Şadiye Öztürk
HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR
Hayatta yaşadıklarımızın da, yaşattıklarımızın da bir bedeli olduğuna inananlardanım. İnsan yaptığı her tercihin, attığı her adımın, aldığı her kararın karşılığını bir şekilde ödüyor. Kimi zaman para ile, kimi zaman emekle, kimi zaman zamanımızla, kimi zaman da sevdiklerimizden ve kendi hayatımızdan fedakârlık ederek…
Kısacası hayatta hiçbir şey tamamen bedelsiz değil.
Para kazanıyorsun; karşılığında emeğini, zamanını, bedenini ve zihnini veriyorsun. Beden gücüyle çalışıyorsan yıllar geçtikçe bunun izlerini üzerinde taşıyorsun. Masa başında çalışıyorsan zihnin yoruluyor. Siyaset veya yöneticilik yapıyorsan sorumlulukların, insanların beklentileri ve eleştirileri başka bir bedel çıkarıyor karşına.
Belki daha çok kazanıyorsun, belki daha fazla itibar görüyorsun. Fakat bunun karşılığında ailene ayıracağın zamandan, dostlarınla geçireceğin günlerden, kendi huzurundan vazgeçiyorsun.
İşin en acı tarafı ise insanın ödediği bedeli çoğu zaman o günlerde fark etmemesi.
Çalışırken “Ailem için çalışıyorum” diyorsun. Geleceği düşünüyorsun. Daha iyi bir hayat kurmak istiyorsun. Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığında çocuğunun doğum günlerinden, okulunun ilk günlerinden, aile toplantılarından, dostlarınla geçireceğin güzel akşamlardan kaçını kaçırdığını fark ediyorsun.
O zaman anlıyorsun ki para kazanılabilir ama kaybedilen zaman geri gelmiyor.
Bir doktorun bugün kazandığı paraya bakıp “Ne kadar kazanıyor” diyoruz. Ama onun gençliğinde arkadaşları gezerken ders çalıştığını, yıllarca emek verdiğini düşünmüyoruz. Bir esnafa bakıp kazancını görüyoruz; herkes tatildeyken onun dükkânının başında olduğunu, bayramlarda bile çalıştığını çoğu zaman görmüyoruz.
Biz insanların kazandığını görüyoruz, ne pahasına kazandığını görmüyoruz.
Üstelik yalnızca paranın değil, sevginin ve dostluğun da bir bedeli var.
Bir dostluğu sürdürmek istiyorsan zaman ayıracaksın. İyi gününde olduğu kadar kötü gününde de yanında olacaksın. Bazen kendi işini bırakıp onun derdini dinleyeceksin. Bazen haklı olduğun halde dostluğun hatırına bir adım geri çekileceksin.
Sevgi de böyle…
Sevilmek istiyorsan seveceksin. Bir aile kurmak istiyorsan fedakârlık yapacaksın. Çocuklarının hayatında yer almak istiyorsan onlara zaman ayıracaksın. Çünkü aile olmak yalnızca aynı evde yaşamak değil, birbirinin hayatına dokunabilmektir.
Bugün herkes gerçek dost, gerçek sevgi, güzel bir aile arıyor. Fakat çoğu zaman bunların gerektirdiği bedeli ödemek istemiyoruz. Herkes anlaşılmak istiyor ama karşısındakini anlamaya yeterince zaman ayırmıyor. Herkes sevilmek istiyor ama sevmek için gereken fedakârlığı yapmak istemiyor.
Oysa hayatın kuralı belli:
Bir şeyin kıymetli olmasını istiyorsan, onun için emek vermek zorundasın.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var. Her bedel ödenmeye değer değildir. İnsan bazen daha çok kazanmak uğruna sağlığından, bir makam uğruna ailesinden, başarı uğruna huzurundan vazgeçebilir.
Bu yüzden insan yalnızca “Ne kazanacağım?” diye değil, “Bunun karşılığında ne kaybedeceğim?” diye de düşünmeli.
Çünkü para yeniden kazanılır, makam yeniden bulunur, işler yeniden kurulur. Ama kaçırılan bir çocukluk, kaybedilen bir gençlik, yanında olamadığın bir anne-baba, geri gelmeyen bir zaman yeniden satın alınamaz.
Belki de hayatın gerçek hesabı budur.
Her şeyin bir bedeli var. Mesele bedel ödememek değil; doğru şeyler için, ödemeye değecek bedelleri göze alabilmek.
Çünkü günün sonunda insanın cebindeki para değil, geride bıraktığı hayat konuşacak.
Ve belki kendimize soracağımız en önemli soru şu olacak:
“Kazandıklarım, uğruna kaybettiklerime gerçekten değdi mi?”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.