Şadiye Öztürk
Güle Bakarken Dikeni Görenler
Hayatın içinde öyle insanlar vardır ki, ne yaşarlarsa yaşasınlar hep eksik olanı görürler. Bir sofraya otursalar yemeğin tadını değil tuzunu konuşurlar. Bir bahçeye girseler çiçeklerin güzelliğini değil kuruyan yaprakları fark ederler. Onlara göre hayat çoğu zaman adaletsiz, insanlar vefasız, yaşananlar ise hep kendi aleyhlerinedir.
Oysa hayat; sevinciyle, hüznüyle, kazancıyla, kaybıyla bir bütündür. İnsan bazen düşer, bazen yorulur, bazen kırılır. Ama bütün bunların içinde insanı büyüten, olgunlaştıran görünmez dersler vardır. Kimi yaşadığı zorluklardan güçlenerek çıkar, kimi ise yaşadığı her acının içine sıkışıp kalır. İşte mesele de burada başlıyor.
Bazı insanlar başlarına gelen her olayı bir sınav gibi görmek yerine, sürekli bir ceza gibi yorumlarlar. “Neden benim başıma geldi?” sorusunu o kadar çok tekrar ederler ki, hayatın onlara anlatmaya çalıştığı şeyi duyamaz hale gelirler. Halbuki bazen insanın başına gelen bir kırgınlık onu daha merhametli yapar, bir kayıp daha güçlü olmayı öğretir, bir yalnızlık ise insanın kendisini tanımasına vesile olur.
Fakat olumsuzluğa alışmış insanlar bunları görmek istemezler. Sürekli geçmişi konuşurlar. Yıllar önce yaşadıkları kırgınlıkları sanki dün olmuş gibi anlatırlar. Bir sohbetin içinde sizi gerçekten dinlemezler; sadece kendi acılarını anlatacak bir sıra beklerler. Dünyada en büyük sıkıntıyı yalnızca kendileri yaşamış gibi davranırlar. Siz ne kadar umut vermeye çalışsanız da söyledikleriniz çoğu zaman onlara ulaşmaz.
Böyle insanların yanında uzun süre kaldığınızda farkında olmadan yorulmaya başlarsınız. Çünkü negatif düşünce bulaşıcıdır. Sürekli şikâyet eden, hiçbir şeyden memnun olmayan, her olayın kötü tarafını gören insanlar zamanla çevresindeki insanların da enerjisini tüketir. Bir süre sonra siz de hayata onların gözünden bakmaya başlarsınız.
Oysa insanın ruhu da bir bahçe gibidir. Sürekli karanlık düşüncelerle beslenen bir ruh zamanla solar. Umut, biraz da insanın bakış açısında gizlidir. Aynı yağmur birine huzur verirken, bir başkasına yalnızca çamuru hatırlatabilir. Aynı gül, birine mis gibi kokusuyla mutluluk verirken, bir başkası sadece dikenini görür.
Belki de bu yüzden herkesle aynı yolda yürünmüyor. Bazı insanlara ne kadar iyilik yaparsanız yapın, onları değiştiremezsiniz. Çünkü değişim insanın kendi içinde başlamadıkça dışarıdan gelen hiçbir söz yeterli olmaz. Siz onların yarasını sarmaya çalışırken kendi ruhunuz yorulur.
İşte tam da bu noktada insanın kendisini korumayı öğrenmesi gerekir. Herkese yetişmeye çalışmak, herkesi mutlu etmek mümkün değildir. Eğer bir insana faydanız dokunmuyor, söylediğiniz hiçbir söz onda karşılık bulmuyorsa; bazen yapılacak en doğru şey sessizce geri çekilmektir. Kavga etmeden, kırmadan, suçlamadan… Sadece kendi huzurunuzu koruyarak uzaklaşmak.
Çünkü hayat kısa… İnsan ömrünü sürekli karanlığı konuşan insanların gölgesinde tüketmemeli. Bazen kendimizi korumak da bir olgunluktur. İç huzurumuzu kaybetmeden, güzellikleri görebilen insanlarla yürümek gerekir.
Ve unutmamalıyız ki; hayata nasıl bakarsak, hayat da bize öyle görünür. Güle bakarken yalnızca dikeni görenler, çoğu zaman kokusunu hiç hissedemezler.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.