BİR “GURBET” VE “GAYRET” HİKÂYESİ

Bir adam düşünün…

Sabahın ayazında Almanya/Essen sokaklarını süpürüyor.

Yıllar sonra aynı adam, Almanya Cumhurbaşkanlığı sarayında liyakat nişanı alıyor.

Hayat bazen insanı en dipten alır; ama orada ne yaptığınıza bakarak sizi yukarı taşır.

Geçtiğimiz günlerde çalan bir telefon, işte böyle bir ömrün hikâyesini getirdi önüme.

Karadeniz’in uydudan dünyaya açılan sesi BRTV’nin Yönetim Kurulu Başkanı, kıymetli dostum Mehmet Çetinkaya arıyordu: “Karabük’te misafir ettiğim çok değerli bir hemşerim karavanıyla yola çıktı. Rotası Sivas… Onu yalnız bırakma.”

Birkaç gün sonra Tokat’tan Sivas’a doğru süzülen iki karavan şehrin merkezinde yan yana park ettiklerinde metal gövdelerin içinde iki ayrı hayatın biriktiğini hissettim.

Biri Fazıl Macit…

Ömrünün yarım asrı Almanya’da geçmiş bir yol insanı. Şimdi yılın 365 günü karavanda yaşıyor. Evi sırtında, dünyayı yüreğinde taşıyor. Onunla sohbet ederken şunu düşündüm:

İnsan bazen bir yere yerleşerek değil, yola çıkarak da kök salabilir.

Ama bu yazının asıl hikâyesi diğer karavanın kapısından çıktı: Turgay Tahtabaş…

Oturduk, konuştuk. Bir tanışmadan çok bir hatırlayıştı bu. Aynı kuşağın çocuklarıyız. Ben 80’lerin başında Hollanda’ya aile birleşimiyle gitmişim; o 1989’da “ithal damat” olarak Almanya’ya. Ben dönmüş, Türkiye’de kök salmışım; o ise Almanya’da kalmış.

Daha çarpıcısı şu:

İkimiz de 80’li yıllarda terörle mücadelenin yaşandığı en sert günlerde Şırnak’ta askerlik yapmışız. Aynı dağların rüzgârını solumuş, aynı gecelerin tedirginliğini yaşamışız.

Onun asıl mücadelesi askerlikten sonra, gurbet ellerde başlamış. O zamanki yabancılar kanunu sert; yeni gelen “ithal damatlara” tam 5 yıl çalışma yasağı var! Dile kolay, çalışmak isteyip çalışamamak… Bekleyişle geçen uzun yıllar… Sonunda bir çıkış yolu bulmuşlar. Huzurevinde çalışan eşi ilk doğumunu yapınca, çalışma iznini eşinden devralmış ve belediyede temizlik işçisi olarak işe başlayabilmiş. Sabahın köründe çöp kamyonuna binmiş, yıllarca Essen sokaklarını süpürmüş.

Bir gün, çocukları okula başladığında hayatının dönüm noktasına gelmiş. Almanya’nın eğitim imkânlarından en iyi şekilde faydalanmak için Essen Türk Veliler Birliği’nin kapısını çalmış. Oradan aldıkları destekle üç evladı da eğitim hayatında zirveye çıkmış. Kendisine uzatılan o eli hiç unutmamış. Tam 15 yıl boyunca aynı dernekte gönüllü olarak çalışmış.

Kendi çocuklarının başarısından aldığı ilham ve “Bize yardım edildi, biz de bu yardımı devam ettiriyoruz” ilkesiyle “Zukunft Bildungswerk” (Gelecek Eğitim Merkezi) kurumunu kurmuş. İlk kurs küçük bir salonda, eski masalarla başlamış; ama içinde dev bir inanç varmış.

O küçük salon zamanla binlerce öğrenciye yuva olmuş. Bugün o merkezden çıkan gençler arasında doktorlar, mühendisler, akademisyenler; hatta Alman toplumunun karar mekanizmalarında görev alan farklı meslek gruplarından çok sayıda isim var. Bu muazzam gayret, Almanya Cumhurbaşkanı tarafından “Liyakat Nişanı” ile ödüllendirilmiş; sabahın ayazında çöp kamyonuna binen o adam, yıllar sonra bir neslin kaderini değiştirdiği için ayakta alkışlanmış.

Sivas’ta ülkemizin eğitim sistemini de konuştuk. Turgay Bey’in şu tespiti, bir akademisyen titizliğiyle zihnime çakıldı: “Türkiye’de üniversite sayısıyla övünüyoruz ama mezunlarımızın iş piyasasında karşılığı yok. Biz diploma dağıtırken, Almanya az ama nitelikli, piyasa gerçekleriyle örtüşen bir eğitimle kazanıyor. Artık mesele duvara asılacak bir kâğıt parçası değil; o kâğıdın arkasındaki donanımdır.” Bu sözler sadece bir eleştiri değil; yılların tecrübesinden süzülmüş bir uyarıydı. Gençlerimiz adına duyduğu bu kaygı, aslında vatanına olan kopmaz bağlılığının en samimi dışa vurumuydu.

Yıllarca başkalarının evlatları için uykusuz kalmış, şimdi bayrağı emin ellere devretmiş, eşiyle birlikte karavanında Anadolu’yu geziyor. Belki de yıllarca sinesinde taşıdığı memleket hasretini, şimdi doya doya gidermeye çalışıyor.

Karabük’ten çıkıp Sivas meydanında duran o iki karavanın içinde sadece yolcular yoktu; emek vardı, vefa vardı. Bazıları gurbete gider ve tutunamaz; bazıları ise tutunurken binlerce kişiyi de ayağa kaldırır. Turgay Tahtabaş işte bunu başarmış.

Yolun açık olsun Turgay kardeşim.

Yolun açık olsun Fazıl ağabeyim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Hasdemir Arşivi

YASA MI, VİCDAN MI?

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:37

AHLÂKIN ÇÖKTÜĞÜ YERDE MEDENİYET OLMAZ

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:05

6 ŞUBAT: SAAT 04.17

06 Şubat 2026 Cuma 14:13

ALTIN MI, HUZUR MU?

02 Şubat 2026 Pazartesi 12:48

YAPAY DÜNYA

26 Ocak 2026 Pazartesi 12:13

KARIN SESSİZ ÖĞRETİSİ

23 Ocak 2026 Cuma 11:12

DUVARA MI ÇARPILACAK?

19 Ocak 2026 Pazartesi 14:35