Şadiye Öztürk
KAYBOLAN GÜVEN
Son yıllarda hayatımızda pek çok şey değişti. Belki de farkına varmadan bazı değerlerimizi yavaş yavaş kaybettik. Aile yapımızı, örf ve adetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi...
Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Ancak bana göre kaybettiğimiz en önemli değerlerden biri güven oldu.
Etrafıma baktığımda insanların artık kimseye kolay kolay güvenemediğini görüyorum. Kimi ailesine güvenmiyor, kimi arkadaşına, kimi komşusuna... Hatta aynı anne babanın evlatları olan kardeşlerin bile birbirine şüpheyle yaklaştığı zamanlara şahit oluyoruz.
Peki biz bu hale nasıl geldik?
Aslında çok eski zamanlardan bahsetmiyoruz. Daha düne kadar kapılarımızı kilitlemeden komşuya gidebildiğimiz günler vardı. Çocuklarımızı gönül rahatlığıyla komşuya bırakıp çarşıya çıktığımız zamanlar vardı. Hatta evden uzun süre ayrılacağımız zamanlarda birikimlerimizi, altınlarımızı, değerli eşyalarımızı güvendiğimiz bir akrabamıza emanet edebiliyorduk.
Çünkü o günlerde insanlar birbirlerine güveniyordu.
Bugün ise bırakın malımızı emanet etmeyi, çoğu zaman bir sırrımızı paylaşırken bile iki kez düşünür hale geldik. İnsanlar yaşadıkları hayal kırıklıkları nedeniyle daha temkinli, daha mesafeli ve daha şüpheci davranıyor.
Acaba bunun sebebi nedir?
Ekonomik şartlar mı? Eğer öyleyse geçmişte insanların çok daha zor şartlarda yaşadığı dönemler de oldu. Ama o zamanlarda dayanışma daha güçlüydü. Yoksa akrabalık, komşuluk ve dostluk bağlarımız mı zayıfladı? Birbirimize karşı yaptığımız yanlışlar mı güven duygusunu aşındırdı?
Belki de her gün televizyon ekranlarında izlediğimiz olumsuz olayların etkisi altında kaldık. Dolandırıcılık haberleri, aile içi anlaşmazlıklar, miras kavgaları, ihanet hikâyeleri... Sürekli bunlara maruz kalmak, insanın çevresine karşı daha kuşkucu yaklaşmasına neden oluyor olabilir.
Bir başka ihtimal de, bireyselliğin giderek ön plana çıkmasıdır. Kendi hayatımıza odaklanırken, bizi biz yapan ortak değerlerden uzaklaştık. Komşuluk ilişkilerimiz zayıfladı, akraba ziyaretleri azaldı, dost sohbetlerinin yerini ekranlar aldı. Birbirimizi tanımadan, anlamadan yaşamaya başladık.
Elbette güven bir günde kaybolmadı. Yıllar içinde yaşanan kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve değişen yaşam koşulları bu duyguyu yavaş yavaş aşındırdı. Ancak unutmamamız gereken bir gerçek var: Güven olmadan ne aile ayakta kalabilir ne dostluklar ne de toplum.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çevremizde, başımız sıkıştığında kapısını çalabileceğimiz, gözümüz kapalı güvenebileceğimiz kaç kişi var?
Belki sayı eskisi kadar fazla değil. Ama güveni tamamen kaybettiğimizi söylemek de haksızlık olur. Çünkü hâlâ iyiliğin, samimiyetin ve vefanın yaşadığı insanlar var. Önemli olan, güveni tüketen değil çoğaltan insanlardan olabilmek.
Belki de toplumsal olarak yeniden ihtiyacımız olan şey; birbirimize biraz daha kulak vermek, biraz daha anlayış göstermek ve en önemlisi güvenilir insanlar olmayı yeniden hatırlamaktır.
Çünkü güven kaybedildiğinde yerine koymak çok zordur. Ama korunduğunda hem insanı hem de toplumu ayakta tutan en sağlam değerlerden biridir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.