Şadiye Öztürk
Hiç mi İyi İnsan Yok?
“Hiç mi iyi insan yok?”
Elbette var.
Ama bir bardak saf, temiz suya düşen tek bir damla çay nasıl bütün suyu bulandırıyorsa; gördüklerimiz, duyduklarımız ve sürekli maruz kaldıklarımız da zihnimizi öyle bulandırıyor.
Belki on doğru insanın içinde bir yanlışa takılıyoruz.
Bir şehirde on müteahhit varsa ve biri yanlış yaptıysa, on esnaftan biri sözünde durmadıysa, bir apartmanda kırk komşunun içinde biri sorunluysa; nedense doğruyu değil, yanlışı konuşuyoruz. Olanı değil, bozulanı büyütüyoruz.
O kadar karamsar olduk ki bazen durup düşünüyorum:
Ne ara bu kadar şüpheci, bu kadar güvensiz, bu kadar ruhsuz olduk?
Küçük şehirlerde yaşıyoruz. Çoğumuz birbirimizi tanırız ya da mutlaka ortak bir tanıdığımız vardır. Buna rağmen bu kadar karamsar, bu kadar temkinli olmamız gerçekten gerekli mi, emin olamıyorum. Ama her gün izlediğimiz, dinlediğimiz olumsuzluklar bizi yavaş yavaş buna itiyor.
Televizyon kanallarındaki gündüz programları, sosyal medya…
Ne kadar çirkin, ne kadar sarsıcı şey varsa önümüze getiriliyor. “İzlemeyelim” desek bu kez haberlerde karşımıza çıkıyor. İstemesek de bir şekilde maruz kalıyoruz. Kaç yaşında olursak olalım, etkileniyoruz.
Alışveriş yaparken “Acaba fiyat doğru mu?” diye düşünüyoruz.
Tatile çıkacağız, “Ya kandırılırsak, paramız boşa giderse?” diye endişeleniyoruz. En küçük şeyden bile korkar olduk. Sohbet ederken, konuşurken kelimelerimizi tartıyoruz; çarpıtılır mı, sosyal medyaya düşer mi diye.
Nasıl bir dünya oldu bilmiyorum ama insanların birbirine güveni kalmadı.
Ve güven gidince; dostluklar, arkadaşlıklar, komşuluklar da yavaş yavaş yok oldu. Samimiyet azaldı. Akraba ilişkileri bile koptu. Ne acıdır ki artık insanlar sorunlarını konuşarak değil, sosyal medya üzerinden birbirine mesaj atarak çözmeye çalışıyor.
Oysa biz ne güzel bir millettik…
Kapımızı kilitlemeden uyur, çocuğumuzu komşuya emanet ederdik. Derdi olan eşe dosta, akrabaya anlatır; borç alır, borç verirdik. Biri hata yaptığında çekinmeden uyarırdık.
Mahallede, köyde kime güvenilir, kime güvenilmez bilinirdi.
Bin kişi bilse de bir bilene danışılırdı. Avukatlar, arabulucular, psikologlar yoktu belki ama sözü dinlenen büyüklerimiz, akil insanlarımız vardı. Evli çiftler bile sorunlarını önce onlara anlatır, çözüm arardı.
Genç kızlar korunur, çocuklar sevilir, yaşlılar saygı görürdü.
Mahallenin delisi de belliydi, akıllısı da… Sahtekarı da tanırdık, dürüst olanı da. Cenazede kim ne yapar, düğünde kimin elinden ne iş gelir herkes bilirdi. Görev verilir, sorumluluk paylaşılırdı.
Şimdiki gibi küçük bir yüzük takma töreni için bile organizasyon şirketlerine servetler ödenmezdi. Evlerde tatlı bir telaş olurdu. Komşudan eksik eşya ödünç alınır, yemekler imeceyle yapılırdı. Düğünde de cenazede de yemek yapacak insanlar belliydi. Karşılık beklemeden gelir, işini yapar, giderdi.
Samimiyet vardı.
Güven vardı.
Saygı vardı, sevgi vardı.
Az da olsa bu ortamlar, bu dostluklar, bu komşuluklar kaldı mı bilmiyorum…
Ama kalanlara selam olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.