Sevtap Haspolat
BEREKETİMİZ KENDİ ELİMİZDE
Bütün eylemlerin içeriği, niteliği, bereketi ve sürdürülebilirliği niyetlere bağlıdır. Niyetlere göre şekillenir tüm ilişkilerimiz aslında. Niyetin merkezi noktası ise düşüncedir. Bakış açımızda bir problem yok ise eğer tüm davranışlarımız da bu doğrultuda anlam kazanır ve karşılık bulur.
Kendi ellerimizle oluştururuz hayat örgümüzü. Hanımlar daha iyi bilir bir giysinin bir elbisenin oluşum sürecini. Hele de kendi emeğimizle oluşturuyorsak bir eseri, daha fazla bir değer kazanır eserimiz. Bu hem bizim için hem de kullanıcısı için para ile satın alınamayacak kadar kıymetli olur. Çünkü emek vardır, özveri vardır, alın teri vardır. Bir yürek vardır o eserin arkasında.
Eğer içten ise düşünce, eylemde samimiyet kendini gösterir. Samimiyet sonrası ise ortaya bereket çıkar. Bu bereket alabildiğince sarar her yeri. Eve, bahçeye, tarlaya, köye, ilçeye, şehre ve tüm yeryüzüne dağılır. Kendi ellerimizle eker, kendi ellerimizle biçer, kendi ellerimizle harmanda savurur, değirmenlerde öğütür, fırınlarda doyumsuz bir ekmeğe dönüşür. Sofralar kurulur. Adına bereket ikramları denilir.
Vaktinde bereketi vardır. İnsanın da bereketi vardır. Bereket sadece mutfaklarda değildir. Eğer görebilir ve fark edebilirsek bereket yaşamın tümündedir. Bu bereketi, biz kendi ellerimizle var eder kendi ellerimizle yok ederiz. Yaratıcının verdiği nimetleri teşekkür ederek çoğaltabilir ya da farkında olmadan tamahkârlıklarımızla değersizleştiririz.
Son zamanlarda bereket kelimesi bir şekilde zihnimi meşgul etmeye başladı. Nedendir bilmiyorum ama eskiden vaktin çokluğundan yakınır, vakti doldurmakta zorlanır, vakti nasıl geçireceğimiz bilemezdik bir türlü. Günlük yaşamın renkliliğinden usanırdık. Şimdi ise işleri yetiştirmek için vakit bulamıyoruz. Yetmiyor bize yirmi dört saat. Yaşamın monotonluğu içinde sıradanlaştık. Herhangi bir renkte gözümüze ilişmiyor artık.
Yine ne yaptıysak kendi ellerimizle yaptık sanırım. Peki bireysel ve toplumsal hayatımızdaki bu bereketsizliğin sebebi nedir acaba diye kendime sorduğumda ve bir değerlendirme yaptığımda ilk aklıma gelen düşünce şu oldu. “Sürekli şikâyet etmek”. Evet, sürekli şikâyet ediyoruz. Her şeyden şikayetçiyiz. Çalışanlar işinden, öğrenci okulundan, öğretmen öğrenciden, yönetici yönettiğinden, hanımlar ev işlerinden, her birimiz geçim derdinden, siyasetten, savaşlardan, katliamlardan. Daha da çoğaltabiliriz bunları. Yüzlerce madde yazabiliriz.
Şimdi toplumun çoğunluğunda bir negatiflik, söylemlerde umutsuzluk ve nefret hâkim olmaya başladı. Dilimizden hiç düşmüyor olumsuz cümleler. Oysa yaşadığım ilçe de büyüklerimiz küçükken bizlere şu öğüdü vermişlerdi. Kulağınıza küpe olsun demişlerdi. “Yavrum ağzından çıkana dikkat et. Ne konuşursan o gelir başına. Konuştuğunu büyütürsün, konuştuğunla büyürsün.” Hakikaten de tüm yaşamım sürecinde dönem dönem çevremde çok gördüm sözün negatifliğinin yaşamlara etkisini. Söylediği sözlerin sonucunda insanların başına nelerin geldiğine, düzgün giden yaşamların bir anda alt üst olduğuna şahit oldum. Hep şikâyet ve memnuniyetsizlik, hep başkalarına bakma, onlarda var da bende niye yok düşüncesi. Tüm bunlar bereketi yok etmek için yeterli bir neden olabiliyor. Her zaman daha mükemmeli, daha iyisi, daha güzeli, daha büyüğünü elde etme ve yapma elimizdeki güzeli görmememize neden olabiliyor. Daha fazlasının sonu yok oysa. O yüzden kanaat sahibi olmak diye bir cümle vardır. Oysa elimizdekine razı olmak, tadını çıkarmak, içselleştirmek ve yaratıcıya teşekkür etmek mükemmel bir duygu.
Geleneğimizde binlerce örnek vardır. Yaşanmışlıklardan yola çıkarak kurulan cümleler vardır. “Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz” mottosu, bizim paylaşım geleneğinde rehber olmuş bir sözdür. Paylaşmanın bereketi artıracağı her sohbette, her sofrada, her cem de sürekli vurgulanmıştır. İnanç ekseninde tutulan oruçlar, kesilen bereket kurbanları nesiller boyu vazgeçilmeyen önemli ritüellerimizdir. İnsan hangi konumda ve makamda olursa olsun, emek veren, toprağını ve işini önemseyen, sürekli üreten ve ürettiğinin çıktısını çevresi ile paylaşandır.
Bereketi böyle görmek gerekir. Bereketin bir enerji olduğunu bilmek gerekir. Bu enerjiyi ortadan kaldıracak her türlü düşünceden uzak durmak gerekir. Yapacaklarımızı sürekli ertelemek, plansız bir hayat sürmek, düzensiz bir insan olmak bereketimizi ortadan kaldıran etkenlerin ilk sıralarında yer almaktadır.
Bereketin evde başladığını unutmamalıyız. Evin huzurunu korumak ve evde geçirilecek nitelikli zamanı yirmi dört saate yaymak tamamen bizim elimizdedir. Bu enerjiyi ortadan kaldırmamalıyız. Sürekli bağırırsak, küfürler söylersek, eşyalarımızı dağınık bırakırsak, derli toplu olmadan, çöplerle ve bulaşıklarla yaşayan bir birey olursak kendimizin de, evimizin de bereketi kalmaz. Enerjimiz yok olur gider. Hele zamanında yatmamak, gecenin dinlendirici, rahatlatıcı vaktini uyanık geçirmek, sosyal medya mecralarında gezinmek, dijital dünyanın albenisine kapılmak en tehlikeli enerji emicilerdendir. Zamanımızın bereketini çalan hırsızlardır.
Dolayısıyla bütün dış etkenlere rağmen, zorlayıcı sebeplere rağmen hayatımıza yön verenin ve bereketi doğuranın kendimiz olduğunu unutmamamız gerekir. Bahaneler hiçbir zaman bitmeyecektir. Bize verilen yaşam hediyesinin bereketini yok edici unsurlara karşı çıkmak ve müdahale ettirmemek tüm samimiyetimle söylüyorum kendi elimizdedir.
En değerli varlık olarak dünya gezegeninde yaşamını sürdüren bireyler olarak evrenin enerjisinden, bereketinden en üst düzeyde faydalanalım lütfen. Bu bereketin tadına varanlar ancak bilir bu değeri. Bu enerjinin etkisi altında olanlar ancak yaşamın tadına varır.
Bereket ve enerji dolu bir yaşam diliyorum.
Selam ve saygılarımla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.