Şadiye Öztürk
GURBETÇİYİ BEKLEMEK YETMEZ, DEĞER VERMEK GEREK
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde, bu yıl Sivas'a geçen yıllara göre daha az gurbetçinin geldiği yazıyordu. İlk bakışta sıradan bir istatistik gibi görünen bu haber, aslında üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken önemli bir gerçeği de hatırlatıyordu.
Hepimiz biliyoruz ki gurbetçilerimizin şehir ekonomisine katkısı küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Sivas, nüfusuna oranla yurt dışında en fazla vatandaşımızın yaşadığı şehirlerden biridir. Yaz ayları geldiğinde önce emekli gurbetçilerimiz gelir, ardından temmuz ayında çocuklu aileler memleket hasretini gidermek için yollara düşer. Ağustos sonuna kadar şehir bambaşka bir havaya bürünür. Sokaklar hareketlenir, kafeler dolar, lokantalar canlanır, esnafın yüzü güler.
Hatta kendi aramızda sık sık, "Alışverişimizi gurbetçiler gelmeden yapalım, sonra fiyatlar artıyor." deriz. Ev alacak olanlar bile "Bir gurbetçiler gitsin, sonra bakarız." diye beklemeyi tercih eder. Halk bu durumdan zaman zaman şikâyet etse de şehir ekonomisinin bu canlılıktan kazanç sağladığı inkâr edilemez.
Fakat asıl sormamız gereken soru şu:
Bir yıl boyunca çalışıp didinen, yediğinden, içtiğinden, gezmesinden fedakârlık ederek memleket özlemiyle gelen gurbetçiler, burada gördükleri ilgiden gerçekten memnun mu?
İşte tam da burada durup kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
Çünkü onları sadece ekonomik katkılarıyla değerlendirmek büyük bir hata olur. Onlar bu toprakların evladı. Çocukluklarının geçtiği sokakları, anne-babalarının mezarlarını, akrabalarını görmek için binlerce kilometre yol geliyorlar. Aradıkları sadece güzel bir tatil değil; aidiyet duygusu, samimiyet ve güven.
Ben gençlerle sohbet etmeyi, onları dinlemeyi çok severim. Geçtiğimiz günlerde yurt dışında yaşayan genç bir gurbetçiye, "Tatilin nasıl geçiyor, memnun musun?" diye sordum.
Verdiği cevap beni düşündürdü.
"Annemle babam gelmek istediği için geldim. Onlar olmasa ben başka bir ülkeye tatile giderdim. Hatta bir daha da gelmeyi düşünmüyorum." dedi.
"Neden?" diye sorduğumda birçok sebep anlattı. Ama içlerinden biri özellikle dikkatimi çekti.
Aynı marka, aynı ürün... Bir mağazada başka fiyat, birkaç sokak ötede başka fiyat. Üstelik bunun özellikle kendilerine yapıldığını düşündüklerini söyledi.
Aslında biz de zaman zaman bunu yaşıyoruz. Ancak onların yaşadığı ülkelerde aynı ürünün fiyatı neredeyse her yerde aynıdır. Bu yüzden mesele ödedikleri para değil, kaybettikleri güven oluyor.
"Fazla para verdim diye üzülmüyorum." dedi genç. "Kendimi kandırılmış hissediyorum."
İşte insanı en çok yaralayan da bu...
Eskiden gurbetçiler daha çok akrabalarının yanında kalır, memleketlerinden ev alır, birikimlerini doğdukları şehre yatırırlardı. Yeni nesil ise büyüklerinden farklı düşünüyor. Otelleri tercih ediyor, daha çok dışarıda vakit geçiriyor ve tatil için birçok ülke arasında seçim yapabiliyor.
Bugün kırk yaş altındaki gençlerin önemli bir bölümü, hâlâ anne ve babalarının hatırı için memleketlerine geliyor. Eğer bu bağı koruyamazsak, yarın onların çocukları artık bu yolları hiç tutmayabilir.
Belki yapılacak şeyler çok büyük yatırımlar değil; küçük ama anlamlı dokunuşlardır. Güven veren bir ticaret anlayışı, güler yüz, adaletli fiyatlandırma, misafir olduğunu hissettiren bir yaklaşım... Bazen bir insanı memleketine bağlayan en değerli yatırım bunlardır.
Çünkü gurbetçiyi sadece yaz aylarında gelen bir müşteri olarak görürsek, birkaç aylık kazanç elde ederiz. Ama onu bu şehrin gerçek sahibi, öz evladı olarak görürsek hem gönlünü hem de gelecek nesilleri kazanırız.
Unutmayalım; bir insan doğduğu topraklardan sadece kilometrelerle uzaklaşmaz. Bazen gördüğü ilgisizlik, yaşadığı hayal kırıklığı ve kaybettiği güven de onu memleketinden uzaklaştırır.
Bugün elimizde hâlâ güçlü bir bağ var. O bağı korumak bizim elimizde. Çünkü bir gün gurbetçiler gelmeyi bıraktığında sadece sokaklarımız sessizleşmeyecek; çocukluğumuzun hatıraları, memleketimizin bereketi ve bizi birbirimize bağlayan en kıymetli bağlardan biri de yavaş yavaş kaybolacak. İşte o gün kaybettiğimiz şeyin sadece ekonomik bir değer değil, memleketimizin ruhu olduğunu anlamamızın ise hiçbir faydası kalmayacak.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.