Şadiye Öztürk

Şadiye Öztürk

Hazırcılık: Kolaylığın Bedeli

Hayatımızı ne kadar da “hazır”a alıştırdık…
Yediğimiz hazır, içtiğimiz hazır, giydiğimiz hazır.

Günlük yaşantımıza şöyle bir baktığımızda tablo oldukça net:
Yemekleri dışarıdan söylüyor ya da paketli alıyoruz. Ev işlerini makineler yapıyor; robot süpürgeler, çamaşır ve bulaşık makineleri, hamur yoğurma cihazları… Alışverişi bile telefonlarımızdan yapıyor, kapımıza kadar getirtiyoruz. Market gezmek yok, taşıma yok.

Kıyafet alışverişi bile değişti. Mağaza mağaza dolaşmak, denemek yok. Sipariş veriyoruz; olmazsa iade ediyor, yenisini getirtiyoruz. Her şey bu kadar kolay. Ve biz bu kolaylığa sandığımızdan çok daha hızlı alışıyoruz.

Üstelik bu “hazır” alışkanlığı sadece günlük işlerimizle sınırlı değil. Kazancımızın da hazır olmasını istiyoruz. Emek vermeden, çaba göstermeden zengin olma hayali kuruyoruz. Paramızı bir yere yatıralım, kendi kendine çoğalsın istiyoruz. Üretmek, çalışmak, alın teri dökmek ikinci plana atılıyor.

Eskiden üretimin merkezi olan köylerde bile durum farklı değil artık. Bahçe ekmek, tavuk beslemek, süt sağıp yoğurt yapmak neredeyse yok oldu. Her şey en yakın marketten alınıyor. Köy ile şehir arasındaki fark giderek siliniyor; doğallık yerini hazır tüketime bırakıyor.

Toplumsal ritüeller bile değişti. Düğün, nişan, kına… Eskiden günler süren hazırlıklar, imece usulü yardımlaşmalar olurdu. Şimdi salon tutuluyor, her şey paket halinde sunuluyor. Cenazelerde bile aynı durum söz konusu; yemekler evlerde hazırlanmak yerine dışarıdan sipariş ediliyor.

Çalışma hayatımız da bu dönüşümden nasibini aldı. Evden, uzaktan çalışıyor; çoğu zaman işe gitmek bile istemiyoruz. İş yerinde bile ekranın karşısında çalışmak yerine alışveriş yapıyor, sosyal medyada vakit geçiriyoruz.

Daha da düşündürücü olanı ise insan ilişkilerimizin de “hazır” hale gelmesi. Birine yardım etmek, bir sorunu çözmek yerine sorumluluğu başkalarına devrediyoruz. En basit meseleleri bile arabuluculara, avukatlara bırakıyoruz.

Duygularımızda bile aynı kolaycılık var. Üzüldüğümüzde, zorlandığımızda hemen bir çözüm arıyoruz; çoğu zaman da süreci yaşamadan, anlamadan geçmek istiyoruz. Oysa bazı duygular yaşanarak, emek verilerek aşılır.

Hazır hayat bize zaman kazandırıyor gibi görünse de, bu zamanı nasıl doldurduğumuz ayrı bir soru. Sosyal medyada, televizyon programlarında başkalarının hayatlarını izliyoruz. Tanımadığımız insanların dramları, kavgaları, ayrılıkları bizim sohbet konumuz haline geliyor.

Oysa belki de asıl eksik olan şey çok daha yakınımızda:
Evimizdeki çocuğun, eşimizin, komşumuzun, akrabamızın hikâyesi…

Hazıra alıştıkça, kendi hayatımızdan uzaklaşıyoruz.
Kolaylık artarken, anlam azalıyor.

Belki de sormamız gereken en önemli soru şu:
Hayat gerçekten kolaylaştı mı, yoksa biz mi derinliğini kaybettik?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şadiye Öztürk Arşivi

Tam Bir Yıl Oldu

27 Nisan 2026 Pazartesi 14:39

Kimin Suçu?

23 Nisan 2026 Perşembe 10:47

Mevsimler ve Sağlığımız

13 Nisan 2026 Pazartesi 11:25

Onlar Bizim Çocuklarımız

06 Nisan 2026 Pazartesi 11:13

Kitaplar ve Kütüphaneler

30 Mart 2026 Pazartesi 11:24

İyi ki bayramlar var

23 Mart 2026 Pazartesi 16:57

Kime Bayram?

16 Mart 2026 Pazartesi 16:48

Kadının Yeri

09 Mart 2026 Pazartesi 12:43

Samimiyetin Sessiz Gücü

02 Mart 2026 Pazartesi 13:10