Talha Gurbetçi

Talha Gurbetçi

Öğretmenlik Fedakarlık İster

Evet, samimiyet ister... Okulu ve öğrencileri sevmek en başta gelen bir görevdir. O nedenle çeşitli bahaneler ile öğrencilerin dersleri boş bırakılmamalıdır... Aynı zamanda, öğretmen bir Anne, Bir Baba, bir kardeş,bir arkadaş olmalıdır... İşte o zaman istenilen ortam hazırlanmış olur.... Verilen her görev severek, isteyerek yapılır... Aksaklıklar olmayacak mı? Elbette olacak... Her ailede bile sıradan konular, bazan yanlış anlamalar sbep olabilir...

Gemerek Lisesinden Sivas'a tayinim gerçekleşti. Yıl 1980, aylardan ekim...

GAZİ LİSESİ yeni açılmış bir Lise idi. Öğretim yılı başı olduğu için; okul henüz açılmış gibi, sayılmazdı.

Geçen sene ilk defa tedrisata başlayan okulda, sadece lise birinci sınıflar mevcuttu. Lise birler, bu sene lise iki olmuşlardı. Henüz lise 3. Sınıf yok idi.

Ayrıca, Önceki yıl ihtilal öncesi dönemin yaşandığı bir yıl idi. Acı ve tatlı anıları vardı.

Bu sene, okul ihtilalin arkasından eğitime başladığı için, müthiş bir sessizlik hakimdi.

Ben, hem ahlak, hem Din Dersi hem de; lise ikinci sınıfların psikoloji derslerine girmekte idim. İlerleyen yıllarda bu okulda Felsefe ve sosyoloji derslerine de ben girdim. Böylece Lise sınıflarında ders gören tüm öğrenci kardeşlerimizle, tanışma imkanımız olmuştu.

Öğrencilerle yakından irtibat kurmak için, spor salonu müthiş bir imkandı...

Okul yeni olduğu için; imkansızlıklar fazla idi. Ancak, benim için, spor salonu, güzel bir mekan olmuştu. Liseli yıllardan itibaren spor etkinliklerine katılan birisi idim. Amatörce futbol, voleybol, güreş, tekvando çalışmalarımız olmuş. Müsabakalara katılmıştım.

Okulda ders verdiğimiz zamanların haricinde, boş vakitlerde;
Bir taraftan spor etkinliklerimiz, devam ediyordu. Güzel ve iddialı bir voleybol takımı oluşturmuştum. Gençler; azimli ve kararlı idi. Müthiş bir enerjileri vardı. Bu enerji onlara, direnç kazandırıyordu. Öğrencilerle olan dostluğumuz ilerledikçe; gençler spordan mutluluk duymaya başlamışlardı. Okul maçları; birkaç günde bitiyordu. Gençler daha uzun soluklu, maçların fazla olacağı; bir mücadele ortamı bulmak istiyorlardı.



Bu amaçla şehrimizin amatör takımlarından salon sporu olarak, voleybol takımı olmayan bir kulüple anlaştım. Voleybol karşılaşmalarının sorumluluğunu ve yönetimini bize bıraktılar. Biz de, büyük bir heyecanla işe koyulduk. Öğrencilerin yaşları küçük olduğu için; yıldızlar, gençler ve hatta büyükler kategorisinde, aşağı-yukarı aynı takım sahada oluyordu.

Göze hoş gelen oyunumuz spor seyircisi bile; çekmeye başlamıştı. Sivas şampiyonlukları, bizi gruplara taşıyordu. Senelere göre; MANİSA, BOLU, KAYSERİ, MERSİN gibi illere, grup maçlarına gitmiştik.

Hafta sonları, bizim takımla voleybol maçı yapmak için; takımlar, sıraya girmişti. Okul spor salonu, bu etkinliklere, çok şahit olmuştur. Üniversite takımından tutun, eski voleybolcuların oluşturdukları amatör gruplar bizimle maç yapmak için, okulun salonuna geliyorlardı.

Spor kulübü adına, Benim idareci olarak gittiğim; Manisa karşılaşmalarını unutmam, mümkün değildi.

Manisa şehrine uzun bir tren yolculuğundan sonra, ulaştık. O, zaman Manisa küçük bir şehir. Henüz Vestel yatırım yapmamıştı. İzmir yolunun alt tarafı boştu. Nüfus yaklaşık olarak 125 bin civarında idi. Şirin ve yeşillikler içerisinde bir şehir idi. O zaman merkez nüfusu yüz binin biraz üzerindeydi.

Biz bir otele yerleştik. Dinlendikten sonra, akşam üzeri sporcularla; Yemek için dışarı çıktık. Gençlerin üzerindeki elbiselerde; Sivas Voleybol yazıyordu.

Şehrin merkezinde, öyle gezerek yemek yiyecek yer arıyorduk. Birden, yanımızda bir polis arabası durdu. Arabadan inen polis memuru arkadaş;

- Hayrola hem şehrim, buralarda ne işiniz var?

Sonradan Sivaslı olduğunu öğrendiğimiz, bir memur arkadaş; bizimle çok ilgilendi.

Ben de, durumu anlattım. Lokanta aradığımız sordum. Bize;

- Bu saatte buralarda lokanta bulamazsınız, dedi. Şaşırmıştık.

- Lokantalar, bu saatte kapalıdır…

- Eğer akşam üzeri yemek istiyorsanız; buradaki lokantalardan biri ile anlaşın, size yemek hazırlasın, Akşamleyin gelin ve yiyin, dedi.

O akşam, otele döndük. Hazır bir şeyler ile; yemek ihtiyacını karşıladık.

Diğer günlerde anlaştığımız bir lokanta ile; yemek işimizi çözümledik.

Spor salonuna gittiğimiz zaman; bizim sporcuları bir heyecan sardı. Bizim gençlerin hem yaşları küçüktü, Hem tecrübeleri yoktu. Hem de; karşı takımların, mevcut konumları, havaları, malzemeleri bile; bizim çocukları etkilemişti.

Rakiplerimiz; Güney Sanayi- ADANA, Makospor-BURSA, Çaykur RİZE, idi.

İlk maçımız Güney sanayi ile, idi. Öyle bir şey oldu ki; beni şaşırtan. Takımda en çok güvendiğim bir genç kardeşim.

- Hocam, beni ilk altıda oynatma, dedi.

- Tamam, dedim. Maç başladı.

İlk setin ilk zamanlarında; bizim gençlerin adeta dizlerinin bağı çözüldü. İlk sayılar acımasız bir şekilde ilerliyordu. Biz, sanki; sahada konu mankeni; gibi, idik.

Setin ortalarına doğru; takımımın en küçük boylusu olan ve pasör olarak görev yapan kardeşim; karşı takımın, en uzun boylu adamının smacını, blokla durdurdu. Bu hareket, bizim takımın suratına inen bir şamar gibi, oldu. Mücadele gittikçe kızıştı. Sahaya girmek istemeyen kardeşim de; sahaya girdi. İlk seti iki sayı alarak bitirdiğimiz aklımda idi. Ancak, Son sette; Rakip takım, karşısında 13 sayı almıştık. Maç sonu gençlere güven geldi.

Orada bir maç kazandık. Benim takımımın ilk grup maçıydı. İlerleyen yıllarda, senelerce şehrimizde; hem yıldızlar, hem gençler alanında, şampiyonluklar yaşadık.

Bir Okul spor salonunda başlayan maceramız; yıllarca devam etti. Kuvvetli dostluklar edindik. Gençlerle, irtibatımız, mükemmel oldu. Abi, kardeş ilişkisi içerisinde, bu ilişki; Ben O, okuldan ayrılana kadar, devam etti.

Ayrıca futbol takımını çalıştırdığımız ilerleyen yıllarda, Futbol Takımı il birincisi olmuştu. Amasya şehrinde grup maçlarına gittik. Orada ikinci olmuştuk. O takım içerisinde de, yer alan tüm dost ve kardeşlerimizle ilişkilerimiz, senelerce devam etti.

Evimiz, soframızı açmıştık. Aileleri ile irtibatımız vardı. Bu spor salonu, kadim dostlukların oluşmasına neden oldu.

Güzel günlerdi… Bu anıları paylaşmak bile, bizleri mutlu ediyor...

Öğretmenlik fedakarlık gerektiren bir meslektir. Örnek olmak en temel gayedir...Ticaret değildir...

Bugün toplumun her kademesinde her meslek dalında yüzlerce öğrenci kardeşlerimizle irtibatımız devam etmektedir. Bu hal, bizleri ömür boyu mutlu edecek bir durumdur. Verdiğiniz emeğin karşılığını almak kadar güzel bir duygu olamaz... Hem madden, hem manen huzur vermektedir...

İşte bu günleri bugün bile, özlemle yad ediyorsak, yüzünüzde bir tebessüm oluyor ise, görevimizi yerine getirmenin mutluluğunun ifadesidir.

Güzel günlerdi... Hesapsız, hasbi...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Talha Gurbetçi Arşivi

YARDIMLAŞMAK İNSANİ BİR DAVRANIŞTIR

16 Mart 2026 Pazartesi 10:42

2002 YILINDA YAŞANANLARI HATIRLAYALIM

26 Şubat 2026 Perşembe 13:43

Sivas ellerinden dostlara selam

07 Ocak 2026 Çarşamba 09:29

Eğitim Öğretim Dayanışma İster

24 Kasım 2025 Pazartesi 09:21