Şadiye Öztürk
OLDUĞU GİBİ SEVEBİLMEK
İnsan, en çok da olduğu gibi kabul edildiğinde huzur buluyor. Çünkü hepimizin yetişme tarzı, hayat şartları, alışkanlıkları, beklentileri birbirinden farklı. Aynı sokakta büyüyen, aynı sofraya oturan kardeşler bile birbirine benzemezken herkesi aynı kalıba sığdırmaya çalışmak ne kadar doğru olabilir?
Belki de mutluluğun en önemli sırrı, karşımızdaki insanı değiştirmeye çalışmadan sevebilmektir.
Özellikle evliliklerde bunun eksikliğini çok görüyoruz. Daha yolun başındayken insanlar birbirine “Zamanla değişir… Benim için alışkanlıklarından vazgeçer… Giyim tarzını değiştirir… Huyunu düzeltir…” diye umut bağlıyor. Oysa yetişkin bir insanı değiştirmeye çalışmak hem insanın kendisini yoruyor hem de karşı tarafı kırıyor. Çünkü insan sevildiğini değil, şekillendirilmeye çalışıldığını hissediyor.
Gerçek sevgi; iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla birlikte kabul edebilmektir. Elbette herkesin eksikleri vardır. Hepimiz zamanla değişir, gelişiriz. Ama bu değişim baskıyla değil; anlayışla, sevgiyle ve hayatın içinden gelen doğal bir dönüşümle olur.
Bu yüzden insan, nasıl bir hayat arkadaşı istiyorsa en baştan tercihini ona göre yapmalı. “Sonra değiştiririm” düşüncesi çoğu zaman mutsuzluk getiriyor. Çünkü doğallığını kaybeden ilişkiler zamanla yorgunlaşıyor.
Aslında farklılıklarımız hayatı güzel yapan en önemli renkler. Parmak izimiz bile birbirine benzemiyorken düşüncelerimizin, duygularımızın, zevklerimizin aynı olmasını beklemek mümkün mü? Kimi sessizliği sever, kimi kalabalığı… Kimi geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır, kimi yeniliklere daha açıktır. Bunların hepsi insan olmanın bir parçası.
Çocuklarımızda bile bunu görüyoruz. Aynı evde büyüttüğümüz, aynı değerleri verdiğimiz evlatlarımız bazen bizim gibi düşünmeyebiliyor. İşte tam da burada sevgimizin sınavı başlıyor. Onları kırmadan, baskı kurmadan, fikirlerini dinleyebilmek… Gerektiğinde tartışıp yine de sevgiyi koruyabilmek ne kadar kıymetli.
Çünkü bizim büyüdüğümüz zamanın şartlarıyla onların yaşadığı dünya aynı değil. Ekonomik imkânlar, sosyal hayat, teknoloji, beklentiler değişiyor. Önemli olan; inancımızı, kültürümüzü, aile değerlerimizi korurken değişen dünyaya da anlayışla yaklaşabilmek.
Bugün ne yazık ki insanlar siyasi görüşler, tuttuğu takım ya da desteklediği bir lider yüzünden birbirini kırabiliyor. Oysa bir süre sonra bakıyoruz; uğruna kalp kırdığımız insanlar barışıyor ama geride kırılan gönüller kalıyor. Hiçbir fikir, hiçbir tartışma; dostluğu, akrabalığı, insanlığı kaybettirecek kadar değerli olmamalı.
Üstelik insanın düşünceleri bile zamanla değişebiliyor. Hayat yaşattıklarıyla bizi dönüştürüyor. Dün doğru dediğimize bugün farklı bakabiliyoruz. O halde neden birbirimizi zorla değiştirmeye çalışıyoruz?
Belki de en güzeli; olduğu gibi kabul ederek, saygıyla dinleyerek, farklılıklara rağmen birlikte yürüyebilmek…
Renkler farklı, diller farklı, ülkeler farklı… Ama Yaradan bir. Ve O, herkesi ayrı bir güzellikle yaratmış. Kaşı başka, gözü başka, gönlü başka… İnsan doğallığıyla güzel. Sürekli değiştirmeye çalıştığımızda ise o güzelliğin sadeliği kayboluyor.
Selam olsun; insanı olduğu gibi kabul edip sevebilenlere…
Selam olsun; kırmadan, dayatmadan, güzel görüp güzel düşünebilenlere…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.