YAPAY DÜNYA

Davos’ta her yıl sahnelenen o pırıltılı küresel buluşma, artık yalnızca bir ekonomi zirvesi değildir. 2026 itibarıyla Davos, dünyanın nereye sürüklendiğinin ilan edildiği bir vitrine dönüşmüştür. “Diyalog ruhu”, “kapsayıcı büyüme” ve “sürdürülebilir gelecek” gibi kavramların ardında gizlenen gerçek açıktır: Mevcut küresel düzen, kendi ürettiği dijital güç karşısında yönünü kaybetmiştir.

Bugün yaşanan kriz, klasik anlamda bir ekonomik daralma ya da geçici bir refah paylaşımı sorunu değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, veri temelli yeni bir iktidar yapısının, devletleri ve toplumları aşındırdığı bir medeniyet krizidir. Kapitalizm, doğduğu çağın araçlarıyla artık bu dönüşümü yönetememektedir.

Kapitalist sistemin geleneksel dayanakları olan emek, sermaye ve mülkiyet hızla anlam değiştirmektedir. Dijital çağda gerçek mülkiyet toprağa, fabrikaya ya da makineye değil; veriye dayanmaktadır. Bu veri, giderek daha az sayıda büyük teknoloji şirketinin kontrolünde toplanmaktadır. Bu yapılar için sınırlar, anayasalar ve egemenlik hakları birer ayak bağıdır. Ulus-devletin yerine “platformların”, yurttaşın yerine “kullanıcıların” geçtiği bir düzen sessizce inşa edilmektedir.

Bu yeni düzende tehlike, askeri güçle ya da klasik siyasal baskılarla gelmemektedir. Tehlike; algoritmalar aracılığıyla düşünceyi, davranışı ve toplumsal yönelimleri şekillendiren görünmez bir kuşatmadır. Yurttaş yerini “kullanıcıya”, kamusal irade yerini “platform kurallarına” bırakmaktadır. Seçilmiş iktidarların etkisi azalırken, kimlerin neyi göreceğine ve neye inanacağına karar veren yazılımlar belirleyici hale gelmektedir.

Yapay zekânın artan enerji ihtiyacının halka yansıyan maliyeti bu dönüşümün yalnızca görünen yüzüdür. Asıl mesele, insan emeğinin ve zihinsel katkısının hızla değersizleşmesi, orta sınıfın çözülmesi ve geniş kitlelerin yeni bir dijital bağımlılık düzenine itilmesidir. Beyaz yakalıların işsizliği ve güvencesizlik, bu sürecin tesadüfi sonuçları değil, yapısal unsurlarıdır.

Türkiye açısından mesele yalnızca ekonomik bir geri kalmışlık riski değildir. Bu, doğrudan bir milli egemenlik ve kimlik meselesidir. Teknolojiye sadece hayranlıkla bakan, onu yönetecek aklı ve hukuku üretmeyen toplumlar, çok geçmeden kendi kaderini belirleme yetisini kaybeder. Bayrakların ve sınırların sembolik hale geldiği, her şeyin tek merkezden yazılan kodlarla belirlendiği bir dünyada, milletler yalnızca veri sağlayan kitlelere dönüşür.

Çıkış yolu, mevcut düzenin makyajlanmış versiyonlarında aranmamalıdır. Gerekli olan, insanı, emeği ve toplumsal adaleti merkeze alan yeni bir yaklaşımın inşasıdır. Devletlerin dijital egemenliklerini koruyacak hukuki ve kurumsal mekanizmalar geliştirmesi, teknolojiyi insan onurunun üzerinde değil, hizmetinde konumlandırması zorunludur.

Sorun bir sistemin adı değildir. Sorun, insanın makineleştiği; makinelerin ise tartışılmaz bir otoriteye dönüştüğü bu zihniyettir. Eğer bu gidişata karşı ortak bir irade oluşturulmazsa, insanlık kendi ürettiği teknolojinin nesnesi haline gelecektir.

Yapay bir dünyada gerçek kalmanın yolu açıktır: Veriyi kutsallaştıran değil insanı koruyan; algoritmayı iktidar değil araç gören ve adaleti üstün tutan bir anlayışı savunmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Hasdemir Arşivi

KARIN SESSİZ ÖĞRETİSİ

23 Ocak 2026 Cuma 11:12

DUVARA MI ÇARPILACAK?

19 Ocak 2026 Pazartesi 14:35

SÖZÜN SAHİBİ KİM?

29 Aralık 2025 Pazartesi 08:00

YAŞATMAYAN KORUMA, KORUMA DEĞİLDİR

22 Aralık 2025 Pazartesi 12:12

MASANIN DOĞU VE BATI TARAFI

15 Aralık 2025 Pazartesi 09:56

SU VE DENGE

08 Aralık 2025 Pazartesi 09:57

YÜKÜMÜZÜ AĞIRLAŞTIRAN GÖLGE

01 Aralık 2025 Pazartesi 09:23