Kasım DEMİR
TÜRKİYE’YE İLAHİ DİNLETEN ADAM!
Bu Ramazan ayının iki tane Kahramanı var. Birincisi Celal Karatüre adında bir delikanlı. Onu yeni tanıdık. Adam memleketi salladı arkadaş. Televizyonda, sosyal medyada görür görmez seviyorsunuz. Kara kaşlı, kara gözlü, kara sakallı sevimli bir delikanlı. Gözlerinin içi gülüyor. Bakıyorsunuz bazen bir evde, bazen bir mağazada veya bir merdivenin basamaklarında bazen de bir sokakta gözlerinizin içine bakarak ve bütün safiyetiyle ilahi söylüyor.
Arkasında yine onun gibi temiz iki delikanlı "Allah" diyerek vokal yapıyor ve tef çalıyorlar. İnsan bu kadar mı sevimli olur? Görür görmez onları kalbime sokasım geldi. Müziğe yabancı olmadıkları belli. Roman asıllı olduğunu söylediler. Daha çok sevdim. Bundan sonra bakın siz Roman asıllı sanatçılara. İlahi söyleme yarışına girsinler da seyredin.
Söylediği ilahiler bütün çocukların dilinde. "Allah Allah" diyerek tempo tutup koro halinde hopluyorlar. Duyunca ben de onlara eşlik edesim geliyor.
Dünya yanıyor. Canımız burnumuzda. Biraz neşeye ihtiyacımız vardı. Sağ olsun bu kardeşimiz imdadımıza yetişti.
Kara Celal evladım, ömrüne bereket. Sesine kuvvet.
Aha geldik, gidiyoruz, insanımızın gönlüne girecek bir şey yapamadık.
Adam iki satırlık bir ilahi ile memleketin gündemine oturdu.
Baktım birisi sosyal medyada bizim Kara Celâlı eleştiriyor. Zoruna gitmiş efendinin. İlahilerin içini boşalttılar diyor. Güldüm.
Bu çocukların okulda, sokakta evde Kara Celâlı taklit etmeleri yok mu, işte onlar buna dayanamıyorlar.
Küçük çocuklar "Kabe'de hacılar hu der Allah" diye bir hopluyorlar. Aman Allah'ım. Onlar "Allah" dedikçe benim yüreğim yağ bağlıyor. Lakin onları gören malum çevreler, dedim ya adeta çıldırıyorlar. Ondan sonra da bildik bildiriler imzalıyorlar.
Şu laiklik bildirisi var ya onu kastettim. Bildiriye şöyle bir göz attım, tebessüm ettim. Laiklik gidiyormuş, şeriat geliyormuş, falan filan. "Kellim kellim la yenfa" derler ya.
İmzalayanlara baktım. Ulan arkadaş insan hiç mi tekâmül etmez, hiç mi kendini geliştirmez. Bunlar bizim bıraktığımız yerde otluyorlar. Eski Türkiye'nin eski solcuları; feministler, komünistler, sendikacılar, artistler, boş politikacılar, emekli şairler, prostatlı yazarlar. İslâm, Müslüman, Allah, Peygamber, Kur'an deyince bunlar bir hoş oluyorlar. Bunların birçoğunun teneşire borcu kalmış ihtiyarlar olduğunu gördüm. Bugün değilse yarın teneşir borcunu ister, bakalım o zaman ne yapacaklar?
Bunları yazarken İzmir’de bir grup işini gücünü bırakmış yağmur altında, "Karanlığa teslim olmayacağız" diye slogan atarak yürüyorlar. Tabi canım biz sizi bilmez miyiz? Siz yıllardır pisliğe kendi isteğinizle teslim olmuş adamlarsınız. Hiç başka şeye teslim olur musunuz? Doların ucunu görünce ne taklalar attığınız da malumumuzdur.
Bu ayın kahramanlarından biri de Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin. Ne yaptığını sormayın. Sadece şu takozların ne dediğine bakın yeter. Onlar beğenmiyorsa ve karşı çıkıyorsa ortada çok güzel şeyler oluyor demektir. Tecrübeyle sabittir. Adam okullarda Ramazan Ayının teşrifiyle küçük programlar hazırlanmasını emir buyurmuş. Vay sen misin bunu diyen. Salya sümük saldırıya geçiyorlar. Zavallılar her şey eskisi gibi zannediyorlar. Ortalığı ayağa kaldırınca asker etkilenecek, yargı uydurma iddialarla ortaya düşecek, bunu yapanları mahkemelere dolduracak zannediyorlar.
Zaman eski zaman değil. Geçti oğlum geçti. Bu günler sizin ellerinizi ovuşturarak dindar insanların avlanmasını seyrederek dört köşe olduğunuz günler değil.
Askerin Ramazanı hararetle nasıl beklediğini bilmiyorlar akılsızlar. Hakimlerin kısmı ekserisinin oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, adaletten şaşmamak için azami gayret sarf ettiğini bilmiyorlar.
Ne bilecekler şaşkınlar!
Kervan bütün azametiyle yoluna devam ediyor. Durdurmanız mümkün değil.
Bırakın da orucumuzu rahat rahat tutalım…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.