Şadiye Öztürk
SONBAHAR VE HÜZÜN
İnsan bazen hiçbir şey yokken hüzünlenir.
Hayatı kendi akışında devam eder. Büyük bir sorun yoktur, kötü bir haber almamıştır, her şey olması gerektiği gibidir. Yine de insanın içine tarif edemediği bir sıkıntı çöker. Nedenini bilmez, sebebini bulamaz. Sadece biraz susmak, biraz uzaklara bakmak ister.
Sanki bu duygu en çok da sonbaharda kendini gösterir.
Acaba neden?
Belki de sonbahar bize, hayatın da bir gün sona ereceğini hatırlattığı içindir.
Ağaçların yapraklarını birer birer bırakması, yeşilin sarıya ve kahverengiye dönüşmesi, günlerin kısalması, havanın serinlemesi… Yazın kalabalığı ve telaşı yavaş yavaş çekilirken şehir de başka bir sessizliğe bürünür.
Düğünler, nişanlar, tatiller, uzun yaz akşamları geride kalır. Sokakların hareketi azalır, trafik biraz olsun sakinleşir. İnsanlar evlerine çekilir.
Belki de bütün bunlar bize hayatın geçiciliğini hatırlatır.
Çünkü hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez.
Yaz gelir, geçer.
Kış gelir, geçer.
Baharın çiçekleri solar.
Sonbaharın yaprakları dökülür.
Ve biz bütün bunları her yıl görmemize rağmen, her defasında yeniden hüzünleniriz.
“Her son bir başlangıçtır” deriz bazen kendimizi teselli etmek için.
Peki gerçekten öyle midir?
Belki de evet.
Çünkü her sonun içinde yeni bir başlangıcın ihtimali vardır. Dökülen yaprak, ağacın öldüğü anlamına gelmez. Sadece bir mevsimin bittiğini gösterir.
Belki insan hayatında da böyledir.
Bir şeylerin bitmesi, her zaman kötü bir şeylerin başladığı anlamına gelmez. Bazen hayatın başka bir dönemine geçebilmek için bazı şeyleri geride bırakmak gerekir.
Aslında sonbahara başka bir pencereden bakmak da mümkün.
Yaz boyunca hayatımız ne kadar hareketliydi…
Düğünler, nişanlar, misafirler, tatiller, gezmeler, kalabalık sofralar, uzun akşamlar…
Şehir dışından gelen arkadaşlarımızı, akrabalarımızı, misafirlerimizi uğurladık. Tatile çıkanlar evlerine döndü. Yazın telaşı yavaş yavaş sona erdi.
Şimdi evlerimize çekildik.
Ailece sofraya oturmaya başladık.
Çocuklar okullarına döndü. Üniversiteyi kazananlar yeni şehirlerine yerleşti. Evlerde bir düzen yeniden kuruldu.
Kışlıklar çıkarıldı.
Dolaplar düzenlendi.
Evler temizlendi.
Yazın dağınıklığından sonra hayat yeniden kendi ritmini buldu.
Belki de sonbahar hüzün değil, hayatın yeniden düzene girdiği mevsimdir.
Sadece biz, değişen her şeyi biraz hüzünlü görmeye alışmışızdır.
Belki yaprakların dökülmesine üzülüyoruz ama ağacın baharı yeniden beklediğini unutuyoruz.
Belki yazın bitmesine üzülüyoruz ama sonbaharın bize evimizin sıcaklığını, ailece oturulan sofraları, sakin akşamları hatırlattığını görmüyoruz.
Belki de mesele sonbahar değil.
Mesele bizim hayata nereden baktığımız.
Aynı yaprak, birine ayrılığı hatırlatırken bir başkasına yenilenmeyi hatırlatabilir.
Aynı yağmur, birine hüznü çağrıştırırken bir başkasına toprağın kokusunu getirebilir.
Demek ki bazen mevsimler ruh halimizi değiştirmiyor; ruh halimiz mevsimlere bir anlam yüklüyor.
Sonbaharın hüznü de belki biraz bundan.
İnsan kendi içindeki eksikleri, özlemleri, geçmişi ve yaşanmışlıkları gökyüzüne, yağmura, sararan yapraklara bakarak yeniden hatırlıyor.
Belki sonbahar bize hayatın sonunu değil, hayatın değiştiğini hatırlatıyor.
Ve belki de her değişim biraz hüzün, biraz umut taşıyor.
Çünkü yaprak dökülmeden yeni yaprak çıkmıyor.
Bir mevsim bitmeden diğeri başlamıyor.
Bazı yollar kapanmadan yeni yollar açılmıyor.
O halde belki sonbahara bakarken sadece düşen yaprakları değil, ağacın dallarında sessizce bekleyen baharı da görmek gerekiyor.
Çünkü hayat, her sonbaharda bize aynı şeyi fısıldıyor: Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Ama hiçbir şey de sonsuza kadar bitmiyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.