Ahmet Hasdemir
BAYRAMIN İKİ YÜZÜ
Bayram günleri…
Herkes için aynı duygularla yaşanmıyor.
Kimi için bayram; sabah ezanıyla uyanılan, bayram namazından dönen babanın kapıyı aralarken söylediği “hayırlı bayramlar” sözüyle başlayan o tanıdık sabah…
Mutfaktan yükselen mis gibi kahvaltı kokuları, evin içini dolduran güler yüzlü kalabalık ve o tatlı telaş…
Kimi içinse bayram; sessiz bir odada, tek başına içilen buruk bir çay…
Kurulmamış bir sofra, çalmayan bir kapı ve içten içe hissedilen bir eksiklik…
Bayramın ilk günü Hollanda’da yaşayan bir öğretmenin sosyal medyada yayınladığı kısa bir videoya denk geldim, sakin bir ses tonuyla şunu söylüyordu:
“Göç etmek, bir daha bayram sabahlarına aynı şekilde uyanamamaktır.”
Bu cümle, sadece bir tespit değildi.
Bir özlemin, bir yaranın ve sessiz bir kabullenişin özetiydi.
Videonun altındaki yorumlar ise adeta bu duygunun çoğalan yankısıydı:
“Bayram dediğin kalabalık, koku, telaşlı bir gürültüdür… Olmayınca eksik bir şarkı gibi kalıyor.”
“26 senedir bayram yaşamıyorum. Burada sıradan bir gün. İşteyim, çalışıyorum. Daha oğlumu göremedim, annemi arayamadım bile.”
“Bir daha bayram sabahlarına aynı şekilde uyanamamak… Kendimden çok çocuklarımız için üzülüyorum.”
Bu sözler, gurbetin bayramla imtihanıydı.
Ben de bu duyguyu uzaktan izleyen biri değilim.
Bir gurbetçi çocuğu olarak, uzun yıllar o eksik bayramları yaşadım. Ve şunu çok iyi biliyorum ki: Bayram, gurbette takvimde vardır, ama hayatın içinde aynı şekilde yaşanmaz.
Çünkü bayram sadece bir gün değildir.
Birlikte uyanmaktır, aynı sofraya oturmaktır, kapı çalmaktır, bir ses duymaktır, bir el öpmektir. Göçle birlikte bunların çoğunu geride kalır.
Ramazan ayı boyunca yaşanan ortak duygular. İftara doğru artan telaş, fırınlardan etrafa yayılan sıcak pide kokusu, birlikte kurulan sofralar…
Teravih sonrası sokakları dolduran cemaat, sohbetler, sahurda içilen çayın tadı…
Bunların hepsi aslında “birlikte” olmanın güzelliğidir.
Bayram ise o birlikteliğin en yoğun, en bereketli hâli…
Büyüklerin elleri öpülür, küçüklerin başı okşanır, harçlıklarla sevindirilir. Her kapı bir hatır, her ziyaret bir gönül bağıdır.
Gurbette bunların çoğu ya eksiktir ya da hiç yoktur.
Bayram, nesilden nesile aktarılan kutsal bir duygudur.
Ama gurbette büyüyen çocuklar, o kalabalık sofraları, kapı kapı gezmeleri, o içten telaşı çoğu zaman hiç tanımadan büyür.
Diğer yandan memlekette de bazı güzel hasletlerimiz yavaş yavaş değişiyor, eriyor.
Yoğunluklar, mesafeler, hayatın koşuşturması…
Bazen ziyaretleri erteliyor, bazen de birkaç mesajla yetiniyoruz.
Bu anlaşılır elbette.
Ama bayramı bayram yapan o küçük dokunuşları unutmamak gerekir.
Bir kapıyı çalmak…
Bir sofraya misafir olmak…
Bir büyüğün elini tutmak…
Bir dostu hatırlamak…
Çünkü bayram biraz da hatırlamaktır:
Memleketi, çocukluğu, sevdiklerimizi ve birlikte olmanın eşsiz değerini.
Bugün memlekette bu sıcak duyguları yaşayanlar kadar, dünyanın dört bir yanında aynı sabaha özlemle uyananlar da var.
Bu yüzden bayramı sadece geçirmek değil, yaşatmak gerekir.
Dilerim gelecek bayramlar; özlemin azaldığı, kavuşmaların çoğaldığı ve herkesin kendini gerçekten memleketinde hissettiği günler olur.
Gönüllerin birleştiği, hüznün yerini sevincin aldığı nice bayramlara...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.