Ahmet Hasdemir
YASA MI, VİCDAN MI?
Hafta başında Ankara’da, kurucuları arasında olmaktan onur duyduğum Uluslararası Basın Konfederasyonu’nun düzenlediği “Basının Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği Yolculuğu” başlıklı XI. Anadolu Medya Çalıştayı’na katıldım. İki gün boyunca medyamızın yapısal sorunlarını, geleceğini ve artık ertelenemez hale gelen ihtiyaçlarını masaya yatırdık. Farklı görüşler, değişen tonlar ve ayrışan vurgular olsa da herkesin buluştuğu ortak bir zemin vardı: Sorumluluk ve Vicdan.
Çalıştayın açılışında UBK Genel Başkanı Şakir Gürel’in şu tespiti aslında meselenin bam teliydi: “Gazeteciliğin hâlâ kurumsal bir meslek odasına sahip olmaması sistemsel bir boşluktur. Meslek odası olmadan öz denetim mümkün değildir.” Bugün gazetecilerin farklı meslek odalarına kayıtlı olması, mesleki etiğin denetlenmesini imkânsız kılıyor. Dezenformasyonu önleyecek, mesleki itibarı koruyacak ve etik ihlallere yaptırım uygulayabilecek "özgün" bir yapıya duyulan ihtiyaç, artık bir lüks değil zorunluluktur.
Toplantıya katılan İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan ise yapay zekâ ve sosyal medyanın medya dünyasını köklü biçimde dönüştürdüğünü vurguladı. “Bu dönüşüm yalnızca mesleki değil, toplumsal bir riski de barındırıyor. Yapay zekâ destekli içerik üretimi, denetimsiz sosyal medya mecraları ve haz kültürü; niteliksizleşmeyi ve dezenformasyonu kontrolsüz bir şekilde artırıyor” dedi. Sayın Turan’ın “Bu süreç kendi kendine düzelmeyecek; insan eliyle düzenleyici müdahalelere ihtiyaç var” ifadesi, aslında meselenin özünü anlatıyor.
Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, kontrolsüz sosyal medya mecralarındaki yalan haber ve nefret söyleminin yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa’nın da ortak sorunu haline geldiğini söyledi. Bu tespit, meselenin yerel değil küresel olduğunu gösteriyor.
Çalıştayın vicdani zirvesi ise eski milletvekillerinden Hasan Öz’ün, rahmetli Alev Alatlı’yı referans göstererek yaptığı “helalleşme” vurgusuydu. Alatlı’nın şu sözleri salonda derin bir sessizlik oluşturdu: “Aslolan helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstündür. Çünkü her yasal hak helal değildir ve olamaz.” Ve daha çarpıcısı: “Bir kalem darbesiyle ergenleri sokağa döken yazar, olayları evinden izlediğini ispat ederse yasal olarak suçsuzdur. Ama yaptığı helal değildir.”
Bu noktada akla gelen temel soru şu: Medya düzeni yalnızca yasayla mı sağlanır?
Çalıştay dört temel başlık etrafında şekillendi: “Medya otoritesinin tam veya yarı bağımsız yapısı, Gazeteci sıfatının kimlere verileceği, Medya Meslek Birliği’nin yasal yetkileri, Mesleki düzenlemelerin basın özgürlüğüne etkisi.”
Bu başlıklar teknik görünebilir. Oysa hepsi bir tek soruya dayanıyor: Basın özgürlüğü ile toplumsal sorumluluk arasındaki denge nasıl kurulacak?
Bir yanda, mesleği kurallarla ve etik ilkelerle güçlendirmek isteyenler var. Diğer yanda ise gazetecilik kisvesi altında yalan haber üreten, nefret söylemini körükleyen, sosyal medya mecralarını dezenformasyon için kullanan sorumsuzluk örnekleri…
Sorun şu ki, “ifade özgürlüğü” kalkanı her zaman masumiyet sağlamıyor. Yasal olan her şey vicdani mi ya da helal midir? Hukuka uygun olan her içerik topluma karşı sorumluluğunu yerine getiriyor mu?
Gerçek şu: Yasa gereklidir ama yeterli değildir. Biz gazeteciler, önce kendimizi denetlemeyi öğrenmezsek; en mükemmel yasalar çıksa da, en güçlü birlikler kurulsa da, kalemimizin vicdanını kaybettiğimiz gün mesleğimizi de kaybederiz.
Yapay zekâ çağında sosyal medya ortamlarında dezenformasyon riski katlanarak artarken, yalnızca bir kanun çıkarıp her şeyin düzeleceğini düşünmek iyimserlik olur. Asıl çözüm; meslek etiğinin içselleştirilmesi, öz denetimin kurumsallaşması ve gazetecilik formasyonunun zorunlu hale gelmesidir.
XI. Anadolu Medya Çalıştayı, bu arayışın somut bir adımıydı. Farklı görüşler çarpıştı ama ortak payda değişmedi: Gerçek gazetecilik, yalanın ve nefretin değil; hakikatin, vicdanın ve toplumsal barışın tarafındadır.
Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Ama asıl mesele şudur:
Yasa bizi sınırlar.
Yaptırım uygular.
Düzen kurar.
Vicdan ise bizi insan yapar.
Kalemimize istikamet verir.
Yasa olmadan düzen olmaz.
Ama vicdan olmadan da gazetecilik olmaz.
Çünkü kalemin gerçek terazisi, hukuk kitaplarında değil, vicdanlarda kurulur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.