Şadiye Öztürk
GÜVENİMİZİ DE KAYBETMEYELİM
Artık neredeyse bir hafta geçmiyor ki yeni bir haberle sarsılmayalım.
Tam “Daha fazlası olmaz” diyoruz, gündeme öyle bir olay düşüyor ki yeniden şaşırıyor, üzülüyor, öfkeleniyor ve biraz daha tedirgin oluyoruz.
Kim kimi dolandırmış, kim kimin hakkını yemiş, kim emek vermeden büyük paralar kazanmış…
Eskiden böyle haberler duyduğumuzda şaşırırdık. Şimdi ise şaşırma sınırımız bile değişti. Tam “Bundan daha kötüsü olmaz” derken yeni bir haber çıkıyor karşımıza.
Ve insan ister istemez soruyor:
Biz bu kadar şaşırıyorsak, gençler ne düşünüyor? Kime güvenecekler?
Üstelik mesele yalnızca para değil.
Belki de asıl kaybımız, insanların parasını kaybetmesinden çok birbirlerine olan güvenlerini kaybetmesi.
Çünkü güven sarsıldığında yalnızca belli kişilere değil, zamanla herkese karşı daha temkinli olmaya başlıyoruz.
Telefon çalıyor, tanımadığımız bir numara…
“Acaba dolandırıcı mı?” diye düşünüyoruz.
Bankadan aranıyoruz, tereddüt ediyoruz. Bir kurumdan mesaj geliyor, hemen şüpheleniyoruz. Bir bağlantı gönderiliyor, tıklamaya korkuyoruz.
Tedbirli olmak elbette kötü değil. Hatta bugünlerde dikkatli olmak zorundayız.
Ama insanın içinden şu soru da geçiyor:
Ne zaman bu kadar şüpheci olduk?
Belki orta gelirli insanlar olarak bizim korkumuz biraz daha farklı.
Emeklinin geliri belli, memurun maaşı belli, dar gelirlinin bütçesi belli. Yıllarca çalışıp biriktirdiğimiz para, bizim için yalnızca bir rakam değil; emeğimiz, alın terimiz ve geleceğe dair güvencemiz.
Elimizdekini kaybedersek yerine koymanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz.
Bu yüzden bir yere para yatırırken defalarca düşünüyor, kuruş kuruş hesap yapıyoruz. Çünkü bizim kaybedeceğimiz para, bir başkasının bir günde harcadığı para kadar bile olmayabilir.
Bugün hayal bile edemeyeceğimiz rakamların konuşulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Birilerinin milyonları, milyarları bir anda bir yerlere yatırabildiğini görüyoruz. Biz ise bazen ay sonunda faturaları nasıl ödeyeceğimizi, elimizdeki birikimi nasıl koruyacağımızı düşünüyoruz.
Bizim için para çoğu zaman emeğin kendisi.
Fakat bütün bunlardan daha düşündürücü olan, toplumdaki güven duygusunun aşınması.
Bir toplumda insanlar birbirinden sürekli şüphe etmeye başladığında yalnızca ekonomi zarar görmez. Komşuluk, arkadaşlık, ticaret ve insan ilişkileri de bundan payını alır.
Birisi iyi niyetle yaklaşsa bile “Acaba bunun altında ne var?” diye düşünmeye başlarız.
İşte asıl tehlike burada.
Dolandırıcılıktan korunabiliriz. Tedbir alabilir, bilgilerimizi ve paramızı koruyabiliriz. Her söylenene inanmamak da gerekir.
Ama insanlara güvenmeyi tamamen bırakırsak ne olacak?
Eskisi gibi saf olmayalım, ama şüphe içinde de yaşamayalım.
Tedbir ile güvensizlik arasındaki çizgiyi kaybetmeyelim.
Çünkü para yeniden kazanılabilir. Bir eşya yeniden alınabilir. Maddi bir zarar zamanla telafi edilebilir.
Ama insanların birbirine duyduğu güven bir kez kaybolursa onu yeniden kurmak çok daha zor.
Belki bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şu:
Biz paramızı kaybetmekten korkarken, birbirimize olan güvenimizi de kaybetmiyor muyuz?
Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca bankalardaki parası değildir.
İnsanların birbirine güvenerek yaşayabilmesidir.
Paramızı koruyalım, tedbirimizi alalım.
Ama ne olur, güvenimizi de koruyalım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.