Şadiye Öztürk

Şadiye Öztürk

HER ŞEY NE KADAR NORMALLEŞTİ?

Bazen durup düşünüyorum…

Ne kadar değiştik.

Değerlerimiz değişti, inançlarımız değişti, kültürümüz değişti. İnsanlara bakışımız, hayattan beklentilerimiz, birbirimizle ilişkilerimiz, konuşma şeklimiz, giyimimiz kuşamımız değişti. Dün ayıp dediğimiz, konuşmaya çekindiğimiz, çocukların yanında söylenmesini bile uygun bulmadığımız pek çok şey bugün hayatın sıradan bir parçası oldu.

Hatta bazı şeyler o kadar normalleşti ki artık garip olanı sorgulamıyoruz.

Ben çocukluğumu düşündüğümde bu değişimi daha iyi fark ediyorum.

Annem ve babam bazen evde bizim yanımızda Çeçence konuşurlardı. Annem Çeçenceyi daha iyi bilirdi. Babam biraz konuşur, sonra Türkçeye çevirirdi. O zamanlar neden böyle yaptıklarını anlamazdık.

Meğer bizim duymamızı istemedikleri bazı şeyleri konuşuyorlarmış.

Bir insanı, bir olayı anlatırken çocukların olumsuz etkilenmesini istemez, bazı konuları onların dünyasına sokmazlarmış. Biz büyüdükçe bunu fark etmeye başladık. Hatta artık ne zaman annemle babam Çeçence konuşsa birbirimize bakar, “Acaba ne oldu?” diye merak ederdik.

Çünkü çocukların her şeyi bilmesi gerektiği düşünülmezdi.

Para da böyleydi.

Babamızın ne kadar maaş aldığını bilmezdik. Ev nasıl geçiniyor, kim kime borç verdi, kimden borç alındı, bir akrabaya ne kadar yardım edildi… Bunlar çocukların önünde konuşulmazdı.

Kim kimi dolandırmış, kim kimin hakkını yemiş, kimin ne yaptığı da bizim gündemimiz değildi.

Büyükler kendi meselelerini kendi aralarında konuşurdu.

Belki bugün bakınca fazla kapalı bir hayat gibi geliyor. Ama o hayatın içinde başka bir şey vardı: mahremiyet.

Gizlilik vardı.

Ayıp vardı.

Günah vardı.

Her bildiğini anlatmamak, her gördüğünü paylaşmamak, herkesin hayatına girmemek vardı.

Bugün ise hayatımızın neredeyse tamamı görünür durumda. Nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı, kimlerle görüştüğümüzü, ne yediğimizi, ne giydiğimizi, nereye gittiğimizi birkaç dakika içinde yüzlerce insan öğrenebiliyor.

Bizim zamanımızda sıradan bir vesikalık fotoğrafı bile herkese vermezdik. Büyüklerimiz özellikle uyarırdı:

“Fotoğrafınızı erkek arkadaşlarınıza vermeyin.”

Bugünün gençlerine bunu söylediğinizde gülüyorlar. Çünkü onların dünyasında fotoğraf paylaşmak sıradan. Bir fotoğraf çekiliyor, saniyeler içinde onlarca, yüzlerce insanın karşısına çıkıyor.

Bizim için özel olan, bugün paylaşılabilir bir içeriğe dönüşebiliyor.

Elbette bunun tamamını yanlış bulmak mümkün değil. Zaman değişiyor, teknoloji gelişiyor, insanların hayatı farklılaşıyor. Bugünün gençlerinin dünyası bizim gençliğimizden çok farklı. Onların da kendilerine göre doğruları, kaygıları ve beklentileri var.

Ben “Bizim zamanımız doğruydu, şimdi her şey yanlış” demiyorum.

Ama insan değişirken bazı şeyleri de yanında götürmeli.

Ölçüyü mesela…

Mahremiyeti…

Temkini…

Her şeyi herkesle paylaşmama terbiyesini…

Bir başkasının özel hayatına saygı duymayı…

Büyüklerin “Her bildiğini söyleme, her gördüğünü anlatma” sözünü…

Çünkü teknoloji bize paylaşmayı öğretti ama bazen susmanın da bir erdem olduğunu unutturdu.

Hızlandık.

Çok hızlandık.

Belki de asıl mesele değişmek değil, kontrolsüz değişmek.

Dün yanlış kabul edilen bazı şeylerin bugün normalleşmesi, yarın daha fazlasının normalleşmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu yüzden her yeniyi sorgulamadan kabul etmek kadar, geçmişteki her şeyi doğru kabul etmek de doğru değil.

İhtiyacımız olan belki de geçmişe dönmek değil.

Geçmişin güzel değerlerini bugünün imkânlarıyla buluşturabilmek.

Çocuklarımızı korkutarak değil, anlatarak koruyabilmek.

Gençlerimizi yargılamadan, bazı değerlerin neden önemli olduğunu onlara aktarabilmek.

Çünkü bir toplum yalnızca binaları, yolları, teknolojisi ve yaşam biçimiyle değişmez.

Asıl değişim, neyi ayıp, neyi değerli, neyi özel ve neyi normal kabul ettiğimizde başlar.

Ve bazen insanın kendine sorması gerekir:

Biz gerçekten zamana mı ayak uydurduk, yoksa zamanın peşinden giderken kendimizden bazı şeyleri mi bıraktık?

Belki de “Ne hale geldik?” sorusunun cevabı tam burada saklıdır.

Değişmek kaçınılmaz.

Ama değişirken kendimizi kaybetmemek, belki de asıl mesele budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şadiye Öztürk Arşivi

HERKESİN ÖZGÜRLÜĞÜ AYNI DEĞİLDİR

12 Ekim 2026 Pazartesi 08:00

GÜVENİMİZİ DE KAYBETMEYELİM

06 Ekim 2026 Salı 12:13

SONBAHAR VE HÜZÜN

28 Eylül 2026 Pazartesi 08:04

Hangisi Doğru

21 Eylül 2026 Pazartesi 08:00

Hayatımızdaki Dönüm Noktaları

14 Eylül 2026 Pazartesi 08:00

BAKIŞ AÇISI HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR

07 Eylül 2026 Pazartesi 08:00

HAYATIN GARİP ZAMANI

31 Ağustos 2026 Pazartesi 13:46

HERKESİN BEKLENTİSİ BAŞKA

24 Ağustos 2026 Pazartesi 11:57

HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR

17 Ağustos 2026 Pazartesi 08:01