MİLLİ EĞİTİME SAHA İÇİN ÖNERİLERİMİZ

Son yaşanan olaylar, o yaşanan acı olayları protesto girişimleri, atılan sloganlar, oluşturulmak istenen olumsuz ortam girişimleri... Neyi amaçlıyor? Ülkeyi karıştırmak kime hangi yararı sağlar? Üstelik bu eylemi yaptılar. Yavrularımızı emanet ettiğimiz eğitimciler... Düşündürücü bir durum...

Sabırla bekliyoruz… Ülkenin birçok konusunda, İKTİDAR TARAFINDAN radikal tedbirler alınmaktadır. Bu tedbirlerin devamı olarak; Milli Eğitim Politikasında atılımlar, beklenmektedir.

Ortaöğretime yönelik, meslek okullarının; meslek kuruluşları ile irtibatlı olarak hem meslek sahibi olması hem öğretim görmesi uygulamalarını, destekliyoruz. Böylece hem teori hem pratik iç içe olarak; eğitim süreci devam edecektir.

GEÇMİŞ YILLARDA DEVLET TEŞVİKİNİN DEVREYE GİRMESİ İLE, MESLEKİ TEKNİK ANADOLU LİSELERİNE KAYIT YAPAN ÖĞRENCİ SAYISI ARTMIŞTIR. DEVLETİN MADDİ DESTEK VEREREK TEŞVİK ETMESİ BU SÜRECİ HIZLANDIRMIŞTIR.

Eskiden yaşandığı gibi; katsayı farkı, ayrıcalıklarının bir daha hiçbir zaman gündeme gelmemesi sağlanmalıdır.

Özel yurt yönetmelikleri gözden geçirilerek; yeterli kadar denetim yapılmalıdır. Bu hem yüksek okul yurtları, orta öğrenim yurtları için de geçerlidir. YURTLAR ANARŞİYE DESTEK VEREN ÖĞRENCİLERİN MEKANI OLAMAZ, OLMAMALIDIR...

Özel ve bağımsız anaokulları, kreşler, kontrolsüz bir şekilde çoğalmaktadır. İsteyen istediği yerde, açmaktadır. Bu işin hiçbir eğitiminİ dahi almayanlar, senelerden beri; bu işi yapmaktadırlar. Yapmaya devam etmektedirler. Sağlıksız bir yapılanma gibi gözükmektedir.

İngilizce öğrenimi kadar; Türkçenin en güzel şekilde öğretilmesi şarttır. Osmanlıca eğitimi teşvik edilmelidir. Tarihimiz orada yatmaktadır. Osmanlı Arşivlerinin önemi genç nesillere anlatılmalıdır. Bu arşivlerde çalışacak personel için, yeterli yüksek okul açılmalıdır. Seçmeli ders uygulaması; daha ciddi ve yararlı bir şekilde uygulanmalıdır. Gençlerimiz; Dini bilgilerini, Devlet okullarından, Devletin yetiştirdiği öğretmenlerden, öğrenmelidir. Gelişen olaylar göstermiştir ki, Arapça eğitimine, en az İngilizce kadar, ağırlık verilmelidir. Her anlamda, bu dile ihtiyaç hissedilmektedir.

Tarihimiz, medeniyetimiz, yeteri kadar tanıtılmamaktadır... Bu eğitim kurumlarından yetişen nesiller nasıl Vatan, Millet, Bayrak, Din, Devlet, kavramlarına karşı kin ve nefretle bakarlar. Eğitim kurumları böyle bir genç nesil yetiştirme gayreti içerisinde olamazlar. Olmamalıdırlar. Bir nevi Baskıncı, işgal kültürü saldırısı altındayız. Vahşi kapitalizmin yaşama, düşünme, davranma, biçimi dayatılmaktadır. Asla kabul edilecek bir durum değildir. Eğitim kurumları bu gerçeği görmelidir...

Öncelikle, Talim Terbiye Kurulunun yapısı yeniden ele alınmalıdır. Bugün bile; hala terör örgütüne dolaylı destek veren, şair ve yazarların ders kitaplarında olmaması gerekir. Müfredat programları, inceden inceye elenerek; işe yaramayan bilgi ve belgelerin çıkarılması gerekir. Ders kitaplarının oluşumunda; gerekli özenin gösterilmesi şarttır. Bilgi ve beceri vermekten uzak olan, konu ve konumlar derhal çıkarılmalıdır. Böyle önemli kurumlara; bu işin uzmanı olan, işi bilen insanların atanması gerekir.

Hala ders kitapları, yardımcı kitaplar dışında veliye zorla yeni kitap aldırma çabası içerisinde olan öğretmenler denetlenmelidir.

Eğitim, öğretim süresi içerisinde; ders saatleri azaltılmalıdır. Öğrenci bıktırıcı ve yorucu ders ağırlığından kurtarılmalıdır.

Üniversite sınavlarında çıkan sorular; tamamen müfredat programının içeriğinde olan konulardan seçilmelidir. Öğrenim süresince görülen tüm derslerden, soruların çıkması gerekir. Soru seçmelerinde; Sadece belirli derslere verilen ağırlık, öğrenciler açısından, gereksiz kabul edilen dersler, kategorisi oluşmasına neden olmaktadır. Böylece; hem O, ders hem de O, dersin öğretmeni bir nevi dışlanmış olmaktadır. Bu kabul edilebilir, bir durum değildir. Okutulan her dersten dersin haftada ve eğitim sürecinde işlenen saati kadar tüm sınavlarda soru çıkarılmalıdır. Sonuçta Üniversite sınavı, bir sınavdır. Orası öğrenme makamı değildir. Yeni öğrenmelere, eğitimlere kapı açacak konumda olmalıdır.

Bu uygulama hayata geçtiği zaman; Ayrıca Üniversiteye hazırlık kurslarının, fazlaca önemi olmayacaktır. Devletin kendi müfredat programına uygun sorular sorulacağı için; Okullarında verdikleri ilave kurslar, yeterli olacaktır. Böylece bir nevi, eşitlik sağlanmış olacaktır.

Son yıllarda ÖSYM sınavına girecek öğrenciler, sınavı bahane ederek okullardan uzaklaşıp, etüt salonu denen yerlere, kütüphanelere kendilerini atmaktadırlar. Buna çözüm üretilmeli, lise son sınıfın öğretim süreci gerekirse daraltılmalıdır. Böylece bütün taraflar bir sıkıntıdan, yükten kurtulmuş olurlar. Yoksa sıkıntılar kangren olabilir.

Yetenek ve beceri seçmeleri ile alınan, yüksek okullarda; sınav ciddiyeti sağlanmalıdır. Bu sınavlarda da öğrencilerin lise yıllarında aldığı eğitimin katkısı, başarısı, unutulmayacak; başar ödüllendirilecektir. Böylece genç lise hayatı boyunca başarısının Üniversite hayatını etkileyeceğini bilerek hazırlanmak zorunda kalacaktır. Yani resim dalına giriyor ise, lise yıllarındaki resim notları, başarıları devreye sokulabilir. Bir değerlendirme ölçüsü olarak kabul edilebilir.

Gençler, orta öğrenimden itibaren; müzik, resim, beden eğitimi gibi; beceri ve yeteneğe dayanan derslerden birisini seçmelidir. Seçtiği ders üzerinde yoğunlaşmalıdır. Böylece resim dersini seçen bir genç; müzik ve beden eğitimi dersleri almayacağı için; O derslerin ders saatini de resim dersi olarak kullanacaktır.

Ortaöğretim başarı puanı, ÖSYM kazanma açısından; çok önemli bir konuma getirilmelidir. Kısacası, öğrenci başarısı; Lise yıllarından itibaren ödüllendirilmiş olur. Gencin geleceği; üç saatlik bir sınavla belirlenmemiş olur. Yoksa; son dönemlerde yaşadığımız olumsuzlukların olması, kaçınılmazdır.

Üniversite tahsilini, kendi şehrinde okumak isteyen öğrencilere teşvik için, ek puan düzenlemesi yapılabilir. Bu hem Devlet için hem Aile için önemli bir karar olur.

Önceden uygulanan, Üniversite sınavları sonrası; özel Üniversitelere öğrenci alınırken düşük puanlarla, Üniversiteye kayıt yaptırma ve okuma şartının önüne geçilmesi gerekir. Belirli bir taban puanı ortaya konmalıdır. Bu da aynı bölümün Devlet okullarının aldığı puandan, çok fazla düşük olmamalıdır. Bu teklif bütün yüksekokullar ve fakülteler için; geçerlidir. Böylece; Lise tahsil hayatının, ciddiyeti bir kez daha öne çıkarılmış olur. Bunu engellemek için son yıllarda taban puan uygulaması getirildi, ama aradaki puan farkı çok yüksek. Onu daraltmak gerekir. Okulların kalitesi de böylece yükselmiş olur.

Özel liseler olaya ticari açıdan bakmak yerine, başarı odaklı bir yapılanmaya dönmelidir.

Mecburi eğitimde var olan sıkıntıların giderilmesi için, üzerinde çalışılmalıdır. Örneğin 4+4+4 Uygulamasında ilk öğretimin beşinci sınıfına giden bir öğrenci özellikle ikili öğretim gören okullarda, genellikle sabahçı uygulaması yapıldığı için, öğrenci birdenbire sabahçı olarak okula devam sürecine tabi olur. Bu durum öğrenciyi çok yıpratmaktadır. Uzun bir müddet uyum sağlayamıyorlar. Çünkü sabahları erken kalkmak, o yaşlardaki çocuklar için çok zor bir durumdur. Üstelik günlerin kısaldığı zamanlarda, aileler için de ayrıca bir sıkıntı kaynağı olacaktır. Okula bırakmak zorunda kalacaklardır. Herkesin servis imkanı yoktur. Ya buna bir çözüm bulunmalı yahut beşinci sınıflar öğleden sonra bir yıl eğitimlerine devam ettirilmelidir. Ayrıca ortaokul devresine başlayan beşinci sınıf öğrencileri gelişim sürecindeki üst sınıf öğrencilerinin baskılarına maruz kalmaktadırlar.

Kısacası zorunlu eğitim tekrar gözden geçirilmelidir. İlla herkesi bu süreçten geçirme gayreti bir kenara bırakılmalıdır. Sayın Bakan bir söyleşi de bu sürecin azalacağından söz etmişti. Merakla bekliyoruz. 4+4+4 ne zaman revize edilecektir.

Okullarda Disiplin yönetmeliği, gözden geçirilmelidir. Gereken nizamın sağlanmasına yönelik; çalışmalar yapılmalıdır. Öğrenci O, yaşlarda hal ve hareketlerini kontrol etmesi gerektiğini bilmelidir. Olumlu hareketler teşvik edilmeli ve ödüllendirilmelidir. Yoksa okullardaki olumsuz durumların önüne asla geçilemez.

Güvenlik konusu çok önemlidir...

Öğrencilerin sınıf tekrarı yapmasına yönelik uygulama kaldırılarak, birkaç dersten sorumlu olarak bir üst sınıfa devamı sağlanmalıdır. Ders geçme gibi bir sistem devreye sokulabilir. Sınıf tekrarı gençler üzerinde çok sıkıntılı bir durum oluşturmaktadır. Gençler kontrolden çıkar, yanlış yollarda kendini bulabilir. Bunun mutlaka önüne geçilmelidir. Hatta kimi sınıf tekrarlarının öğretmen kaynaklı olduğunu da düşünürseniz, bu gerçekten telafi edilmesi gereken bir konu olarak önümüzde durmaktadır. Biz insanımızı kazanmak zorundayız. Kaybetmek çok kolay bir durumdur. Oysa başarısız öğrenci yoktur. İyi yönlendirilemeyen, bilgi ve becerisi, kabiliyeti tespit edilemeyen öğrenci vardır. Futbol kabiliyeti iyi olan bir öğrenciyi matematik dersinden başarısız diye okuldan uzaklaştırmak, akıllı bir durum değildir. Bunların mutlaka düzeltilmesi gerekir.

Eğitim ve Öğretim sürecini yaşayan gençlerimiz; hayat ile içi içe geçmiş olan tavır ve davranışları yeteri kadar algılamamaktadır. O nedenle; Toplum içerisinde bu hal ve hareketlere uyum sağlayamaması, tenkit edilmektedir. Yaşlılara yer vermemek, çevreye saygılı olmamak, resmi bir işin takibinde zorlanmak, gibi. Bu açığın görülerek; telafisine yönelik çalışmalar, yapılmalıdır. Pratik hayat uygulaması dersi, verilebilir. Başka bir uygulama ile önceden belirttiğim gibi lise birinci sınıf seviye hayata hazırlık sınıfı olarak uygulama alanına girebilir.

Bütün bu durumlar gençleri hayata hazırlayan pratik bilgilerin verildiği, hayatın her alanında uygulanan davranış biçimlerini kazandırmaya yönelik uygulamalı eğitimler almalıdırlar. Bir nevi sosyal hayat içerisinde nasıl davranacaklarının uygulanarak öğretilmesi gerekir.

Evet önerilecek çok şey var. Ancak önemine binaen bazılarının altını çizerek belirtmek istedim. Çünkü Eğitim Öğretim süreci sürekli devam eden bir akış olması gerekir. Asla durmayı yerinde saymayı kabul edecek bir konu değildir. Mutlaka bu akılın doğru ve düzenli bir şekilde denetlenmesi gerekir. Ola ki, yanlış yönlere gitmesin...

İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir,

sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır...

Yunus Emre'ye göre ilim okumak ve bilmekten maksat irfanı bilgidir ve insanın kendi özünü bilmesidir.

KENDİ ÖZÜNÜ BİLMEYEN KİŞİNİN KENDİNİ SORGULAMASI GEREKİR...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Orhan Arslan Arşivi

Savaş Gerçeği Ekonomik Ortamı Etkiledi

06 Nisan 2026 Pazartesi 09:04

Gücünüz varsa sözünüz dinlenir

30 Mart 2026 Pazartesi 09:29

BAYRAM BAYRAMDIR

15 Mart 2026 Pazar 11:46

BATILI DEVLETLERİN GERÇEK YÜZÜ

02 Mart 2026 Pazartesi 15:30

Dini eğitim birilerini neden rahatsız eder

23 Şubat 2026 Pazartesi 10:03

Ramazan ayı rahmet ayıdır

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:10

Yeni ücret politikaları belirlenmelidir

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:53