Ahmet Hasdemir
OKULLARIMIZDA TECRÜBE KONUŞMALI
Geçtiğimiz günlerde gazeteci iki arkadaş liseli gençlerle bir araya geldik. Konumuz "Medyanın Gücü" idi. Ancak itiraf etmeliyim ki; biz onlara bir şeyler anlatmaya gitmişken, onlardaki o muazzam heyecanı ve öğrenme azmini görünce o salondan adeta tazelenerek ve motive olarak çıktık.
Sohbete yakın tarihten çarpıcı örneklerle başladık. II. Dünya Savaşı sonrası Stalin’in emriyle Kırım ve Ahıska Müslümanlarının maruz kaldığı büyük sürgünü, hayvan vagonlarında yaşanan insanlık dışı zulmü, yollarda can veren yüz binlerce masumu anlattık. Ardından günümüze geldik; Doğu Türkistan’da yaşanan sistematik baskıları ve Gazze’de insanlığın gözleri önünde devam eden büyük trajediyi ele aldık.
Aynı dönemde Almanların Yahudilere yaptıklarının, Rusların Müslümanlara yaptıklarından daha az olmasına rağmen, sahip oldukları medya gücü sayesinde Yahudilerin dünyayı ayağa kaldırdıklarını analiz ettik. “Holokost” kavramıyla bu süreci nasıl dünya hafızasına kazıdıklarını, suçlu dediklerinden nasıl hesap sorduklarını ve yaşadıklarını dünyada yaşanmış en büyük yıkım olarak kabul ettirdiklerini örneklerle anlattık. Medyanın sadece haber aracı değil, bir milletin varlık kalesi olduğunu; kendi hikâyesini yazıp, anlatamayanın tarih sahnesinde figüran kalmaya mahkûm olduğunu dile getirdik.
Lise öğrencilerinin gözlerindeki o parıltı bana şunu gösterdi: Bizim gençlerimiz sadece teknoloji tüketicisi değil; onlar adaleti, hakikati ve dünyada olup bitenlerin perde arkasını merak ediyorlar. Sorularıyla, bakışlarıyla adeta "Bize yol gösterin, bize hakikatin dilini öğretin" der gibiydiler.
Medyanın gücünü elinde tutan devletlerin, algı yönetimiyle dünyayı nasıl etkileyebildiğini konuştuğumuzda salondaki sessizlik yerini derin bir tefekküre bıraktı. Gençler, dün yaşanan tarihî dramlarla bugün tanık oldukları acılar arasındaki benzerlikleri fark ettikçe, geleceğe dair sorumluluklarını daha güçlü hissettiler.
Program sonunda eğitimcilerimizle yaptığımız değerlendirmede şu ortak noktada buluştuk: Bu tür buluşmalar özel günlerle sınırlı kalmamalı, şehrimizin tüm okullarına yayılmalı. Çünkü gençlerimizin sadece teorik ve akademik bilgiye değil; hayatın içinden süzülüp gelen tecrübeye, milli bir duruşa ve modern dünyayı doğru analiz edecek bir 'medya okuryazarlığına' ihtiyacı var.
Eğitimcilerimizin gözlerindeki memnuniyet ve 'Hocam, bu sohbetlerin arkası gelmeli' talebi, aslında bizler için birer görev çağrısıdır. Biz gazeteciler, medya mensupları ve cemiyet hayatının tecrübeli isimleri; artık konfor alanlarımızdan çıkıp gençlerin arasına daha fazla karışmalıyız. Onlara vatan savunmasının ve bağımsızlığın sadece topla tüfekle değil; kalemle, ekranla ve bugün 'yeni medya' dediğimiz dijital mecralarla da yapıldığını bizzat göstermeliyiz.
Gençlerle geçirdiğimiz o heyecan dolu saatler bize bir kez daha gösterdi ki; doğru bilgi doğru kanallardan gençlerimize ulaştığında, onlar yarının en güçlü hakikat savunucuları olacaktır. Eğer biz kendi hikâyemizi anlatmaz, kendi belgeselimizi çekmez, kendi mağduriyetlerimizi dünya dillerinde ifade etmezsek; başkalarının yazdığı eksik ya da yanlış anlatılara boyun eğmek zorunda kalabiliriz.
Bu vesileyle bizleri sıcak bir misafirperverlikle ağırlayan okul yönetimine, kıymetli öğretmenlerimize ve o pırıl pırıl gençlerimize gönülden teşekkür ediyoruz.
Yolumuz uzun, gençlerimiz heyecanlı.
Şimdi durmak değil, bu heyecanı Sivas’ın her okuluna, her gencine taşıma vaktidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.