Şadiye Öztürk
BİR KİŞİNİN KAÇ EVİ VAR?
Geçtiğimiz günlerde yurt dışından gelen bir arkadaşımız için satılık evleri gezdik. Şehrimizin farklı bölgelerinde yükselen apartmanları, modern siteleri ve villaları görünce doğrusu ben de hayrete düştüm.
Son yıllarda yapılan konutların hemen hepsi oldukça estetik, planlı ve kullanışlı. Bahçe düzenlemelerinden ortak yaşam alanlarına kadar her ayrıntı özenle düşünülmüş. Özellikle mutfaklar dikkatimi çekti. Eskiden evlerin en küçük, en karanlık köşesine sıkıştırılan mutfaklar, bugün adeta evin kalbi hâline gelmiş. Geniş, ferah, aydınlık... Bir ömür en çok vakit geçirilen alan olduğu düşünülerek tasarlanmış.
Demek ki insanların yaşam biçimi değiştikçe beklentileri de değişiyor. Yaşam kalitesi yükseldikçe oturduğu evden, kullandığı arabaya kadar her konuda farklı ihtiyaçlar ortaya çıkıyor.
Ancak benim aklıma takılan başka bir soru var.
Bu kadar konut kimler için yapılıyor?
Sivas'ın nüfusu belli, nüfus artış hızı da ortada. Buna rağmen her mahallede yeni bir inşaat, yeni bir site yükseliyor. Üstelik daire fiyatları da milyonlarla ifade ediliyor.
İnşaat sektörü sonuçta talep varsa üretir. Talep olmasa bu kadar konut yapılmaz. O hâlde bu evleri kim satın alıyor?
Yurt dışında yaşayan gurbetçilerimiz mi? Başka şehirlerde yaşayan Sivaslı hemşehrilerimiz mi? Yoksa "Memlekette bir evimiz olsun. Gün gelir lazım olur." düşüncesiyle yatırım yapanlar mı?
Belki de hepsinin payı vardır.
Ancak işin ekonomik tarafına baktığımızda insanın aklı daha da karışıyor. Esnaf işlerin durgunluğundan söz ediyor. Memur maaşının yetersizliğinden yakınıyor. Emekli geçim derdini anlatıyor. Çiftçi artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Öyleyse milyonlarca liralık bu evleri kim alıyor?
Üstelik satın almakla da bitmiyor. Aidatı, vergisi, bakım masrafı derken her evin ayrı bir yükü var. Bugünkü kira gelirleriyle bakıldığında yatırımın geri dönüşü de hiç kolay görünmüyor.
Belki de mesele sadece ev sahibi olmak değildir. Son yıllarda konut, insanların gözünde bir barınma ihtiyacından çok, geleceğe karşı bir güvenceye dönüştü. Kimisi çocuğu için alıyor, kimisi emekliliği için, kimisi de parasının değerini koruyabilmek için.
Yine de aklımdaki soru değişmiyor.
Şehrimiz gerçekten bu kadar zengin mi, yoksa insanlar bütün birikimlerini betona yatırmak zorunda kaldıkları için mi bu manzarayla karşılaşıyoruz?
Belki bu sorunun cevabını hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyeceğiz.
Ama bildiğim bir şey var...
Bir şehrin zenginliği, sadece yükselen binaların sayısıyla ölçülmez. Gerçek zenginlik; o evlerin içindeki huzurla, o sofralardaki bereketle, o ailelerin geleceğe güvenle bakabilmesiyle ölçülür.
Apartmanlar yükseliyor olabilir. Önemli olan, o apartmanların içinde yaşayan insanların hayatlarının da aynı oranda yükselebilmesidir.
Asıl mesele kaç evimiz olduğu değil; o evlerde ne kadar umut, ne kadar mutluluk ve ne kadar güvenle yaşayabildiğimizdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.