Şadiye Öztürk

Şadiye Öztürk

BAYRAMI BAYRAM GİBİ YAŞAYABİLMEK...

İnsanın hayatında bazı günler vardır ki sıradan bir takvim yaprağından çok daha fazlasıdır. Bayramlar, düğünler, doğum günleri… Her biri aslında insanın hafızasında iz bırakan özel zamanlardır. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, evlerde tatlı bir telaş olur. Alışveriş yapılır, misafirler düşünülür, sofralar hazırlanır. Özellikle bayram sabahlarının kendine has bir ruhu vardır. Erken kalkılan o sabahlar, mutfaktan gelen kokular, özenle hazırlanan kahvaltılar, büyüklerin ellerini öpmek için çıkılan ziyaretler…
Çocukken ya da gençken insan bunların kıymetini tam anlayamaz. Hatta bazen yorucu gelir. “Bir gün gitmesek olmaz mı?”, “Bu kadar hazırlığa ne gerek var?” diye düşünürüz. Oysa yıllar geçtikçe, hayat bizi biraz olgunlaştırdıkça bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyoruz. Hele ki aile büyüklerini birer birer kaybetmeye başlayınca…
İşte o zaman insan geçmiş bayramları daha farklı hatırlıyor. Kalabalık sofraları, anne sesini, babanın bayram sabahı giydiği kıyafeti, dedenin cebimize sıkıştırdığı harçlığı bile özlüyoruz. Bir zamanlar sıradan sandığımız anılar, yıllar sonra insanın içini hem ısıtan hem de acıtan hatıralara dönüşüyor.
Özellikle anne ve babası hayatta olan insanlar gerçekten çok şanslı. Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, anne baba bir evin bereketi gibi oluyor. Varlıkları insana güven veriyor. Bayramı bayram yapan da aslında biraz onların varlığı oluyor.
Bayram; aileye, akrabalığa, birlik olmaya aittir. İnsan kaybettiklerini özlese bile kalabalığın içinde biraz teselli bulur. Kuzenini görür, halasına sarılır, amcasıyla sohbet eder, çocukların neşesine karışır. Bayramın en güzel tarafı da budur zaten; insanı yalnız bırakmaması…
Ne yazık ki son yıllarda bayramların ruhunu biraz kaybetmeye başladığımızı düşünüyorum. Bayram gelir gelmez tatil planları yapanlar, şehirden uzaklaşanlar, akraba ziyaretlerini yük gibi görenler çoğaldı. Oysa bayram biraz fedakârlık ister. Yorulmayı göze almak gerekir. Bir kapıyı çalmak, bir büyüğün gönlünü almak, bir kahve içip hâl hatır sormak bazen sandığımızdan çok daha değerlidir.
Bugün anne babamızı ziyaret etmeye üşendiğimiz yolları, yarın büyük bir özlemle hatırlayabiliriz. Şimdi “nasıl olsa yine giderim” dediğimiz insanlar, bir gün olmayabilir. Hayatın en acı tarafı da zaten bazı şeylerin kıymetini kaybettikten sonra anlamamızdır.
Bu yüzden bayramları gerçekten bayram gibi yaşamak gerekiyor. Kapıları kapatmamak, kırgınlıkları uzatmamak, aileyi bir araya getirmek gerekiyor. Çocuklarımızın da bu kültürü görmesi çok önemli. Çünkü biz nasıl bayram yaşarsak onlar da öyle öğrenecekler. Eğer biz büyük ziyaretlerini ihmal edersek, yarın onlar da aynı şeyi normal görecek.
Belki teknoloji gelişti, hayat hızlandı, herkesin işi çoğaldı. Ama insanın ihtiyaç duyduğu şeyler aslında hiç değişmedi. Hâlâ sevilmek, hatırlanmak, bir sofrada birlikte oturabilmek istiyoruz. Çünkü insanı mutlu eden şey pahalı hediyeler değil; samimiyet, ilgi ve birlikte geçirilen zamandır.
Yıllar sonra dönüp baktığımızda hatırlayacağımız şeyler de bunlar olacak. Kalabalık bayram sofraları, ev ziyaretleri, büyüklerin duaları, çocukların kahkahaları…
Selam olsun Bayramı Bayram gibi yaşayanlara.
Selam olsun bayramın kıymetini bilip gereğini yapanlara.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şadiye Öztürk Arşivi

Güle Bakarken Dikeni Görenler

18 Mayıs 2026 Pazartesi 10:58

Kaybetmeden Kıymetini Bilmek

13 Mayıs 2026 Çarşamba 10:26

Hazırcılık: Kolaylığın Bedeli

04 Mayıs 2026 Pazartesi 21:42

Tam Bir Yıl Oldu

27 Nisan 2026 Pazartesi 14:39

Kimin Suçu?

23 Nisan 2026 Perşembe 10:47

Mevsimler ve Sağlığımız

13 Nisan 2026 Pazartesi 11:25

Onlar Bizim Çocuklarımız

06 Nisan 2026 Pazartesi 11:13

Kitaplar ve Kütüphaneler

30 Mart 2026 Pazartesi 11:24

İyi ki bayramlar var

23 Mart 2026 Pazartesi 16:57

Kime Bayram?

16 Mart 2026 Pazartesi 16:48