Şadiye Öztürk
Tasarruf: Öğretilen Değil, Yaşatılan Bir Alışkanlık
Geçen hafta Enerji Tasarrufu Haftası’ydı. Bu konuda birçok konuşma ve seminer yapıldı. Her yıl da yapılıyor.Ancak “enerjide nasıl tasarruf yaparız?” sorusundan daha önemlisi bence şudur: Tasarrufu nasıl alışkanlık hâline getirebiliriz? Asıl önemli olan da bu.
Işığı kapatmak bazen sadece bir düğmeye basmak değildir; aslında geleceğe atılan küçük ama anlamlı bir imzadır. Çöpe atılan bir lokma ekmek yalnızca israf değil, başkasının umudundan eksilen bir paydır. Çoğu zaman “benim yaptığım neyi değiştirir ki?” diye düşünürüz ama unutmayalım: Büyük kayıplar, küçük ihmallerle başlar. Tasarruf ise yoklukta değil, tam da imkân varken gösterilen bir vicdan meselesidir.
Bu durum, tabii ki ailede nasıl yetiştirildiğimizle ilgili. Zenginlikle, fakirlikle ya da imkânın çok olmasıyla alakalı değil bence. Bu tamamen bilinçli bir ailede, daha çok da bilinçli bir annenin yetiştirmesiyle ilgili.
Bir insan lokantada yiyeceğinden fazla yemek istiyorsa ya da ihtiyacından fazla alışveriş yapıyorsa, tasarrufu bilmiyor demektir; bunun farkında değildir. Tam Bu da yetişme şekliyle alakalıdır. Ne konuda olursa olsun, ihtiyacından fazla ve gereksiz yapılan harcamalar; hem kendine, hem ailene, hem çevreye, hem doğaya hem de devlete zarar verir.
Düşünebiliyor musunuz; ödeme gücümüz var diye oturduğumuz odanın lambasıyla birlikte bütün evin ışıklarını yaktığımızı ya da bulaşık makinesi dolmadan birkaç tabak koyup makineyi çalıştırdığımızı… Bu hem enerji kaybı hem su kaybıdır. Peki bu kime zarar? Hem cebine, hem ailene hem de devlete. Sen bunu ödeyebilirsin ama bu imkânı sana sunmak için devlet ne yapıyor, ne bedeller ödüyor?
Çöpe giden bunca yiyecek, içecek, boşa giden enerji ve su… Hepsinde herkesin hakkı var. “Sadece ben parasını ödüyorum, kime ne?” diyemeyiz. Bu o kadar basit değil.
Bu sadece okullarda öğretilecek bir konu da değil. Çünkü okulda ne kadar anlatılırsa anlatılsın, çocuk eve geldiğinde bunu uygulaması için sen örnek olmuyor, uyarmıyorsan; çocuk evde görmediği için belki bir süre dikkat eder ama sonra unutur. Ailenin bu bilinci çocuğa vermesi çok daha önemli. Bazı şeyler okullarda öğretmekle yeterli olmuyor.
Sadece enerjide, sadece maddi şeylerde mi tasarruf yapmamız gerekiyor? Bence hayatımızın her alanında tasarrufa ihtiyacımız var.
“Ben tasarruflu olmuşum, bir tek ben mi kurtaracağım bu ülkeyi?” de diyemeyiz. Burada bir büyüğümüzün sözü aklıma geliyor. Seçim zamanı oy isterken konuşmasını hep şöyle tamamlardı:
“Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir devleti kurtarır.”
Belki attığımız küçük bir adım dünyayı tek başına kurtarmayacak; ama çocuğumuzun zihnine düşen bir damla bilinç, yarının selinin yönünü değiştirecek. Bugün kapattığımız bir ışık, yarın söndürülmeyen bir umuda dönüşecek. Bugün çöpe atmadığımız bir lokma, yarın başkasının duası olacak.
Tasarruf sadece kısmak değildir; emanete sahip çıkmaktır. Bize bırakılanı hoyratça tüketmemek, bizden sonrakilere de bir pay bırakabilmektir. Ve belki de en büyük kazanç; cebimizde kalan para değil, çocuklarımızın yüreğinde büyüyen sorumluluk duygusudur. Çünkü bir gün her şey bittiğinde, geriye ne kadar harcadığımız değil, nasıl yaşadığımız kalacak.
Selam olsun; enerjiden, sudan, ihtiyaç fazlası gereksiz harcamalardan tasarruf edenlere ve bunu çocuklarına alışkanlık hâline getirmeye çalışanlara…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.