Şadiye Öztürk
SÖYLENEMEYEN SEVGİNİN GÖLGESİNDE
Bazı günler vardır; takvimde sıradan bir yaprak gibi görünür ama insanların yüreğinde birbirinden çok farklı anlamlar taşır. Aynı gün bir evde kahkahalara, başka bir evde ise sessizce dökülen gözyaşlarına eşlik eder. Hayatın en ilginç taraflarından biri de budur; aynı tarih, herkese aynı duyguyu yaşatmaz.
Babalar Günü de böyle günlerden biridir.
Babası hayatta olan, onunla bir sofrayı paylaşabilen, sesini duyabilen insanlar için bu gün bir kutlama vesilesidir. Ancak babasını kaybetmiş, hiç tanıyamamış ya da yıllardır hasretini çeken insanlar için aynı gün, kalpteki eski bir yaranın yeniden sızlaması demektir.
Bu nedenle özel günlerde kutlama yapanlardan çok, sessizce köşesine çekilip hatıralarıyla baş başa kalan insanları düşünürüm. Sosyal medyada paylaşılan mutlu fotoğrafların arasında, kimsenin görmediği hüzünleri fark etmeye çalışırım. Çünkü hayat sadece görünenlerden ibaret değildir.
Peki, annesi ya da babası olmayan insanlar var diye bu günleri kutlamayalım mı?
Elbette kutlayalım.
Sevginin ifade edilmesi, minnet duygusunun dile getirilmesi son derece kıymetlidir. Ancak bunu yaparken, hayatın herkese aynı cömertlikle davranmadığını da unutmamak gerekir. Belki biraz daha ölçülü, biraz daha zarif ve biraz daha duyarlı olmak yeterlidir.
Dikkat ediyorum; Babalar Günü kutlamaları genellikle daha sakin geçiyor. Anneler Günü ise daha görünür, daha gösterişli ve daha yoğun yaşanıyor. Belki de bu yüzden Anneler Günü'nde içimdeki burukluk daha fazla artıyor. Çünkü bir annenin yokluğunu hissetmek, insanın hayatındaki en derin eksikliklerden biridir.
Oysa her insanın hikâyesi farklıdır.
Kimi annesiz büyür, kimi babasız. Kimi anne ve babasının sevgisini doya doya yaşarken, kimi onların yüzünü bile hatırlayamaz. Kimi erken yaşta ayrılığın acısıyla tanışır, kimi ise yıllar sonra bir vedanın hüznünü yaşar. Hayat, herkese farklı bir kader yazıyor.
Fakat değişmeyen tek bir gerçek var: Zaman durmuyor.
Çocukluğumuzun uzun sandığımız günleri, dönüp baktığımızda birkaç sayfalık bir hatıraya dönüşüyor. Bir zamanlar elinden tuttuğumuz insanlar yaşlanıyor, bir zamanlar bize yol gösterenler bir gün sessizce aramızdan ayrılıyor. İşte insan, zamanın değerini çoğu zaman onu kaybetmeye başladığında anlıyor.
Dün Babalar Günü'ydü.
Kendi kendime şu soruyu sordum: Hangimiz babamızın kıymetini gerçekten biliyoruz? Hangimiz ona karşı hissettiğimiz sevgiyi açıkça ifade edebiliyoruz?
Özellikle bizim kuşağımız için bu sorunun cevabı kolay değil. Çünkü bizler sevgisini yüksek sesle dile getirmeyen anne ve babaların çocukları olarak büyüdük. Saygının sevgiden önce geldiği, duyguların çoğu zaman kalpte saklandığı bir dönemin insanlarıyız.
Babalarımız bizi severdi ama bunu çoğu zaman sözlerle değil, fedakârlıklarıyla gösterirdi. Sabahın erken saatlerinde işe gitmeleriyle, eve ekmek getirmeleriyle, çocuklarının geleceği için kendi hayallerinden vazgeçmeleriyle...
Belki de bu yüzden birçok insan, babasına dönüp "Seni seviyorum" demeyi yıllarca erteledi.
Bugünün gençleri ise bu konuda daha cesur. Duygularını daha rahat ifade ediyor, sevgilerini göstermekten çekinmiyorlar. Bu güzel bir değişim. Çünkü sevgi paylaşıldıkça büyüyor, dile getirildikçe anlam kazanıyor.
Ben her zaman hayatın orta yolunda olmayı savundum. Aşırıya kaçan sevgi gösterilerinin samimiyeti gölgeleyebileceğini düşündüğüm gibi, sevgiyi hiç ifade etmemenin de insanın içinde kapanmayan yaralar bırakabileceğine inanıyorum.
Çünkü hayat beklemiyor.
İnsan hep bir sonraki günü var sanıyor. Söyleyeceği sözleri erteliyor, yapmak istediği ziyaretleri başka bir zamana bırakıyor. Oysa bazen ertelenen her şey, bir daha geri gelmeyecek bir fırsata dönüşebiliyor.
Ve bir gün insan dönüp baktığında, keşkelerle baş başa kalabiliyor.
Keşke biraz daha fazla konuşsaydım...
Keşke ona sarılsaydım...
Keşke sevgimi söylemek için bu kadar beklemeseydim...
Belki de anneler günü, babalar günü ve benzeri özel günlerin asıl amacı hediyeler almak ya da gösterişli kutlamalar yapmak değildir. Belki bu günler bize sadece şu gerçeği hatırlatmak için vardır:
Sevdikleriniz yanınızdayken kıymetlerini bilin.
Çünkü hayatın en ağır yükü, kaybettiklerimizin ardından taşıdığımız özlem değil; zamanında söyleyemediğimiz sözlerin pişmanlığıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.