Ahmet Hasdemir
ZİRVEYE DEĞİL, KENDİMİZE YOLCULUK
Dağlar, yollar ve sular bize sadece spor yapmayı değil; sabrı, dostluğu, sadeliği ve doğaya saygıyı da öğretir.
Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte doğa, her yıl olduğu gibi yeniden bizleri kendine çağırıyor. Patikalar canlanıyor, bisikletler depolardan çıkıyor, kanolar suyla buluşuyor. Doğa sporları kulüpleri yeni sezon planlarını yaparken, bizler de yeniden zirvelere, vadilere, kanyonlara, göllere ve uzun rotalara doğru yola çıkmaya hazırlanıyoruz.
Yıllardır dağlarda yürüdüm. Zirvelerde rüzgârın sesini dinledim, yaylalarda çadır kurdum, ormanların içinden geçen patikalarda kilometrelerce yol aldım. Bisikletle uzun yollar aştım, bazen de kanoyla suyun üzerinde süzüldüm. Bütün bu yılların sonunda bana en çok ne öğretti diye sorarsanız, vereceğim cevap ne tırmanılan rakım olur ne de gidilen kilometre. Doğa bana önce tevazuyu öğretti.
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, kendisini doğanın sahibi sanmasıdır. Oysa dağlar bizim başarı hikâyelerimizle ilgilenmez. Ne zirveler fethedilmeyi bekleyen kalelerdir ne de yollar yalnızca bizim geçişimiz için vardır. Biz doğaya hükmetmeye değil, onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmeye gideriz.
Doğa sporlarıyla uzun yıllar iç içe olan herkes bilir ki, dağların dili sessizdir ama öğrettikleri çok derindir. Türk dağcılığının öncü isimlerinden Latif Osman Çıkgil’in yıllar önce dağcılara bıraktığı öğütler bugün sadece dağcılar için değil; bisikletçiler, kürekçiler, kampçılar ve doğada olmak isteyen herkes için geçerlidir. Çünkü doğa sporlarının özü rekabet değil, terbiyedir.
Bir dağcı için en büyük erdem bazen zirveden vazgeçebilmektir. Hava bozduğunda geri dönebilmektir. Aynı şekilde deneyimli bir bisikletçi de doğanın gücü karşısında inatlaşmaz. Fırtınaya meydan okumak yerine temposunu ayarlar. Suyun üzerinde kürek çeken bir sporcu da doğanın ritmine karşı değil, onunla birlikte hareket eder.
Gerçek cesaret her şartta devam etmek değil, gerektiğinde durabilmektir.
Doğa sporlarının bir başka önemli tarafı ise insanı bencillikten uzaklaştırmasıdır. Şehir hayatında fark edilmeyen birçok davranış doğada hemen ortaya çıkar. Çünkü dağda, uzun bir bisiklet turunda ya da bir kano faaliyetinde kimse tek başına değildir.
Bir ekipte güçlü olan, zayıf olanı bekler.
Hızlı olan, yavaş olanı geride bırakmaz.
Tecrübeli olan, bilgisini paylaşır.
Çünkü doğa sporlarında başarı bireysel değil, ortak bir kazanımdır.
İp birliğindeki arkadaşınızın güvenliği sizin dikkatinize bağlıdır. Uzun bir bisiklet turunda grubun başarısı en güçlü sporcunun değil, en geride kalanın da yolculuğu tamamlayabilmesine bağlıdır. Kano faaliyetlerinde ise herkes birbirinin emniyetinden sorumludur. Bu nedenle doğa sporları sadece kasları değil, karakteri de eğiten faaliyetlerdir.
Bir başka konu ise doğa ahlakıdır.
Bugün dünyanın birçok yerinde doğa sporları yapan insanlar şu ilkeyi benimser: “Geldiğinden daha temiz bırak.”
Ne yazık ki bazen yürüyüş parkurlarında bırakılmış çöpler, ateş kalıntıları, plastik şişeler ve gelişigüzel tahrip edilmiş alanlarla karşılaşıyoruz. Oysa gerçek sporcu, doğaya kendi evinden daha fazla özen gösterir.
Geride sadece ayak izi bırakır.
Çünkü biz doğanın sahibi değil, misafiriyiz.
Yeni sezonda kulüplerimiz planladıkları faaliyetler için yeniden yollara çıkmaya hazırlanırken, belki de en çok hatırlamamız gereken budur. Zirveler bizi daha güçlü yapmak için değil, daha mütevazı yapmak için vardır. Uzun bisiklet rotaları sabrı öğretir. Küreklerin suyla buluştuğu sessizlik ise insanın kendi iç sesini duymasına yardımcı olur.
Doğa sporlarıyla geçen yıllar bana şunu gösterdi: Zirve defterlerine atılan imzalar zamanla silinir, kilometre sayaçlarındaki rakamlar unutulur, madalyalar bir çekmecenin köşesinde kalır. Ama bir dostun yükünü paylaştığınız anlar, zor zamanlarda gösterilen dayanışma ve doğaya duyulan saygı hafızalarda yaşamaya devam eder.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda kaç metreye tırmandığımızı, kaç kilometre pedal çevirdiğimizi ya da kaç saat kürek çektiğimizi belki hatırlamayacağız.
Ama bir arkadaşımız için yavaşladığımız günü, bir çöpü yerden kaldırdığımız anı, bir fırtına karşısında geri dönmeyi bildiğimiz o doğru kararı ve o yolculuklardan nasıl bir insan olarak döndüğümüzü mutlaka hatırlayacağız.
Çünkü asıl mesele zirveye ulaşmak değil, o yolculuktan daha iyi bir insan olarak dönebilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.