Ahmet Hasdemir
AHLÂKIN ÇÖKTÜĞÜ YERDE MEDENİYET OLMAZ
Bazı olaylar vardır; tek başına bir suç dosyası değildir, bir çağın röntgen filmidir. İsimler değişir, tarihler değişir, coğrafyalar değişir ama alttaki zihniyet aynı kalır. Bugün dünyayı sarsan ahlâk skandallarına baktığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: Sorun birkaç “kötü insan” değil, insanı anlamından koparan bir medeniyet anlayışıdır. Amerikan Epstein dosyası da tam olarak böyle bir aynadır. Bir kişinin karanlığı değil, bir sistemin çürümesidir.
Modern dünya denilen ikiyüzlü düzenin uzun süredir inşa ettiği insan tasavvuru, ruhu ve vicdanı geri plana iten bir anlayış üzerine kurulu. İnsan; kutsiyeti olan bir emanet değil, biyolojik ve ekonomik bir varlık olarak görülüyor. Böyle olunca değer ölçüsü de değişiyor. İnsan, taşıdığı onurla değil sağladığı faydayla kıymetli sayılıyor. Faydalıysa korunuyor, değilse gözden çıkarılabiliyor. Ruh devreden çıkınca vicdan zayıflıyor; vicdan zayıflayınca sınırlar içeriden değil dışarıdan, zorla çizilmeye çalışılıyor. Oysa insanı gerçekten tutan şey kamera değil, kalptir.
Sürekli pompalanan haz kültürü de bu çöküşü derinleştiriyor. Sürekli daha fazla tüketim, daha fazla uyarı, daha fazla tatmin… Fakat haz arttıkça huzur artmıyor. Tersine, ruh hissizleşiyor. Sürekli şekerle beslenen bir beden nasıl tat alma duyusunu kaybederse, sürekli haz peşinde koşan insan da hayatın sade ve temiz sevinçlerini hissedemez hâle geliyor. Bu noktadan sonra sorun zevkin azlığı değil, anlamın yokluğudur. İç dünyası boşalan insan, o boşluğu daha sert, daha uç deneyimlerle doldurmaya çalışır. Epstein dosyasında ortaya saçılan kirli ilişkiler ağı, aslında bu doymazlık hâlinin toplumsal ölçekteki tezahürüdür.
Bir diğer kırılma noktası da gücün kutsallaştırılmasıdır. “Güçlü olan haklıdır” anlayışı açıkça dile getirilmese de modern sistemin işleyişinde sıkça kendini gösteriyor. Para, nüfuz ve statü; adaletin önüne geçtiğinde merhamet zayıflık, vicdan ise engel gibi görülmeye başlanıyor. Böyle bir düzende güçlü olanın suçları görünmez olurken, güçsüz olanın en küçük hatası büyütülüyor. Epstein vakasında asıl sarsıcı olan sadece işlenen suçlar değil, o suçların yıllarca görmezden gelinebilmiş olmasıdır. Bu da bize, sorunun bireysel sapkınlıktan çok sistemsel körlük olduğunu gösterir.
Hukuk elbette gereklidir. Fakat hukuk tek başına toplumu iyileştiremez. Hukuk dış denetimdir; asıl olan iç denetimdir. İnsan kimse görmediğinde de yanlış yapmıyorsa, işte medeniyet orada başlar. Vicdan zayıfladıkça kurallar artar, güvenlik önlemleri çoğalır, cezalar ağırlaşır. Ama insanın içindeki boşluk doldurulmadıkça kötülük sadece biçim değiştirir.
Epstein dosyası bu yüzden bir istisna değil, bir işarettir. Teknoloji ilerlerken insanın gerileyebileceğini gösteren acı bir işaret… Gökdelenler yükselirken ahlâkın çökebileceğini hatırlatan sert bir uyarı… Bilginin arttığı ama hikmetin azaldığı bir çağın fotoğrafı…
Gerçeği gösteren aynaya kızmak kolaydır. Zor olan aynada görünenle yüzleşmektir. Oysa medeniyet; betonun, çeliğin ve paranın değil, insanın iç dünyasının kalitesiyle ölçülür. İnsan küçülürken sistem büyüyorsa, orada ilerleme değil derin bir çöküş vardır.
Ahlâk çöktüğünde geriye sadece kalabalıklar kalır, toplum kalmaz. Kurumlar ayakta görünür ama güven yıkılır. Güç artar ama değer azalır. Ve sonunda herkesin kaybettiği büyük bir karanlık başlar. Çünkü ahlâkın çöktüğü yerde medeniyet olmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.