Şadiye Öztürk
Kitaplar ve Kütüphaneler
Bana sorsalar, dışarıda kapalı bir alanda en çok nerede vakit geçirmek istersin diye, hiç düşünmeden “kütüphane” derim. Çünkü insan kitapların içine bir dalınca zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor. Sayfalar ilerledikçe, insan hem kendine hem de bambaşka dünyalara doğru bir yolculuğa çıkıyor.
Bu hafta Kütüphaneler Haftası. 1964 yılından bu yana ülkemizde çeşitli etkinliklerle kutlanan bu hafta, aslında bize kitapların ve okuma alışkanlığının değerini yeniden hatırlatıyor. Ancak kabul etmek gerekir ki, günümüzde okuma alışkanlıklarımız da değişiyor. Artık birçok genç kitaplarını tabletlerden ve telefonlardan okuyor. Bu durum pratik olabilir ama bizim nesil için kitabın yeri bambaşka.
Artık kitaplar cebimize sığdı; telefonlardan, tabletlerden okunuyor. Elbette bu da bir kolaylık. Ama bazı şeyler var ki, teknoloji onların yerini dolduramıyor. Bir kitabın sayfasını çevirmek, arasına ayraç koymak, o kendine özgü kâğıt kokusunu hissetmek… Bunlar sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir bağ.
Hayatımın neresine gitsem kitaplar benimle gelir. Bir eve gittiğimde gözüm önce kitaplığa kayar. Yatılı kalacaksam mutlaka yanıma kitap alırım. Unuttuysam da bulunduğum yerde kitap olup olmadığını araştırırım. Çünkü kitap, benim için bir tercih değil; bir ihtiyaçtır.
Ne okuyacağım ise ruh halime göre değişir. Bazen bir romanın içinde kaybolurum, bazen kendimi geliştirmek isterim. Türk ve dünya klasikleri her zaman başucumdadır. Ama korku ve bilim kurgu… Onlarla pek yolum kesişmedi.
Kitap sadece bilgi vermez; insana huzur da verir. Belki de bu yüzden dinimizin ilk emri “Oku”dur. Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti “İkra”… Yani “Oku.” Bu, sadece bir kelime değil; aslında bir hayat rehberidir.
Geçmişte insanlar, okunan kitaplara göre birbirlerini değerlendirirdi. Özellikle seksenli yıllarda, bir yazarın görüşü okuyucusuna da yakıştırılırdı. Hatta bazı insanlar sadece bir düşünceyi temsil etmek için yanında kitap taşırdı. Bugün ise kitap, dergi ve gazete okuma oranı azaldıkça bu tür yargılar da eski etkisini yitirdi.
Bir de yurt dışında yaşadığım bir anı var ki, kitapların aslında ne kadar evrensel olduğunu bana göstermişti. Danimarka’da bir kreşte çalışırken, çocukların uyku saatinde onlara kitap okurduk. Bir gün bir pedagog arkadaşım benden çocuklara Türkçe kitap okumamı istedi. “Ama anlamazlar ki” dediğimde bana şöyle cevap verdi: “Olsun, duysunlar. Yabancı dillere kulakları alışsın, dinlemeyi öğrensinler.” O an garip gelse de, sonradan bunun ne kadar değerli bir yaklaşım olduğunu anladım.
Kısacası kitaplar, sadece bilgi kaynağı değil; aynı zamanda insanın kendini bulduğu, huzur bulduğu bir dünyadır. Kütüphaneler ise bu dünyanın en güzel kapılarından biridir.
Bugün belki daha az okuyoruz. Belki kitaplarla aramıza ekranlar girdi. Ama değişmeyen bir şey var: Kitap hâlâ insanın en iyi yol arkadaşı.
Kütüphaneler Haftası vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isterim: Okumak, insanın kendine yaptığı en güzel yatırımlardan biridir.
Selam olsun okuyanlara… Ama en çok da anlayarak, hissederek okuyanlara.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.