Şadiye Öztürk
Onlar Bizim Çocuklarımız
Geçtiğimiz günlerde, bir vesileyle üniversitede otizmli çocukların ailelerini bilgilendirmeye yönelik düzenlenen bir programa katıldım. Öncelikle emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim; oldukça verimli ve düşündürücü bir etkinlikti.
Bu program sayesinde şunu fark ettim: Otizm konusunda yalnızca ailelerin değil, toplumun tamamının bilinçli ve duyarlı olması gerekiyor. Hatta açıkça söylemeliyim ki, çevremdeki pek çok insan gibi benim de bu konuda ne kadar eksik bilgiye sahip olduğumu gördüm.
Oysa bu çocuklar yalnızca belirli ailelerin değil, hepimizin hayatının bir parçası olabilir. Komşumuzun çocuğu, bir akrabamız ya da kendi çocuklarımızın sınıf arkadaşı… Kısacası, hayatın bir noktasında bu özel çocuklarla ve aileleriyle yollarımız mutlaka kesişebilir.
İşte tam da bu nedenle, bu konuda ne kadar bilgi sahibi olursak o kadar faydalı olabiliriz. Aksi halde, farkında olmadan zarar verebilir, hatta vicdani bir sorumluluğun altına girebiliriz. Çünkü onlar yalnızca ailelerinin değil, toplumun da çocuklarıdır.
Otizm, genellikle yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve bireyin hayatı boyunca devam eden bir gelişimsel farklılıktır. Özellikle sosyal ilişkiler kurma ve sürdürme konusunda zorluklara yol açar. Göz teması kurmada, jest ve mimik kullanmada ve sözlü iletişimde güçlükler yaşanabilir.
Ancak bilinmesi gereken önemli bir nokta var: Otizmli çocukların önemli bir kısmı normal zeka seviyesine sahiptir. Onları “özel” yapan da aslında bu farklılıklarıdır. Otizm bir hastalık değildir; dolayısıyla “tedavi edilmesi” değil, doğru destek ve eğitimle bireyin yaşam kalitesinin artırılması söz konusudur. Uygun eğitim programları ve sosyal etkinliklerle bu çocukların hayatı büyük ölçüde kolaylaştırılabilir.
Ailelerin en çok zorlandığı konulardan biri ise toplumun yanlış tutumlarıdır. Ne yazık ki bazı insanlar bu çocuklara önyargıyla yaklaşmakta, hatta onları “akıl hastası” gibi değerlendirebilmektedir. Okullarda ise akran zorbalığı ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı çocukların bilinçsizce sergilediği davranışlar, otizmli bir çocuğun hayatında kalıcı izler bırakabilmektedir.
İşte burada en büyük görev bizlere düşüyor. Ne kadar bilinçli olursak, çocuklarımızı da o kadar duyarlı bireyler olarak yetiştirebiliriz. Kendimizi bu ailelerin yerine koyabilmek, empati kurabilmek her şeyin başlangıcıdır.
Gerçek şu ki, insan çoğu zaman kendi başına gelmeden ya da doğrudan karşılaşmadan bazı konuların farkına varamıyor. Ben de bu programa katılmasaydım, belki de bu kadar derinlemesine düşünmeyecektim. Bu yüzden bu tür bilgilendirme çalışmalarının artması büyük önem taşıyor. Okullarda, kurslarda ve farklı platformlarda daha fazla yer bulmalı.
Unutmamalıyız ki, bugün çevremizde olmayabilir; ama yarın olmayacağının da bir garantisi yok. Bilinçlendikçe güçlenir, güçlendikçe birbirimize daha çok destek olabiliriz.
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü vesilesiyle katıldığım bu anlamlı programın önümüzdeki yıllarda daha geniş kitlelere ulaşmasını diliyorum. Bu güzel organizasyonda emeği geçen tüm arkadaşlara ve beni davet eden Dr. Öğr. Üyesi Melda KANGALGİL Hocam’a da ayrıca teşekkür ediyorum.
Selam olsun toplumun her bireyini olduğu gibi kabul edip yaşamını kolaylaştırmaya çalışanlara.
Selam olsun gönlü güzel kalbi güzel insanlara...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.