Şadiye Öztürk
En Büyük Özelliğimiz: Yardımseverliğimiz
Dünyanın neresine gidersek gidelim, bizi biz yapan bazı değerler vardır. Dilimiz, kültürümüz, inancımız… Ama hepsinin ötesinde, bizi diğer milletlerden ayıran çok güçlü bir yönümüz daha var: Yardımseverliğimiz.
Belki son yıllarda hayatın telaşı, bireyselleşen yaşam tarzı ve değişen dünya düzeni bu özelliğimizi biraz gölgelemiş olabilir. Ancak ne zaman bayram kapımızı çalsa, ne zaman düğünler, cenazeler ya da mübarek günler gelse; içimizde saklı duran o paylaşma duygusu yeniden canlanır. Çünkü yardım etmek bizim için sadece bir davranış değil, bir karakter meselesidir.
Ramazan ayı ise bu karakterin en güzel yansıdığı zaman dilimidir. Sofraların bereketlendiği, kalplerin yumuşadığı, kapıların ihtiyaç sahiplerine sonuna kadar açıldığı bir aydır Ramazan. Yiyecek kolileri hazırlanır, iftar sofraları kurulur, zekâtlar ve fitreler ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır. Belki bir ailenin mutfağına giren küçük bir yardım paketi, onların umutlarını yeniden yeşertir. İşte bu yüzden Ramazan, sadece oruç tutulan bir ay değil; merhametin, vicdanın ve paylaşmanın zirveye ulaştığı bir zaman dilimidir.
Biz, akrabasının derdiyle dertlenen, komşusunun aç yatmasına gönlü razı olmayan bir milletiz. Sadece kendi insanımıza değil, dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara da elimizi uzatmaya çalışırız. Tanımadığımız, yüzünü hiç görmediğimiz insanlar için gözyaşı dökebilen bir toplumuz biz.
Doğal afetlerde, savaşlarda yardımlaşma birçok toplumda görülür. Ama asıl mesele, hayat normal akışındayken de dayanışmayı sürdürebilmektir. İşte bizim en güçlü yanlarımızdan biri de budur.
Elbette iyi niyetimizi suistimal eden insanlar yok değildir. Ancak birkaç kötü örnek yüzünden iyilik kapılarını kapatmak, belki de gerçek bir ihtiyaç sahibinin umudunu söndürmek demektir. Yardım ederken bilinçli olmak gerekir, evet… Ama iyilikten vazgeçmek, bize yakışmaz.
Derneklerin, vakıfların ve gönüllü yardım kuruluşlarının gece gündüz demeden çalıştığı bu günler, aslında toplum olarak ne kadar güçlü bir vicdana sahip olduğumuzu gösteriyor. Ramazan’da paylaşılan bir lokma ekmek, Kurban Bayramı’nda kapı kapı dağıtılan et, bir öğrencinin eğitimine destek olmak için verilen burs, yetim bir kızın çeyizine konan küçük bir katkı… Bunların her biri sadece yardım değil, aynı zamanda bir insanın hayatına dokunmaktır.
Ve unutmayalım, yardım sadece maddi değildir. Bazen bir hastayı ziyaret etmek, bazen bir dostun derdini saatlerce dinlemek, bazen de bir cenaze evine götürülen bir tencere yemek… Bunlar, belki parayla ölçülemeyecek kadar kıymetli yardımlardır.
Belki eskisi kadar sık yaşamıyoruz bu değerleri. Ama kaybetmiş değiliz. Çünkü biz, kapımıza gelen bir insanın samimiyetine inanıyorsak, onu geri çeviremeyiz. Elimizden ne geliyorsa yaparız. Çünkü biz, bize yakışanı yapmayı biliriz.
Her gün olumsuz haberlerin gölgesinde yaşarken, bu mübarek günler bize en güzel gerçeği hatırlatıyor: İnsan, paylaştıkça çoğalır. Yardım ettikçe huzur bulur. Ve bir toplum, ancak birbirine sahip çıktığı sürece güçlü kalır.
Selam olsun yardımı bir görev değil, bir gönül borcu olarak görenlere…
Selam olsun kapısını ihtiyaç sahibine kapatmayanlara…
Selam olsun insan kalabilenlere…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.