorumluluk hisseden insanlardır. Daha fazla içerik üreten değil, daha fazla hakikat gözeten iletişimcidir. Çünkü araçlar değişebilir, mecralar dönüşebilir, isimler farklılaşabilir; fakat hakikatin değeri değişmez.

Asıl mesele hangi çağda yaşadığımız değildir. Asıl mesele, o çağda hakikatin yanında duracak cesareti gösterip gösteremediğimizdir. Çünkü kalem de ekran da aynı soruyu sorar: Sen kimin için değil, ne için varsın?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Hasdemir Arşivi

YASA MI, VİCDAN MI?

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:37

AHLÂKIN ÇÖKTÜĞÜ YERDE MEDENİYET OLMAZ

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:05

6 ŞUBAT: SAAT 04.17

06 Şubat 2026 Cuma 14:13

ALTIN MI, HUZUR MU?

02 Şubat 2026 Pazartesi 12:48

YAPAY DÜNYA

26 Ocak 2026 Pazartesi 12:13

KARIN SESSİZ ÖĞRETİSİ

23 Ocak 2026 Cuma 11:12

DUVARA MI ÇARPILACAK?

19 Ocak 2026 Pazartesi 14:35

SÖZÜN SAHİBİ KİM?

29 Aralık 2025 Pazartesi 08:00