Ahmet Hasdemir
MUTLAK BUTLAN VE DEMOKRASİNİN KIRILGANLIĞI
Demokrasi…
Belki de siyasetçilerin en çok diline doladığı, toplumların ise en çok inanmak istediği kavram. Ama aynı zamanda, tarihin en çok istismar edilen ideallerinden biri.
Geçen yıl okuduğum bir romanda, emekli bir askerin demokrasiye dair yaptığı sıra dışı bir yorum dikkatimi çekmişti. Demokrasi idealini yücelten yaygın anlatının aksine, onun sözlerinde çok daha karanlık bir tasvir vardı: Güç sahiplerinin, halkı “eşitlik” ve “özgürlük” vaatleriyle yanlarına çekip kendi iktidar mücadelelerinde kullandıkları bir düzen…
Abartılı olabilir. Haksız da olabilir.
Ama bugün yaşananlara baktıkça insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Demokrasi, gerçekten halkın kendi kaderini tayin ettiği bir sistem mi; yoksa millet iradesinin belirli sınırlar içinde serbest bırakıldığı kontrollü bir alan mı?
Yakın zamanda alınan “mutlak butlan” kararı, bu soruyu yeniden düşündürdü.
Yüksek Seçim Kurulu’nun onayladığı, hukuken tamamlanmış kabul edilen bir siyasi süreç, mahkeme kararıyla tartışmaya açılıyor; bir partinin yönetimi adeta yargı eliyle yeniden şekillendiriliyor.
Burada mesele CHP değildir.
Açık söylemek gerekirse, CHP’ye siyasi olarak hiç yakın biri değilim. Geçmişte bu ülkede başka siyasi partiler kapatılırken, demokratik teamüller zedelenirken, seçilmiş liderler siyaset dışına itilirken CHP’nin her zaman ilkeli bir demokrasi mücadelesi yaptığını da düşünmüyorum.
Ama buna rağmen bugün yaşananlara “hak ettiler” demek mümkün değildir. Çünkü demokrasi, sadece bizim desteklediğimiz insanlar için geçerliyse, onun adı demokrasi olmaz.
Türkiye’nin siyasi hafızası, müdahalelerle doludur. Örnek çok ama ikisi yeterli: Adnan Menderes milletin oyuyla geldi, darbeyle gönderildi; sonunda idam edildi. Necmettin Erbakan defalarca partisi kapatılarak, siyasi yasaklarla mücadele ederek siyaset yaptı.
Dünün mağdurları vardı. Bugün ise sanki roller değişmiş gibi görünüyor.
Bir zamanlar vesayet mekanizmalarından şikâyet edenler, bugün benzer araçların sessiz destekçisi hâline gelebiliyor. Dün mazlum olanlar, bugün gücün verdiği rahatlıkla mağrur davranabiliyor. Belki de demokrasinin en büyük sınavı tam burada başlıyor.
İktidardayken hukuku kendin için değil, rakibin için de savunabiliyor musun?
Muhalefetteyken adaleti yalnız kendine lazım olduğunda mı hatırlıyorsun?
Asıl mesele budur.
“Mutlak butlan” hukuk dilinde bir işlemin baştan itibaren yok sayılmasıdır. Ama asıl korkmamız gereken, millet iradesinin de bir gün “mutlak butlan” sayılmasıdır.
Demokrasi kusurludur. Belki gerçekten bize anlatıldığı kadar saf, temiz ve ideal bir sistem değildir; belki güçlüler her çağda onu kendi çıkarlarına göre eğip bükmüştür.
Ama yine de insanlığın bugüne kadar bulabildiği meşru yönetim zemini budur. Bu yüzden onu korumak zorundayız. Bir partiyi sevsek de sevmesek de… Bir lideri desteklesek de desteklemesek de…
Ana muhalefet partisinin bile baskı altında olduğu algısının oluştuğu bir ülkede, kimse kendini güvende hissedemez. Bugün ona yapılan, yarın başkasına yapılabilir.
Hukuk, herkese lazımdır. Demokrasi, herkes için gereklidir.
Adalet, yalnızca güçlüye hizmet ettiğinde artık adalet değildir.
Temennim; millet iradesinin hiçbir makam, hiçbir güç, hiçbir hesap tarafından gölgelenmediği bir Türkiye’dir. Çünkü asıl mesele bir partinin yönetimi değil; asıl mesele, bu ülkede siyasetin gerçek sahibinin gerçekten millet olup olmadığıdır.
Demokrasi yalnızca sandık kurmakla değil, sandıktan çıkana saygı göstermekle yaşar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.